Yeni sömürü aracı: Mezhep savaşları

A+A-
Esfender KORKMAZ

Yemen’in nüfusu 25 milyondur. Şimdi Yemen’de şii -sünni iç savaşı yaşanmakta. Bu savaş nerdeyse bölgedeki İran ve Suudi Arabistan dolaylı çatışmasına  ve  bunları destekleyen güçlerin müdahalesine dönüştü.
Musavi Humeyni, İran’daki  devrimin amacını  islamı yaymak  olarak açıklamıştı. Yani İran devriminde halkın refahı, demokrasi ya da insan hakları değil, şii mezhebini yaymak hedef alınmıştı.
Suudilerin hedefi de kendi krallığını korumak için vahhabiliği ayakta tutmaktır.
Tarafları destekleyenlerin hedefi de bu ülkelerin kaynaklarını kullanmak yani bu ülkelerde sömürü kurmaktır. Yani bu kavgaların altında da  siyaset yatmaktadır.  
1618 ile 1648 yılları arasında  Avrupa’da  Protestan-Katolik mezhep savaşları patlak vermiş ve Avrupa’daki bütün ülkelerde bu savaşlara katılmıştır. Bu savaşlar bir Protestan mezhep kavgası olsa da, savaşan devletlerin çoğu dinsel değil siyasî amaçlar için savaşmıştır.
Bu gün islam ülkeleri ikiye ayrılmış... Şii olanlar ABD karşıtıdırlar ve  Rusya ile yakın ilişki içindeler... Sünni olanlar ABD yanlısıdır  ve ABD ile hareket etmektedirler.  Bu çizgide kutuplaşma da giderek artmıştır. Ve herkesin amacı etki altına aldığı  ülkeyi sömürmektir. Bunun için emperyalistler mezhep kavgalarında arabulucu değil, taraf oluyorlar.
Mezhep savaşlarından
ortaya  üç sonuç çıkıyor:
* Savaşı organize edenlerin asıl amaçları siyasidir. Dini ve mezhepleri kullanıyorlar. Radikal düşünenler bunların kullandıkları birer araç oluyor.
* İslamda mezhep kavgaları ve  dini anlayış farklılıkları, toplumları ümmetçilik  adı altında birleştiremez. Bu güne kadar da birleştirmedi. Bu nedenle Milliyetçilik tek  birleştirici unsurdur. Arapların anlaştığı noktalarda Arap Milliyetçiğinde oluyor.
* Bu çatışmalar İslam Ülkelerinin emperyalistler güçler tarafından daha kolay sömürülmesine yol açıyor. Radikal İslam ve Radikal Mezhepçilik, hem sömürü düzeni için altyapı oluşturuyor, hem de sosyal huzuru bozuyor.
* Radikal dincilik ve mezhep kavgaları, dini inançlara ve dindarlara zarar veriyor.
Bu gerçeği gördüğü içindir ki Atatürk, laik devlet anlayışına önem vermiş ve laikliği  sosyal  yapının temel yapı taşı olarak görmüştür. Aslında tüm radikal düşünce ve akımlar  Radikal dincilikle aynı kapıya çıkıyor. Söz gelimi geçtiğimiz yüzyıla siyasi akımlar damgasını vurmuştu... Radikal düşüncelerin toplumlara hakim olması sonucu örneğin Sovyetler Birliği’ne dahil ülkelerin yetmiş yılı heba oldu. Eğitim dışında sistem insanlara bir şey vermedi.. Nazi akımlarının ömrü çok uzun olmadı... Ancak insanlığa zararı dünyaya getirdiği maliyet daha da yüksek oldu.
Bütün bir dünya olarak, demokratik olmayan soysal ekonomik sistemlerin, yalnızca bir kişiye veya bir guruba hizmet ettiğini, insana hizmet etmediğini ve hatta insanlığa aykırı olduğunu çok geç anladık.
Bu nedenledir ki sağ-sol çatışması ya etnik çatışmalara dönüştü... Veya radikal sağ ve sol düşünceler yerine “insana hizmet” yükselen bir değer olmaya başladı. O günde var olan bu günde var olan... Bugünde değişmeyen tek şey, “İnsanın insanı sömürmesi” oldu.
Sonuç: Bir insanın başkasını sömürmesi, insanın doğasında var... Bu durum siyasete ve toplumların inanç dünyasına da yansıyor. Hangi sistem olursa olsun, insanlar birbirini sömürmenin yolunu buluyorlar. Bu düzeni kaldırmayı amaçlayan yeni bir dünya ve insanlık anlayışına ihtiyaç var.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları