Yukarıdakiler, aşağıdakiler ve tribündekiler...

A+A-
Yavuz Selim DEMİRAĞ

Evrensel hukukun geçerli olduğu ülkelerde duruşma salonları aşağı-yukarı bir birine benzer. Gezip, gördüğüm ülkelerin hepsinde yargı heyeti salondaki kürsüde oturur. Yani yukarıdadır... Bazı ülkelerde iddianameyi hazırlayan savcılar ile savunmayı üstlenen avukatların seviyeleri aynıdır. Her iki taraf da kürsünün aşağısındadır. Temel Hukuk dersi ile başlayan Hukuk Fakültelerinde ilk öğretilen "usul, esastan önce gelir"dir. Hukuk evrensel olmakla beraber her ülkenin kendisine has medeni, ticari, idari konulardaki farklılığından dolayı bir başka ülkede hukuk fakültesini bitirenin diploması direkt kabul edilmez. Aksi halde canım memleketimin zengin aile çocukları para karşılığında yabancı ülkelerden diplomayı kapıp; ülkemizde avukatlık, hakimlik, savcılık yapmaya kalkışırlar. Hoş özel ve vakıf üniversitelerinde bol miktarda Hukuk Fakültesi var. Dahası eğitim seviyeleri liselerin bile altında olduğu için seviye yerlerde sürünüyor. Öyle hukuk mezunları var ki dava dilekçesi yazmayı bile bilmiyor. Lafa gelince "eğitim şart" deriz. Oysa en hassas konu olan "Adalet" de, hiç tecrübesi olmadığı halde hâkim-savcı kürsüsüne geçip hukuki karar veremeyen, siyasi vesayetin etkisi ile günü kurtarma telaşında olan adalet personeline... Hükümet emri ile dosyaları belirlenen sürede sonuçlandırıp; derece yükselterek çaktıkları cezaların yüzü suyu hürmetine yüksek yargıda açılan 300-400'lük kadroda yer alma telaşında olanların üstün (!) gayretlerini yazsak roman olur, ansiklopedilere sığmaz...

***

Demokrasinin henüz tesis edilemediği Türk Cumhuriyetlerindeki en ilgi çekici tespitim savcıya "Karalayıcı" avukata ise "Aklayıcı" isminin verilmiş olduğuydu. Kumpas davalarının ünlü(!) savcılarını görünce "karalayıcı tanımı cuk oturmuş" diye yazmıştım. 15 Temmuz sonrası davaları izledikçe, sadece aleyhte değil, sanığın lehinde olan delilleri de değerlendirmesi gereken dahası "şüpheden sanık faydalanır" ilkesine rağmen tanık ifadelerini, HTS kayıtlarını dikkate almayarak "kes-kopyala-yapıştır" kolaycılığına kaçarak iddianame yazan, duruşmada mütalaa veren savcıları gördükçe "karalayıcı" tanımıyla nasıl da örtüştüğünü tespit ediyoruz.

Geçtiğimiz gün (pazartesi) kamuoyunda en çok tartışılan "EDOK Davası"nı izledim yine... Usulün hiçe sayıldığı duruşmalarda, bir süre önce savcıya gelip ifade veren Ahmet Zeki Üçok'un tanıklık talebi reddedildi. Üçok'un 15 Temmuz öncesi TSK içindeki FETÖ şüphelileri ile ilgili ihbar dilekçeleri verdiğini daha önce bu sütundan yazmıştım. Başta Özel Kuvvetler Komutanı Ercan Çorbacı ve Korgeneral Metin İyidil olmak üzere yüzlerce personel için "Fetöcü" ithamı ile Genelkurmay, MİT ve Emniyete şikayet dilekçeleri veren Üçok, 15 Temmuz sonrası bazı konularda yanıldığını, vicdanen rahatsız olduğu gerekçesi ile 2. Ağır Ceza Mahkemesi'ne başvurup, ifade vererek düzeltme yolunu seçmişti. Duruşmaları uzatma yöntemi olarak nitelendirilerek kabul edilmeyen tanıklardan biri de EDOK Komutanı Orgeneral Kamil Başoğlu... O, Başoğlu ki o gece derdest edilip kaçırılan kişi. İyidil'in TSK'dan haksızca attığı iddia edilen Taner Karslıoğlu ve diğerlerinin de tanıklığı kabul görülmedi. Aynı mahkeme şu an Genelkurmay 2'nci Başkanı olan, o gece 1. Ordu Komutanı ve Genelkurmay Başkan Vekili olan Ümit Dündar'ı huzurda dinlemek yerine, sanıklar ve savunma avukatlarını bulunmadığı ara celsede, sanıkların, müvekkillerin soru sorma imkanı bulunmadığı ve CMK'ya aykırı, usule uygun olmayan ortamda dinlemişler. Evrensel hukukun geçerli olduğu her ülkede bu ifade lehte, aleyhte olsa bile geçerli sayılmaz. Dündar'ın ifadesini yarınki yazımda detayları ile ele alacağım. Bugün yazının başlığına, işin esasına dönmek istiyorum.

***

Savcılar her önüne gelene "ağırlaştırılmış müebbet" istiyor ya... Dosyadaki evrakları okumadan ya da okumuş gibi yapan savcının bir hafta içinde alelacele hazırladığı mütalaayı sanık sıralamasını bile karıştırıp okuyan savcının karalamasına haklı olarak isyan eden değerli dostum Av. Abdullah Kaya: "Yargı heyeti yukarıda... Biz ise savunma olarak aşağıdayız... Savcını mütalaası baştan sona saçmalıklarla dolu ve kabul edilmesi mümkün değil. Dosyayı sayın savcının incelemesine davet ediyoruz. Biz sayın savcı gibi yetenekli değiliz. Bir haftada mütalaa yazılmaz. Mahkemenize hep somut deliller sunduk. Metin İyidil atama listesinde yok. Emre alınmış. Bunu neden mütalaaya yazmıyor. Gizli tanık "Şapka" bile emre alınanların kesinlikle darbeye karşı çıkacaklar var. Metin İyidil'in FETÖ tarafından yasa dışı dinlendiği Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından tespit edildiği de ortada. HTS kayıtları ortada. Kimin hangi saat, dakika nerede, kimlerle olduğu, kimi aradığı belli. Ancak yukarıdan bakılınca sayın savcı görememiş. Biz aşağıdan görüyoruz. Aralarında hukukçu, bilirkişi, gazeteci-yazar, uzman olanlar seyirci sandalyelerinde, tribünde görüyor ama savcı bey görmüyor... Hakkari 1'inci Ağır Ceza Mahkemesi bilirkişi raporu istiyor. Ankara 29'uncu Ağır Ceza Mahkemesi de İsmail Hakkı Pekin'in bilirkişi olarak tayin edilmesini istiyor. Bu mahkemeye Pekin'in bilirkişi raporunu ekleyeli aylar oldu ama savcı gözardı ediyor. Yukarıdan bakınca öyle mi görünüyor?" dedi...

Tribünden, izleyici sandalyesinden bakıyorum. Adalet tecavüze uğruyor!

  • Yorumlar 5
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları