Yürümek üzerine…

A+A-
Adnan İSLAMOĞULLARI

Alparslan Türkeş'in, "Sağ ile olan kavgamızı erteledik" sözündeki kavganın bu kadar uzun bir ertelemeye dönüşeceğini öngöremezdik o zaman. Bugünleri görseydi eğer erteleme süresini eminim ki daha kısa tutardı, çünkü sağ ile olan siyâsî kavganın daha temel, daha köklü sebepleri var Özal'dan bu yana, bugün böyle düşünüyorum…

1978 yılıydı…

Ankara Kurtuluş Parkı'nda başlayıp Tandoğan Meydanı'nda biten 'Büyük Yürüyüş'te ayaklarımızı yere vura vura, başlarımız dik, gözlerimizde Türk milletine adanmışlığın kararlılığıyla yürürken milyonu aşkın ülkücüler olarak, 'Millî Devlet-Güçlü İktidar'a inanıyorduk bütün kalbimizle, bugün inandığımız gibi…

1979 yılıydı…

Rusya Afganistan'ı işgal etmişti. Hemen tüm şehirlerde yine yürümeğe başlamıştık, bir yandan da yürüyüşler sonunda toplandığımız meydanda işbirlikçi Babrak Karmal kuklaları yakıyorduk. Rusya'nın yayılmacı komünizmine karşı Ülkücüler yine omuz omuza yürüyorduk, hançerelerimiz yırtılırcasına her türlü emperyalizme karşı sloganlar atarak…

'78 nesli çok yürüdü…

Yollarda… Üniversite önlerinde… Meydanlarda… Küçücük hücrelerin üç-beş adımlık voltalarında, cezâevi havalandırmalarında… Hücreleri ile idam sehpası arasındaki ölüm yolunda çok yürüdü '78 nesli…

Sonra…

80'li yıllar geldi çattı…

Ülkücülere "Siz hâlâ orada mı otluyorsunuz?" diye soran bir MHP üst yöneticisinin ve pek çok benzerinin artık Özal'ın ANAP'ını dördüncü eğilimi olarak iktidarda olmanın ve iktidar nimetlerine ortak olabilmenin zevkini çıkardığı yıllardı… Fakat ülkücüler Ocak'larını yeniden tüttürüyorlardı bir taraftan, 'Bizim Ocak' demişlerdi bu kez adına… Rusya Karabağ'a girmişti yine Türk kanı akıyordu, sokaklarda yürüyenler yine ülkücülerdik. Mamak tahliyelerinden sonraydı, kol kola başlayan yürüyüşte, Muhsin Yazıcıoğlu başta olmak üzere tüm Ülkü Ocaklılar o yürüyüşteydik. Sıhhıye'den Tunalı Hilmi caddesine kadar 'devlet yolu' denilen yolu saatlerce trafiğe kapatarak yürüdük…

Ve üniversitelerde başörtüsü yasakları…

Bugün "Adalet sokakta aranmaz" diyenlerin sokakları arşınladığı zamanlardı… Kilometrelerce uzunluktaki kol kola başörtüsü yürüyüşleri… Aylarca devam eden sokak yürüyüşleri, sabahlara kadar süren sokak gösterileri… Ülkücüler yine yürüyüşlerde üniversitelerdeki başörtüsü yasaklarına karşı, Ankara İlâhiyat Fakültesi önünde boykot nöbetindelerdi…  Bugünlere çok da mânidar bir tespit düşelim, o boykotu kıranlar ise, o günlerin alnı secdeli(!)  çocukları, yani o günlerin sıfatıyla cemaatin çocukları, bugünlerin FETÖ'cüleriydi…

Bugün?

Bugün ise yürüyenler Kemâl Kılıçdaroğlu önderliğinde CHP'liler… 'Adâlet' diyerek yürüyorlar…

İsterdim ki kırmadan, dökmeden, kimseye ve hiçbir şeye zarar vermeden, hukuku ve kanunları yok saymadan bu ülkedeki her türlü haksızlığa karşı ülkücüler yürüsünler…

İsterdim ki nükleer santrallerle ilgili ülkücüler yürüsün…

İsterdim ki bugün geri çekilen ama ilk fırsatta engelleyen yasayı değiştirerek tekrar başlatacakları zeytinlik katliamlarına karşı ülkücüler yürüsün…

İsterdim ki çevre kirliliğine karşı ülkücüler yürüsün…

İsterdim ki Habur rezâletinde ülkücüler yürüsün…

İsterdim ki o gri, siyah takım elbiselerini çıkarmış, bir keten pantolon ve bir tişört ve de  sırtlarında çantalarıyla kızlı erkekli ülkücüler sahillerde atık toplasınlar "denizlerimiz kirlenmesin" diyerek…

Evet isterdim…

Fakat sanıyorum ki 'sağ ile siyâsî kavga' sonsuza kadar ertelendi artık. Ve Ülkücülerin siyasal yapısı sağın bizzat kendisi oldu…

Bize de sağın kendisi olmaktansa unu elemek düştü…

  • Yorumlar 21
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları