Yıldızın parladığı andan dudağın uçukladığı ana

İsrafil K.KUMBASAR

Ünlü Alman yazar Stephan Zweig, tarihin akışını değiştiren çok önemli anları anlatır ‘Yıldızın Parladığı Anlar’ isimli kitabında.
Tarih, hiç ummadığınız bir anda, belki de ‘yüz yılda bir’ gelebilecek bir fırsatı çıkarıverir karşınıza.
Üstelik, yapmanız gereken tek şey, önünüze kadar gelen topa sadece ‘ayak ucu’ ile dokunmaktır.
Ya, yapmanız gerekeni yaparak ‘tarihin akışını’ değiştiriren bir kahraman haline gelirsiniz, ya da ‘inisiyatif’ kullanmaktan aciz diğer selefleriniz gibi ‘tarihin çöplüğünde’ unutulup gidersiniz.
İşte Arena stadında böyle bir an yaşandı.
Anayasa’nın öngördüğü ‘demokratik hakkı’ kullanan Galataray seyircisi, aziz vatanın her zerresine nüfuz etmiş olan ‘korku imparatorluğunun’ surlarında bir gedik açmak için harekete geçti.
Gittiği her yerde “Son Osmanlı Padişahı”  pankartları ile karşılanıp, “Çok yaşşaaa”  nümayişlerine alışık olan zat, nazırları ile birlikte stadı terkettikten sonra, ‘Ali Baba’ edası ile şöyle buyurdu:
- “Galatasaray’ın orada bir tek Allah kuruşu yoktur. O stadı biz yaptık. Tam 600 trilyon lira harcadık. Anlaşmaları bile henüz yapılmadı. Karşılığı bu olmamalıydı.”
Ve işte o an, ancak ‘yüzyılda’ bir ele geçebilecek tarihi fırsat Adnan Polat’ın ayağına geldi.

***


Adnan Polat, eğer ertesi gün Galatasaray Genel Kurulu’nu olağanüstü toplantıya çağırıp, oradan ‘gerekli kararı’ çıkarttıktan sonra, stadın anahtarını malum zatın önüne fırlatıp,  “Buyur, al atını, ver tımarımı” deme cesareti gösterebilmiş olsaydı neler olurdu düşünebiliyor musunuz?
Belki de yeryüzünde ilk defa bir spor kulübü, bulunduğu ülkenin ‘makus talihini’ değiştirebilecek bir ‘silkiniş hareketinin’ öncüsü haline gelebilirdi.
O güne kadar başında bulunduğu camiada bile kabul görmeyen Adnan Polat, bir anda ülkenin üzerine çöken kara bulutların dağılması için adeta ‘gökten zembille bir kurtarıcı inmesini bekleyen’ kitlelerin gözünde mutlak bir ‘kahraman’ olurdu.
Her nereye gitse, el üzerinde tutulur, “Surda mukaddes bir gedik açan” yiğit muamelesi görürdü.
Bir parti kursa, en az ‘yüze 15’ oy alırdı.
Ama yapamadı.
Neden yapamadı? Çünkü o ‘şatafatlı hayat tarzından’ vazgeçmeyi göze alamadı, ne de olsa ‘kaybedecek’ çok şeyleri vardı.

***


Önüne gelen altın fırsatı ‘altın gole’ çevirmek yerine, ‘mahcup’ ve ‘boynu bükük’ bir şekilde kameraların karşısına çıkan Adnan Polat, şöyle diyordu:
- “Muhteşem bir düğün gecesine leke sürdüler. 240 kamera ile tarama yapacağız, olaya karışanlar bundan sonra stada alınmayacak. Sayın Başbakanımızdan özür diliyorum.”
Kulübün parasıyla gazetelere verdiği ilanlarda, “Biz ettik, sen etme” mealinde ifadeler kullanıyordu.
- “O parayı babanızın kesesinden mi harcadınız?” diye erkekçe muhataplarının karşısına dikilmek yerine, temsil ettiği camiaya “Nankörler”, “Şerefsizler”, “Kuş beyinliler”, “Babaları belli değil” diye hakaretler yağdıranların neredeyse ayaklarına kapanıp aman dileyen Adnan Polat, şimdi memleketi Erzurum’da ‘sıkıntıdan’ dudaklarında çıkan ‘uçuklar’ ile uğraşıyor.
Üstelik hâlâ nasıl bir fırsatı teptiğinin farkında olmadan kendi kendine söylenip duruyor:
- “Herşey çok iyi gidiyordu. Üç beş provokatör işi bozdu. Başbakan’a çok mahcup oldum. Taraftarın gözünde zor durumda kaldım. Şu halime bakın.”
Zayıfa karşı ‘aslan’, güçlüye karşı ‘kınalı kuzu’ diye özetlenecek bu ruh hali, aynı zamanda ülkenin kaderini elinde bulunduran kurumların ‘kimler’ tarafından idare edildiğinin çok acı bir göstergesidir.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş