Yiğitler Yiğitler...

A+A-
Afet ILGAZ

Engin Alan Paşa ne zaman tutuklandı? 15 Şubat günü. O gün Türkiye’mizin doğu ve güney doğusunda, hatta Adana’da neler oldu hatırlayın? Yer yerinden oynadı. Sokaklar ateş içindeydi. Evler, dükkânlar, dükkânların vitrinleri, evlerin pencereleri, araçlar, kaldırımlar, varsa kaldırımlardaki güvercinler; varsa, damlardaki leylekler, ağaçlardaki kargalar, yıkıntılara sinmiş kediler ve köpekler, fareler, böcekler, polisler...
APO’nun Türkiye’ye getirilişinin bilmem kaçıncı yıldönümüymüş. Bize hatırlattılar. Biz kimiz? Vatanımızın geleceğinden endişelenen insanlarız. Vatanımızın geleceği, CIA üstünden bizi endişelendiriyor. Çünkü burası, Allah korusun, “Amerikan memleketi olmuş gibi” oluyor.
Vaktiyle, rahmetli Menderes zamanında, Türkiye’ye küçük Amerika derlerdi. Sinemalarda gün boyu kabarık etekli, ince kadınların dans ettiği, Judy Garland’ların, Fred Astair’lerin step yaptığı tatlı, hoş filmler oynardı. Bu, Amerikan rüyasıydı. Allah muhafaza, şimdi bu ülke Amerika’dan yönetilen sahici bir Amerika mı oldu?
Yiğit Engin Paşamız 15 Şubatta Apo’yu Türkiye’ye getiren subayımızdı. Aynı gün memleketimizin doğusunda, güneyinde ve güney doğusunda taşa tutulan polislerin İstanbul’da oturanları da onu alıp hapise götürdüler.
Aşık Mahzuni’nin bir türküsü var:
“Yiğitler yiğitler, bizim yiğitler
Onu bilir Binboğalar ceritler
O gün işte 15 Şubat günü, kimbilir özel olarak mı seçilmişti, bizim yiğitler, ellerinde çamaşır ve kitap çantaları, başlarında kır saçları, otomobillerle getirilip flaşlar eşliğinde kapılardan sokulan subaylarımız, dünyanın hiçbir yerinde görülmeyen, görülmemiş bir manzara oluşturdular. O yörelerde çocuklardan taş yiyen polislerimize karşılık burada delil üreten, imla yanlışları yapan polisler tarafından, yaşlı ve yorgun yürüyüşleriyle içeri alındılar.
Evet, onlar bizim yiğitlerdi. Başbakana tavsiye ederim, bundan sonra milleti ikiye ayırırken “bunlar” diye nitelediği kesimlere ” yiğitler “ desin.
Çünkü bir de basın yiğitleri var. odaTV’ye yapılan baskını “yiğitçe” eleştirenler de bizim yiğitler. İşçilerimiz, öğrencilerimiz, sokaklarda yürüyüşleri alkışlayan ev kadınları da bizim yiğitler. Öğretmenler, doktorlar, artık cübbelerini çıkarmaya karar veren avukatlar da...
Şu da var ki, birileri büyük bir siyasi yanılgı içindeler. Emperyalistler, bir zaman diktatörlerle çalışırlar ama, süreleri dolunca, yani onlarla çalışmak zorlaşınca, daha iyi hile yapabildikleri “demokrasi”ye oynamaya başlarlar. İşte Mısır... Mübarek’in ülkesinde bizimki kadar “dikatatorial” oyunlar bile yoktu, ama nasıl monarşilerin hükmü geçince birinci dünya harbi çıkarılıp ulus devlet programına geçtilerse ve nasıl ikinci dünya harbini de çıkarıp İsrail’i kurdurdularsa, şimdi o ülkelerde demokrasiye ihtiyaç duyuyorlar. Çünkü diktatörler radikalleşmeyi hızlandırırlar. ABD’nin sevmediği radikalleşmeyi... Bizim diktatörler nasıl kendilerinden bu kadar emin olabiliyorlar?
Ben Amerika’ya değil, Allah’a güvenirim. Kuran’da en çok lanetlenen şeyin de zulüm olduğunu bilirim.

Yazarın Diğer Yazıları