Yenilenen AB

A+A-
Rauf DENKTAŞ

İrlanda, AB’ye yeni şekil verecek olan Lizbon Anlaşmasını nihayet onayladı. AB, kalıcı bir başkan seçebilecek ve en önemlisi, AB kriterlerine ve prensiplerine uymayan, AB bünyesi içinde uyumlu davranmayan bir üyeyi, üyelikten affedebilecektir.
Bilindiği gibi bazı önemli AB üyeleri Rumları  “Kıbrıs”  olarak üye yapmanın bir hata olduğunu açık kalplilikle kabul etmişlerdir. Buna rağmen AB, Yunanistan’ın şantajı ve Garantör İngiltere’nin kendi çıkarı için garantörlüğünü unutarak Rum müracaatını, bütün çağrımıza rağmen, veto etmemesi neticesinde AB ülkelerinin kara listeye almaları gereken eli kanlı, uluslararası antlaşmaları ve anayasasını çiğneyerek, Enosis için, ortaklık devletini yıkıp Türk ortağın haklarını gasp eden, terörist bir idareyi, ortaklık devletini temsil eden meşru hükümet olarak üye yapmak gafletine düşmüştür.
AB üyeliği Kıbrıs Rumlarını  “Kıbrıs’ın sahibi olduklarına ve Kıbrıs meselesinin 1974’de başlayan bir işgalden kaynaklandığına”  o kadar  inandırmıştı ki, Akritas Planında öngörülen Enosis yolunda, Makarios’un izinde, EOKA’dan ilham alarak korkusuzca ilerlemektedirler. Hristofyas’ın  “1960 Cumhuriyeti ortaklık değildi, Kıbrıs’ta tek halk vardır”  görüşü, garantilere karşı çıkışı, Kuzeyde yabancılara (Kıbrıs Hükümeti olarak) nüfus sayısı önermesi, tek devlette ve tek egemenlikte ısrarı; Maraş’a, Güzelyurt’a, Karpaz’a ek olarak  “üniter federasyon”  deyimi altında Kıbrıs’ın bütününden vazgeçmeyeceğini ilan etmiş olması, Talat-Hristofyas görüşmelerinin nereye götürülmek istendiğini kanıtlamaktadır. AB’nin Kıbrıs Rumlarını  “Kıbrıs’ın sahibi, Kıbrıs’ın milleti, Kıbrıs’ın meşru hükümeti”  olarak üye yapmış olması, bugüne kadar, bu yanlışı düzeltmek imkanı olmadığı için devam etmekle kalmamış, gerçeklere gözlerini kapamayı yeğleyen bazı AB üyeleri, üye yapmak istemedikleri Türkiye’nin önüne Kıbrıs meselesini koymak suretiyle büyük bir oyun oynamaya başlamışlardır.
Şimdi AB’nin elinde AB kriterlerine uymayan üyeleri AB üyeliğinden af etmek yetkisi vardır. AB’nin şuursuzca veya kasıtlı olarak Türkiye’nin önüne Kıbrıs meselesini koyma siyasetine verilebilecek tek yanıt  “Kıbrıs”  dedikleri üyenin Kıbrıs’ı temsil etmediğini ve bu  “Kıbrıs’ın”  haritada var olan, hiçbir Avrupalının, hiçbir insanın kabul edemeyeceği hunharca cinayetler işleyerek uluslararası antlaşmalarla oluşan bir ortaklık devletini yıkmakla kalmadığını; hiç utanmadan, Yunanistan’ın şantajına dayanarak yıktığı, yok ettiği ortaklık devletinin adını gasp ederek üyelik talebinde bulunduğunu; bu üyeliğin AB kriterlerine, insan haklarına aykırı, yanlış, kabul edilemez bir üyelik olduğunu savunmak hakkımız doğmuş bulunmaktadır.
 Türkiye ve KKTC, Kıbrıs’ta kalıcı bir uzlaşma için, AB üyeliği ile taçlandırılmış olan eşitsizliğin ortadan kalkması gereğini savunmalı ve AB’den  “Kıbrıs”  dedikleri eli kanlı, sicili bozuk Rum ortağın ihracında ısrar edilmelidir. Herhalde  “Kıbrıs’ı üye yapmakla hata yaptığımızı anladık”  diyen dost ülkeler, bu önerimizin kabul edilebilir olduğunda mutabık kalacaklardır. Hele, Türkiye’nin AB üyesi olması için çaba harcayan dost ve müttefik ülkeler bu konuda, taraflar arasında 1960 Antlaşmalarının öngördüğü iç ve dış dengelerin yeniden ihdası için bunun kaçınılmaz bir ihtiyaç olduğunu teyit edeceklerdir.
Kıbrıs meselesi 45 yıldır halledilmiyor çünkü adalet terazisi Rumların lehine geliştirilmiştir. Çünkü kimse  “bu Kıbrıs meselesi nedir?”  sorusunu sormamış, meseleye gerçekçi bir teşhis koymamıştır.
 Bizi yok oluş uçurumuna götürmekten başka bir işe yaramayacak olan Talat-Hristofyas görüşmelerini  “Kıbrıs üye mi, değil mi?”  çizgisinde noktalayıp Rum idaresini, sahtekarlıkla elde ettiği AB üyeliğinden dışlamak için elden geleni yapmaya başlayalım.

Yazarın Diğer Yazıları