Yorumlu...

A+A-
Yavuz Selim DEMİRAĞ

Siyasette proje üretemeyen, mevcut tabanlarına sahip çıkarak parti içi demokrasiyi hayata geçiremeyenler AKP hükümetinden kurtulabilmek için umutlarını R.Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olmasına bağlamış görünüyorlar. Erdoğan’ın hastalığı ile beraber neredeyse bir aydır köşkün süresi tartışılıyor. Kılıçdaroğlu ve Bahçeli ısrarla beş yıl derken, AKP’nin 7’de ısrarı muhalefetin kısa vadede beklentilerini suya düşürdü. AKP’nin bu kararı her an değişebilir.
Taraflı tarafsız her kesim Tayyip Erdoğan’ın “fenomen” olduğunu kabul ediyor. AKP’nin başından ayrıldığı gün dağılma sürecinin hızlanacağını hesaplamak bir nevi “armut piş ağzıma düş” mantığından başka bir şey değildir. Matematikte olduğu gibi siyasette de 2+2=4 değildir.
Turgut Özal’ın köşke çıkışı ile ANAP’ın erime süreci, Süleyman Demirel’in Cumhurbaşkanlığı ile DYP’nin dağılışıyla AKP’nin vaziyeti hiç de aynı değildir. Her şeyden önce Özal ve Demirel hükümetleri AKP gibi, devlet kurumlarını hallaç pamuğu gibi atıp, kadroları baştan sona değiştirmemişti. İrili ufaklı koalisyon ortaklıklarında ne CHP, ne de MHP, kendinden olmayanların tamamen tasfiyesi yoluna gitmişti. Bürokraside sosyal demokrat bir müsteşar rahatlıkla MHP döneminde görev yapmış, milliyetçi bir genel müdürden CHP hiç de gocunmamıştı. Milli Eğitim ve Adalet Bakanlığı’nda bazı uygulamalar çok eleştirilmiş olsa da topyekun tasfiye yaşanmadı. Oysa yaklaşık on yıldır memleketin üzerine karabasan gibi çöken AKP iktidarı, ülkenin çivisini çıkartmakla kalmayıp, Cumhuriyetin temel niteliklerini hiçe saymaktadır. Özal ve Demirel’in “aile fotoğrafları” öylesine masum kalmıştır ki, on yılda türeyen dolar milyonerleri yanında diğerleri mahalle bakkalı seviyesindedir. Kısacası AKP’yi bir arada tutan en önemli faktör çıkar ilişkisidir... Siyasi ve maddi çıkarın bir arada tuttuğu yapının Cumhurbaşkanlığı tartışmasıyla dağılacağını zannedenler fena halde yanılıyor. Muhalefet böylesi palyatif çözümleri beklemektense vatandaşın anlayacağı fikirler üretip, özgür medya konusuna odaklanmalıdır.
Altında MGK kararları ve Başbakan Erdoğan’ın imzası bulunan “İrtica ile Mücadele Eylem Planı” davasında onlarca asker tutuklu. İddianamenin hazırlanmasından bu yana 32 ay geçmişken, AKP’nin mağdur sıfatıyla müdahil olma kararı adli değil siyasidir. Bu konuda üç-beş hukukçu ile görüştüm. CMK’dan onlarca örnek verdiler. Hukuksuzluğun diz boyunu geçip gırtlağa dayandığını ifade ettiler. Öyle ya soruşturmayı başlatan polis, İçişleri Bakanlığı’na bağlı... İçişleri de AKP hükümetine... Yargılamayı yapan mahkeme Adalet Bakanlığı’na bağlı.. HSYK’daki yapılanma ve Sadullah Ergin’in tutumu belli... Vicdani kararlar verdiği için görev yerleri değiştirilen, jet hızı ile tayinleri çıkan yargıç ve savcıların durumunu dün Şükrü Küçükşahin Hürriyet’teki köşesinde “Başlıksız ve Yorumsuz” adlı yazısıyla duyurdu. Sokaktaki vatandaş yargının bağımsız olmadığı kanaatindeyken AKP’nin kurumsal olarak müdahil olması vaziyetin üzerine tüy dikmek diye yorumlanmaz mı? Bu konuda yazılacak çok şey var. 10 Ocak’taki Adana Kitap Fuarı’na yetişecek olan “Digital Terör” adını verdiğim kitapta, suç üretiminin hangi yöntemlerle yapıldığını belgeleriyle beraber ortaya koydum. Bu arada Nihat Genç’in “Canavar Hayranlığı” başlıklı yazısını mutlaka okuyun. Küçükşahin ve Genç’e teşekkür ediyorum. Bunlar sadece buzdağının görünen kısmı küresel ısınma ile beraber daha neler göreceğiz neler...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları