Yolsuzluk, yozlaşma ve ganimet sistemi

Özcan YENİÇERİ

Temiz toplum için temiz insanların olması yeterli değildir. Aynı zamanda temiz bireylerin yönetimde de etkin olması gerekir. Bir çuval elmayı bir çürük elmanın berbat etmesi gibi yozlaşmış küçük bir azınlık da büyük ve temiz bir toplumu lekeleyebilir. Yüz yıllardır insanlar ’bir baş soğanın bir kazanı’kokutacağını, balığın başının kokmasının da balığı bütünüyle murdar edeceğini söyler dururlar.
Bir yönetimin tepesinde bulunanlar yolsuzluk, yağma, rüşvet, irtikâp, zimmet, eş dost, akraba kayırma, partizanlık, bankamatik memurluğu, oy ticareti, vurgunculuk, yalan, örtbas, lider diktası ve patronaj kavramlarının kullanılma sıklığı siyasi yozlaşmanın varlığını ve boyutunu gösterir.
Diğer yandan bir yerde sisteme müdahale ne kadar çok yapılıyor, ne kadar çok yasak koyuluyor, gizlilik kararı ne kadar çok uygulanıyor, otokratik yöneticiler ne kadar etkin oluyorsa yolsuzluk da o kadar etkin ve yaygın oluyor. Bunun aksine bir yerde serbesti ve özgürlük ne kadar çok yaygın, şeffaflık ve hesap verebilirlik ne kadar etkin, yargı ne kadar çok bağımsızsa, orada temiz yönetim de o kadar etkindir. Basın özgürlüğü, yönetimde şeffaflık, bilgi edinme hakkı ve özgürlüğü, adil yargılama, etkin denetim gibi ilkeler yolsuzluk olaylarını büyük ölçüde sınırlar.
İnsanlar arasında utanma, ar, hayâ, edep ve ayıp duygusu ne kadar çok işlevselse yolsuzluk da o kadar sahipsizdir. İnsanlar ’yüzüne tükürsen yağmur yağıyor’diyor sözünü ne kadar çok tekrarlıyorsa, bal tutarken eline bulaşan balı yalamanın doğal olduğunu söyleyenlerin sayısı ne kadar fazlaysa, utanmazlığa ve yolsuzluğa o kadar yol veriliyor demektir. Yolsuzluğun, hırsızlığın ve utanmazlığını da bir ideolojisi olduğunu unutmamak gerekir.
Ayrıca temiz toplum, namuslu işleyen bir sosyal sistem için yalnızca insanların nitelikli ve iyi olması yetmez. Nitelikli ve ahlaklı insanlar kadar toplumsal kurallar ve kaliteli sistem de gereklidir. Yapı, yönetici ve sistem üçlüsü kaliteli bir toplumsal düzen için zorunludur.
Emile Durkheim, kuralsızlık/normsuzluk olarak adlandırdığı  “anomie” yi toplumsal hastalıkların ve kirliliklerin temel nedeni sayar. Kuralsızlık, ilkesizlik ve tutarsızlığın hâkim olduğu yerde yolsuzluk ve yozlaşma sıradan bir olgu haline gelir. AKP iktidarının tepe yönetiminin her söylediğinin bir süre sonra tersini söyleyen politikaları anomik bir tutumun uzantısıdır.
Diğer yandan devlet üst yönetiminde görev alan kimselerin uzun süre aynı makamı işgal etmeleri, despotizmi ve yozlaşmaları artırır. Onlarca yıl devletin tepesini işgal edenler zaman içinde kurallara uymamayı hatta kendilerini kural yerine koymayı kural haline getirirler. Hatta bu tür kişiler yolsuzlukların, rüşvetin, hırsızlığın, haramın ve helalin tanımlarını kendilerine göre yapmaya kalkarlar. AKP’nin tepe yönetiminin bu yöndeki açıklamaları ibretliktir.
Siyasal süreçte iktidara gelenler, kamu görevlerini yandaşlarına tahsis etmeyi ya da kendi adamlarını kadrolara doldurmayı bir hak olarak görürler. ABD’de 19. Yüzyılda  “Spoilssystem”  denilen bir uygulama vardı. Bu sistemde, her seçim sonucu, memurlar yerlerini, seçimi kazanan siyasal partinin memurlarına terk ediyordu. “Ganimet Sistemi” bu sistemde, memuriyet siyasal iktidarın siyasal yandaşlarına dağıttığı bir ganimet olarak görülüyordu.
1831 yılında Senatör William C.Marcy’nin senatoda söylediği “Siyasi savaşta yenilenler görevlerinden çekilmelidir; ganimet, savaşı kazananın hakkıdır” sözü, ganimet sisteminin esasını ortaya koymaktadır. Ganimet sistemi, kısaca memurlukların liyakat ve eşitlik ilkelerine dayalı olmaksızın, siyasal iktidara destek olan ve yardım sağlayan kimselere bir ödül olarak dağıtılması sistemidir.
Türkiye’deki ’VIP Torpil’ sitemini bu bağlamda değerlendirmek ve düşünmek gerekir.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş