YSK'nın Kararları ve Gerilim

A+A-
Özcan YENİÇERİ

Bir düşünür,  “İngiltere’de insanın başındaki saçlarının sayısı kadar düşmanı olsa bile haksızlığa uğrama ihtimali yoktur”  der. Bu söylem Türkiye’de  “Bir insanın başındaki saçının sayısı kadar avukatı olsa bile haksızlığa uğrama ihtimali her zaman vardır”  şeklinde ifade edilebilir.
Türkiye’de insanlar, haksızlığa ve adaletsizliğe uğrama ihtimaline karşı sigortalı değiller. Hizbullah davasıyla ilgili olarak yaşananlar, Silivri’deki mahkemelerinin durumu ve YSK’nın birbiriyle çelişen  kararları bunun kanıtıdır. Bugün ülkede yargının işleyişinden memnun olanların sayısı yok denecek kadar azdır. Son derece yavaş işleyen, birbiriyle çelişen kararlar veren bir yargı ile Türkiye karşı karşıyadır.
İş işten geçtikten, atı alan Üsküdar’ı savuştuktan sonra verilen kararların adil ya da yerinde olup olmadığı çok da önemli değildir.
Hatip Dicle ile ilgili olarak YSK’nın verdiği kararları bu bağlamda okumak gerekir.  Her tarafı bir ibret vesikası olan Hatip Dicle kararına biraz daha yakından bakmak gerekir.
Olay şu: Hatip Dicle, 12 Haziran 2011 tarihinde Diyarbakır İli Seçim Çevresinden bağımsız milletvekili adayı olmak için 11 Nisan 2011 tarihinde avukatları aracılığıyla İl Seçim Kurulu’na başvurmuş, belgeleri üzerinde YSK’nın yaptığı incelemede Hatip Dicle’nin terör örgütüne üye olmak suçundan dolayı milletvekili seçilmesine engel mahkûmiyeti bulunduğunun saptanması nedeniyle adaylığının iptaline karar verilip bu husus kendisine tebliğ edilmiş.
Hatip Dicle bu işleme itiraz etmiş ve mahkemeden 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu’nun 13/A maddesi uyarınca aldığı kararı da ibraz etmesi üzerine ilgilinin milletvekili seçilme koşullarına yeniden sahip olduğu gerekçesiyle kendisinin adaylığının kabulüne karar verilmiştir.
Sonuçta Hatip Dicle’nin Bağımsız Aday olarak seçime katılmasına izin verilmiş ve o da seçilmiş ve mazbatasını da almıştır.
YSK, seçimden üç gün önce 09.06.2011 tarihinde yazılı ve görsel medyada, Hatip Dicle’ye verilen mahkûmiyet kararının Yargıtay’ca onanarak kesinleştiği ve bu mahkûmiyetinin milletvekili seçilmesine engel oluşturduğundan haberdar olmuş.
Yüksek Seçim Kurulu süregelen içtihatlarına dayanarak tam kanunsuzluk hallerine dayalı itirazları süre kaydı aramaksızın kabul etmiş ve tam kanunsuzluk halinin varlığını tespit ederek Hatip Dicle’nin milletvekilliğini düşürmüş ve mazbatasını da iptal etmiştir.
Diğer yandan Hatip Dicle, Milletvekili Genel Seçimi’nden önce 22.03.2011 tarihinde kesinleşen mahkeme ilâmıyla, milletvekili olma ve seçilme şartlarını kaybetmiştir. Hatip Dicle’nin 22.03.2011 tarihinde kesinleşmiş 1 yıl 8 ay hapis cezası aldığını bilmemesi düşünülemez. Onu aday olarak gösterenlerin de bu durumun farkında olmadıklarını düşünmek çok doğru değildir.
Birileri kanuna karşı hileyi düşünebilir. Bir başkası kararları bahane ederek kurumları yıpratmaya kalkışabilir. Hatta YSK’nın kararlarını devlete, TBMM’ye ve milli bütünlüğe karşı kullananlar da çıkabilir. Bütün bunların olabilmesi için uygun ortam ve şartların olması gerekir. YSK, verdiği tartışmalı kararlarla adeta bu ortamı oluşturmaktadır.
Bir adayın uygun şartları taşımadığı halde seçime girmesine izin veriliyor, ancak seçilmesine izin verilmiyor. Bu bir çelişkidir.
BDP’liler ise gerilim politikası izlediklerinden mevcut ortam onlar için son derece uygundur.  “TBMM’ye girmeyeceğiz”  yahut “TBMM’yi tanımayacağız”  söylemlerini, “halkımız eli kolu bağlı durmayacak”  sözlerini bunun için etmektedirler.
 Türkiye, giderek daha gerilimli ve çatışmacı bir ortama sürükleniyor. Kurumların işlevsizliği ve koordinasyonsuzluğu gerilimi daha da artırmaktadır.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları