Yol ayrımındaki ülke

A+A-
Mustafa ERKAL

12 Haziran 2011 seçimlerine fazla bir süre kalmadı. Daha önce sözde milliyetçi olup da bugün devşirilenler ve bu devşirmeleri besleyenler var. Hepsinin hedefi MHP... Yerli ve milli olan, engel teşkil eden her kurumla uğraşılıyor. MHP ve bezeri kurumlarla uğraşılmasının sebebi, bu kuruluşların  milli mücadeleyi başaran, Cumhuriyeti ve milli devleti kuran “milli irade”nin bugün temsilcileri olmalarıdır. Görüldüğü kadarıyla MHP çok kaliteli bir kadroyla ülke sorunlarını kucaklamaya hazırlanmaktadır. Bu kadronun tanıtımı iyi yapılmalıdır.
Abant toplantılarında milli kimliği hedef alıp dünün aşırı sol bugünün bazı liberalleriyle işbirliği yapıp okullarında Türkçeyi seçimlik ders olarak okutanlar, gaflet içinde ülkücülüğün eskisine talip olanlar, bugünü değerlendiremeyenler, kimseye milliyetçilik dersi vermeye kalkışmasınlar. Önce kendilerini yetiştirip gaflet uykusundan uyansınlar ve seçim öncesi kullanılmasınlar.
Kimliği, Kızılay’da dolaşanların kemik yapılarına bağlayan ve isminde Türk kelimesi geçen devşirilenlerden birisi, bir TV programında bu seçimlerde 50 yılın hesabı sorulacak deyiverdi. Gerçekten bu seçimlerin ne kadar önemli olduğunu fark ettirmemek için magazin konular öne çıkarılıyor. Tanju’nun, Hakan’ın ve Tatlıses’in adaylığı bunun için gündeme taşınıyor. Oysa 12 Haziran Genel Seçimleri Türkiye’nin getirildiği yol ayırımında önemli bir yön çizecektir. Seçmen bunun farkına varıp futbol takımı tutar gibi rey kullanmamalıdır.
Türkiye, 21.yüzyılda Sevr şartlarına uygun bir ülke mi olacaktır? Küresel gücün yeni Dünya düzeninde kendisine biçtiği elbiseye uygun bir ülke haline mi gelecektir? Lozan’da “Size bir çok hak verdik; ileride bunları alacağız” diyen dünün Batılı devlet adamları haklı mı çıkacaktır? Yüzyıllardır birçok coğrafyada olduğu gibi, Anadolu coğrafyasında da Haça karşı Hilâlin zaferi için her türlü fedakârlığa katlanmış Türk nesilleri, 2010’lu yıllarda yenik mi düşeceklerdir? Bize devleti ve egemenliği birileriyle mi paylaştıracaklardır? Türksüz Anadolu, Atatürk’süz Türkiye, Hz. Muhammed’siz ve Kur’an’sız İslâm, Hz. Ali’siz Alevilik tezgahları başarılı olabilecek midir? Türkiye kendisine hiçbir zaman uymamış olan federal rüzgarlara marjinal bir takım gruplar var diye teslim mi edilecektir? Ülkeyi yöneten siyasi iktidarın henüz Anayasanın temel giriş maddeleri konusunda kendi içinde mutabakata varmamış olması, bunalımın ve istikrarsızlığın kendisi değil midir?
Milli kimliği ve milletinin adını dışlayan bir ülkede ne siyasi istikrar, ne de iktisadi istikrar olur. Ancak, dışarıya taviz verdiğiniz, onların dediğini yaptığınız oranda sıcak para çeker, geçici bir istikrar ortamı sağlayabilirsiniz. Bu da aldatıcı olabilir. Türkiye’de son yıllarda bilhassa son 7-8 senedir bize neler tartıştırılarak bazı değiştirmelere alıştırılıyoruz. Önümde bir davetiye var. Bu toplantı davetinin ismi  “Büyük Türkiye’ye Doğru”. Büyük Türkiye, gönlü Türk coğrafyasına ve Türk Kültür Dünyasına açık olanların bir parolasıydı. Bu, bugün de geçerlidir. Ancak, milli birlik ve bütünlüğü ve sosyal dokusu üzerinde etnik oyunlar oynanan, tarımı ve sanayisi perişan edilmek istenen, üretme ithal et anlayışının hüküm sürdüğü, iç ve dış borçların bir kamçı gibi ensemize indiği, dış ticaret açığının devamlı arttığı ve cari açığın tehlikeli sıcak para girişleriyle kapatılmasının hüküm sürdüğü, sanayi kuruluşlarının yabancılara peşkeş çekildiği, milli çıkarın ve milliyetçiliğin dışlandığı, etnik taassup ve ırkçılığın zirve yaptığı, çözülmenin bütünleşme zannedildiği bir dönemde hangi büyük Türkiye’den bahsedeceğiz. Başımızı kuma gömerek veya ülkeyi amuda kalkarak seyrederek hangi gerçeği görebiliriz. 
Toplantı programındaki konulara bakacak olursak suya sabuna dokunmayan marjinal ne kadar konu varsa programa tıkılmış ve de bazı konularda işin alfabesiyle uğraşılmış. Asıl aydın sorumluluğunun gereği olarak ele alınması ve tepki verilmesi gereken konular birer birer atlanmış. Daveti yapan son derece saygın ve tarihi bir kuruluşu bu noktalara getirmek, siyasi iktidarın yağdanı haline sokmak çok büyük bir vebal altına girmektir. Aziz Nesin’in tanımladığı Türk tipine özenmeyelim. Türkiye dış telkinlerle, Barzani’yle bütünleşerek terörle mücadele edemez. Erbil ziyareti son derece zararlı ve zamansız olmuştur. Diğer taraftan, Lübnan’da yakalanan PKK’lıların İsrail istihbaratıyla bağlantılı olmaları da dikkat çekici bir noktadır. 
NOT: Dün vefat eden değerli büyüğümüz Refet Körüklü’ye Allah’tan rahmet Türk Dünyası’na sabır ve başsağlığı dilerim.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları