Yumurta atmak, protesto etmek

A+A-
Afet ILGAZ

Başbakanın seçim gezisi sırasında protesto edilmesinden kaynaklanan Hopa olaylarında 22 genç tutuklanmıştı. Bir emekli öğretmen de söylendiğine göre polisin sıktığı gaz neticesinde fenalaşarak hayatını kaybetmişti. Çocuklar 6 aydır tutukluydu. Hakim, espriler yaparak onları tahliye etti. Duruşma sırasında da gülüşmeler olmuş. Ergenekon duruşmalarında da kâh gülünüyor, kâh ağlanıyor. Durum böyleyken, Fenerbahçe ve diğer kulüplerle ilgili şike davasında iddianame tamamlandı ve eski başkan Aziz Yıldırım’ın dikkate değer açıklamaları öğrenildi. Aklımda kalanlardan biri,  “transfer”  paralarını şike parası sayıyorlar, biri de,  “transfer görüşmelerini şike görüşmeleri olarak tanıtıyorlar”  oldu. Daha başka itirazlar da var.
Bu arada Egemen Bağış’a yumurta atıldı ve gençler gözaltına alındı. Vaktiyle Cumhurbaşkanına sokakta yapılan bir protesto da (tek kişilikti)  Cumhurbaşkanının, arabanın penceresinden işaret ederek yakalatmasıyla karakolda bitmişti. Tayyip Erdoğan’a bir çocuğun, o geçerken kaldırımdan laf atması, korumaları tarafından arabaya alınıp  “içeride”  de hayli hırpalanması ve yanlış hatırlamıyorsam dava edilmesiyle sonuçlanmıştı.
MHP’li ve CHP’li belediyelere yapılan ve ucu bucağı belli olmayan  “operasyonlar”  her iki partinin liderlerinin de sabrını taşırdı, onlar da suç duyurusu yapıldığı halde, haklarında hiçbir işlem yapılmayan AKP’li belediyeleri sayıp dökmeye başladılar.

***


Tam bu sırada bir gazetede bir haber ve bazı fotoğraflar gördüm. İtalya Başbakanı ve Cumhurbaşkanı, yanlarında eşleriyle Milano’da La Scala operasında, Don Giovanni operasını dinlemeye gitmişler. Aynı operada aynı oyunu, yıllar önce ben de Leyla Gencer’den dinlediğim için haber, bu tarafıyla ilgimi çekti. Okudukça bu iki başkanın kabahatlerinin de ne olduğunu  öğrendim. Meğer beyler frak, hanımlar da tuvalet giymişler ve mücevher takmışlar. Mücevherler de boyunda zar zor görünen bir kolye. Bizim Cumhurbaşkanının İngiltere sarayında giydiği frak da aklıma geldi tabii. Bizim first lady’lerin, Somali veya herhangi bir yere giderken o meşhur pırlantalarını ve pahalı çantalarını da yanlarında götürdüklerini de hatırladım tabii. Sokaktakiler, kendilerine kemerleri sıkma uygulamaları yapılırken onların, mücevherler içerisinde opera dinlemeye gitmelerini eleştiriyordu. Bir de İtalyan kadın bakanın, İtalyan emeklilerine kemerleri sıkma tavsiyesinde veya mecburiyetinde olduklarını anlatırken döktüğü samimi gözyaşları dikkatimi çekti.
Operadaki bu iki başkanı dışarıda sendikacılar ve halk protesto etmiş ve yumurtalamış. Bu protestocuların gözaltına alındıklarına veya cop yediklerine ya da üzerlerine biberli gaz sıkıldığına dair bir ayrıntı yoktu haberde.
Bizim sendikacıların ve işçilerin  “4C” eylemlerine başlarken Ankara’nın en soğuk günlerinde nasıl üzerlerine su sıkılarak ıslatıldıklarını da bu arada hatırlamadan edemezdim. Hatta işçiler havuza düştüler ve soğukta kaçarken kovalamaca devam etti.
Ben bizim ülkede böyle bir şey hatırlamıyorum. Ne üzüntüsünü belirtirken, emekçileri düşünerek samimi gözyaşı döken bir kadın bakan, ne de yumurta atanlara sessizliğini muhafaza ederek bakan polisler... Bülent Arınç ve daha birkaç kişi, Başbakan dahil, bazen ağlıyorlar ama, işçiler, emekçiler için değil.
Bize ne oldu? Her şey niye en baştan bozuldu? Gazetelere, televizyonlara, zenginlerin aslanlı köşklerine nasıl el konuldu? Emekçilerin maaşlarının azlığını anlatırken, yoksullardan bahsederken ağlayan İtalyan kadın bakan gibi bir bakanımız, neden yok?

Yazarın Diğer Yazıları