Yerelde "hep bana, hep bana" ittifakı

A+A-
Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Milletvekili ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kapsayan "Al başkanlığı, ver Meclis'e giriş kartını" ittifakını anladık da yerel seçim nasıl olacak diye soran sorana...

Rivayet muhtelif...

Yerel seçime her partinin kendi adayıyla gireceğini söyleyen de var (ki neredeyse yok gibi bu ihtimal)...

MHP'nin İstanbul ve Ankara başta olmak üzere hali hazırda AKP'nin elinde olan belediyelerde AKP'nin adayını destekleyeceğini, AKP'nin de Adana, Mersin ve Manisa'da MHP'nin adayını destekleyeceğini, CHP'nin elindeki şehirlerde de anketlerle belirlenecek bir ortak aday üzerinde uzlaşılacağını söyleyen de var...

AKP'nin güçlü olduğu, cepte gördüğü belediyelerde ittifaka gitmeyeceğini, ittifakın diğer iller için gündeme geleceğini söyleyen de var (ki geride kalan 16 yılda iktidarı azıcık tanıdıysak; fıtratına en uygun olan da bu galiba) ...

Oh ne ala, 'benim olan benim olmaya devam etsin ama senin olana ben de ortak olurum'; kimse sormaz mı bu nasıl "ittifak" Allah aşkına!

***

Yerel seçim takvimi başladığında bu rivayetlerden hangisi "gerçek" olur, Türkiye gibi, en sıkı fıkı ortaklıklar da dahil her şeyin 24 saatte ters yüz olabildiği -neticede bir 'aldatıldım'a bakar- bir ülkede, bunu şimdiden tahmin etmek hayli güç...

Dolayısıyla ne olur bilemem ama ne olmayacağına dair tahminde bulunmak için Nostradamus'la kan bağına da gerek yok!

AKP'nin, MHP'ye az farkla/yahut kapatabileceğine inandığı bir farkla kaptırdığı belediyelerde gözü olduğu sır değil; sağır sultan biliyor...

Kimse kendini kandırmasın, AKP, bu belediyeler için öyle kolay kolay "al canım, tepe tepe kullan" demeyecektir MHP'ye; bunun sinyallerini vermeye başladı bile.

Bu noktada, MHP'li Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Cengiz Ergün'ün isyanı anlamlı.

Bu nasıl "ittifak" ki, Başbakan "Manisa'nın anahtarı"nı istiyor AKP'den?

Bu nasıl "ittifak" ki, AKP Manisa İl Başkanı "Belediyenin MHP'de olmasını içine sindiremiyor"?

Bu nasıl "ittifak" ki, MHP'nin üç büyükşehir belediyesinden birinin hizmeti alenen engelleniyor; İller Bankası borçlanmaya onay verilmiyor ve belediyenin seçmen nazarında zor durumda kalmasına çalışılıyor?

***

5aaab9add3806c30b41d1e25.jpg

İster misiniz, "zeytin ağaçları kesilmesin" diye de mektup yollasın 23 milyon eve!

Kendisi de o mahallenin sakini olan okurumuz Mustafa Ası'nın aktardığına göre, Manisa, Kırkağaç, Bakır Mahallesi'nde yaşayanlara bir mektup gitmiş geçtiğimiz hafta; arazilerine -toplulaştırma olmadan- yol açılacağı bildiriliyormuş.

İddiasına göre de "bunun için yaklaşık on bin zeytin ağacı kesilecek"miş!

"Vatandaşın böyle bir talebi yok, nereden çıktı?" diyen Ası, nereden çıktığını da söylüyor aslında:

- Sırf bir müteahhit para kazansın diye...

Ve soruyor:

- Ne yapalım?

***

Ne denir şimdi buna?

"Karadeniz'in derelerine, yaylalarına sahip çıkmak için canlarını dişlerine takmış mücadele eden kadınlarını örnek alın; kendinizi zeytin ağaçlarına zincirleyin; bedeninizi kalkan edin, zinhar kestirmeyin" desem, maazallah "halkı isyana mı teşvik ediyorsun; sen gel bakayım buraya" deyiverirler insana!

Makul olanı işaret edip "yetkililere gidin" desem...

Beterin beteri var...

Ya, "en yetkili"nin kulağına giderse...

Haydi, insafa geldi, kıyımı durdurmaya karar verdi diyelim...

Ya, bu defa da 23 milyon "zeytin ağaçlarını kesmeyin" mektubu yollamaya kalkarsa...

***

İşin latifesi bir yana...

Kör kör parmağım gözüne gibi zeytincilikte "sembolik" kıymeti olan Bakır'da yapmayın bunu bari!

Türkiye'nin en yaşlı zeytin ağacı Bakır'da; dünyanın meyve veren en yaşlı ağacı aynı zamanda... Yaşı, 1660'lara dayandı... Hz. İsa'yla yaşıt olduğu da iddia ediliyordu bir ara; ki öyleyse 2018 yaşında!

Mesele paraysa illa;

Zeytin ağaçlarını kesmek yerine, turizme açın Bakır'ı! Turizme açmak demek doğayı katledip beton bloklar dikmek demek değil sadece; o "anıt ağacın" azıcık tanıtımını yapsanız, dünyanın dört bir yanından meraklısı akın eder oraya...

GÜNÜN SÖZÜ

"Banliyö denen yer, müteahhitlerin, devirdikleri ağaçların ismini sokaklara verdiği yerdir."

William E. Vaughan

....

ÖZÜR: Dün yayınlanan 'Tillerson'un insafına mı kaldık' başlıklı yazımda, Tillerson-Erdoğan görüşmesi sehven 15 Şubat 2017 olarak yazılmıştır. Doğrusu 15 Şubat 2018 olacaktır. Düzeltir özür dilerim.

  • Yorumlar 2
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları