Yeteneksizler ve cahiller nasıl yükselir?

Kürşad ZORLU

Bilimsel yazında yaygın biçimde kullanılan örgüt kavramı günümüzde siyasallaştırılmış olsa da, aslında siyasete inat örgütlerin içinde bulunduğu durum hakkında birkaç şey söylemek gerekir.  Siyasi partiler, irili ufaklı işletmeler, bürokratik kurumlar, her nevi kurum ve kuruluşlar... Eğer herhangi bir yerde “insan” ve “örgütlenme” varsa orada mutlaka bir örgüt vardır. Örgütleri geleceğe taşıyan, başarı ya da başarısızlıklarını tayin eden, farklılığını ortaya koyan temel araç aynı zamanda örgütlerin varlık sebebi olan insan faktörüdür. İnsan, kendi eliyle çeşitli yapılar, sistemler,  kurallar ve gelenekler meydana getirir. Kurduğu örgütte yükselebilmenin koşullarını günceller, dönüştürür ve yeri geldiğinde kişiselleştirir. Gerektiğinde fikir bilmez, hakkı görmez ve kural tanımaz. Gerektiğinde ise görmediği, bilmediği ve tanımadığı her şey bir başkası için vazgeçilmezler arasına yükselebilir. Bu tür insanların yetenek-yeteneksizlik ve cahillik-bilgelik arasında gidip gelen dinamik bir yaşam biçimi sürdürdükleri gözlenir.
 Justin Kruger ve David Dunning’in Nobel ödüllü araştırmalarındaki bulgu ve sonuçlar bu yaklaşımla örtüşmekte ve hayatın içinden sözler barındırmaktadır. Bu araştırmaya göre yaptığı işte her zaman çok başarılı olduğuna inanan “yetersizler”, sürekli kendi yaptıklarını övmekten, övülmekten, her işin kendilerine sorulmasından ve layık olmayan görevlere talip olmaktan asla çekinmezler.  Üsttekilere bükülürken alttakileri ezmek ve son sözü tek başına söylemek  onlar için doğal bir hak olarak görülmektedir. Öte yandan gerçekten bilgelik potansiyeli olan “yetenekliler” işlerinde ve çoğunlukla günlük yaşamlarında “fazla alçakgönüllü” davranarak özlerine haksızlık etmekte, önde durmayarak en üst görevlere talip olmamaktadır. Araştırmacılar bu noktada bir adım ileriye gitmekte ve “yeteneklilerin” yaradılış gereği kıymetlerinin bilinmesini beklediğini ve bilinmediğinde ise kırılarak kendilerini daha da geri plana çektiklerinden söz etmektedirler. Hatta onların bu hassasiyetleri yönetenlerce “boşver ihtirası yoktu” şeklinde eleştirilmektedir.
Diğer yandan bu önemli çalışma kendisinden yıllar önce yapılan başka bir çalışmada yansımasını bulmaktadır. Peter İlkesi adı verilen çalışmada, herkesin kendi yeteneksizlik seviyesine kadar yükselebileceği vurgulanmaktadır. Peter, herkesin yönetmek ve yönetici olmak isteyebileceğini ancak bunun için herkesin gerekli yeteneğe sahip olmadığına dikkat çekmektedir. İnsanların liyakat, yetenek ve her düzeyde uygunluğu belirlenmeden yalnızca subjektif sebeplerle yükseltilmesinin özellikle kamusal örgütlenmelerde değişmeyen bir durum olduğunu ifade eden Peter İlkesi, tepeye kadar yükselebilenlerin meydana gelen olumsuzlukları tıpkı kendisi gibi olanları alt kademelerine getirmek suretiyle bertaraf etmeye çalıştığından bahsetmektedir. Dolayısıyla yeteneksizlik her örgütte bir süre sonra yükselen değer olmaya başlamaktadır.
Oysa aklın ve vicdanın götürdüğü nihai sonuç bunların tam tersi olmalıdır. Herşeyden önce Kur’an-ı Kerimde ve hadis-i şeriflerde “emanetin ehline verilmesi” buyrulmaktadır. Gelin görün ki; hayatın insanlığa sunduğu adaletsizlikler ve “ehillerin” ısrarlı geri duruşları manidar bir tekerrür meydana getirmektedir. İşte bu duruma son vermek için “ehilleri”, “gerçek yetenek” sahiplerini, “bilgelik” potansiyeli olanları ve “onurlu mütevazileri” bizzat hayatın içine ve gelecek stratejisinin tam ortasına davet etmekten başka çare yoktur.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş