Yusufiye’nin soğuk yüzü beyaz perdeye yansıyor

İsrafil K.KUMBASAR

Onlar, ‘cüzdan’ sahibi olmadan ‘ülkü’ sahibi olmanın, vatanlarını ‘karşılıksız’ sevmenin bedelini, genç yaşlarında hayatlarının karartılması ile ödediler.
 “Peygamber ocağı”  olarak bildikleri kuruma hakim olan cunta tarafından, bir 12 Eylül gecesi ‘anarşist’, ‘terörist’ diye yaftalanarak cezaevlerine tıkıldılar.
İşlemedikleri suçları üstlenmeleri için ‘çok ağır işkencelerden’ geçirildiler
Müdahaleyi gerekçelendirebilmek için sol görüşe mensup 18 genci asan cunta, daha sonra sırf  ‘dengeyi sağlamak’ uğruna ülkücü gençlerden Mustafa Pehlivanoğlu, Selçuk Duracık, Halil Esendağ, Cengiz Paktemur, Ali Bülent Orkan, Cevdet Karakuş, Fikri Arıkan, Ahmet Kesre ve İsmet Şahin’i de darağacına yolladı.
Ülkücüler, her türlü zulme rağmen zindanları ‘inancın’, ‘tevekkülün’, ‘sabrın’ öğrenildiği, işkencenin bile ‘çile’ olarak karşılandığı bir ‘taşmedrese’ haline getirdiler.
Başlarına gelenleri, bir zamanlar ‘iftiraya’ uğrayıp tam 7 yılını zindanlarda geçiren Yusuf Peygamber’in yaşadıkları ile özdeşleştirdiler.
Bu yüzden kapatıldıkları mekanlara ‘cezaevi’, ‘hapishane’, ‘zindan’, ‘hücre’ demek yerine ‘Yusufiye’ adını verdiler.

* * *

Nice koç yiğitler gelip geçti Yusufiye’den.
Kimbilir belki de onbinlerce film malzemesi çıkar, bu yiğitlerin çile dolu hayatlarından.
Ancak, bugüne kadar buldukları her fırsatta ‘geçmişlerinin’ üzerinden nemalanan yapımcıların ve yönetmenlerin aklına gelmedi ‘Yusufiye’yi beyaz perdeye yansıtmak.
Yakın tarihi sorgulama bahanesi ile yapılan bir takım film ve dizilerde ülkücüler ne yazık ki hep ‘yanlış karakterler’ ile aktarılmak istendiler topluma.
Ülkücüleri ‘silindir’ gibi ezip geçen bir dönemin unutulup gitmesine gönlü razı olmayan Halk Film’in yönetmeni Nazif Tunç, uzun süren bir ‘senaryo’ araştırmasının ardından ‘vaziyete el koymaya’ karar verdi.
Senaryosu, kendisi de aynı zamanda bir ‘Yusufiye mektebi mezunu’ olan ülkücülerden Özcan Avcı tarafından kaleme alınan filmin adı ‘Yusufiye’ olacak.
Önümüzdeki günlerde ‘motor’ demeyi planlayan Nazif Tunç, filmin bir bölümünü, Edirne’de bir süre ‘sıkıyönetim askeri cezaevi’ olarak kullanılan, taş duvarlarına ciğerden yükselen feryatların kazındığı ‘Yanıkkale’de çekecek. Film, 2011 yılının ortalarında vizyona girecek.

* * *


Peki Nazif Tunç, neden böyle bir filmi çekmeye karar verdi?
Askeri cuntanın 12 Eylül darbesini gerçekleştirdiği dönemde lise son sınıf öğrencisi olan Tunç, amacını şöyle açıklıyor.
- “Benim kitaplarda okuduklarıma benzer son kahramanlardı onlar. Her bakımdan üstündüler. Bir kişi bir yola başını, canını koyuyorsa, dünyaya sırtını dönüyorsa onun yiğitliğini taşlar bile yüceltir. Sol görüşlü sinemacılar, 12 Eylül’ün hemen ardından, bir biri ardına kendi yoldaşlarının dramlarını anlatan filmler yaptılar, televizyon dizileri çektiler. Gel gelelim, aradan 30 yıl geçmiş, biz bu vatan, bu ezan, bu bayrak için canlarını ortaya koyan o yiğitlerin kavgalarına, heyecanlarına yakışacak bir film bile yapamamışız. 9 yiğidin öyküsü 30 yıldır anlatılamıyor. Ne yazık ki insanımız yakın tarihimizle ilgili çok şey bilmiyor. Doğru dürüst yazılmış romanlarımız olmadığından, çekilmiş filmlerimiz bulunmadığından çabuk unutuyoruz. Bu benim içimi acıtan bir meseledir. Bu yiğitlerin hikâyelerini sinemaya yansıtmak bir yönetmen olarak artık bana farz oldu.”

* * *


Bugüne kadar 70’den fazla filme ve diziye imza atarak önemli bir deneyim kazanan Nazif Tunç ve ekibi, umarız bu ‘ağır yükün’ altından ‘yüz akı’ ile çıkmayı başarır.
Bu filmi çekmek nasıl Nazif kardeşimiz için farz ise, bu gibi filmlerin arkasının gelmesi için, bu filme her aşamasında destek olmak bütün ülkücülerin boynunun borcudur.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş