Yut hapı uyuş!

A+A-
Yavuz Selim DEMİRAĞ

Türkiye uyuşturucudan tutuklanarak cezaevine gönderilen şarkıcı Deniz Seki ile milli maç öncesi kötü tezahürat yüzünden stadı terk eden kaleci Volkan Demirel’i konuşuyor.  “Memlekette gündem değişecekse bunu sadece ben yaparım”  diyen “Gündem sihirbazı Recep Tayyip Erdoğan”  bu işe fena bozulmuş. Attı ortaya Amerika’nın Müslümanlarca keşfi ve Küba’ya cami meselesini.. Dar alanda kısa paslaşmalarla götürüyor yine işi.. Oysa dünkü Hürriyet’in manşetine göre  “hapı yuttuk..” Canım memleketimde her vatandaşımız 15 günde bir kutu antibiyotik yutuyor. Yılda toplam 2 milyar kutu ilaç ediyor. İç babam iç.. Yılda 55 milyon kutu antibiyotik.. Bundan büyük pazar olabilir mi? Sadece 16.3 milyar lira ilaç parası ödüyor mümtaz insanımız. 25 Ağustos 2014 tarihinde bu sütunlardan “Ruh sağlığımız bozuldu” başlıklı yazımda yılda 26 milyon kutu antideprasan ilaç kullanıldığını yazmıştım. Ve aramızda 1,5 milyon şizofren hastasının dolaştığını Sağlık Bakanlığı’nın resmi kayıtlarını örnek vererek okuyucularımızla paylaşmıştım. Son 12 yılın bilançosu o kadar ağır ki ruh sağlığımızla beraber beden sağlığımızı da yitirdik. Böylesi sağlıksız bir toplumdan sağlıklı seçim sonucu beklemek de mümkün değil. Her işimiz gibi seçimi de sağlığı da Allah’a havale etmişiz. Nitekim memleketin Başbakanı önce “ben bu davaların savcısıyım..” diye höykürmüştü. “Terör örgütüyle görüşen şerefsizdir! İspatlamayan namerttir!” diye yeri göğü inletmişti. Ardından “Ben değil devlet görüştü” dönüşü yapınca kafalar karıştı. Şimdi de  “Oslo Müzakerelerinde üçüncü göz”  olduğu itiraf ediliyor. Sadrazam Davutoğlu Ahmet Paşa “Oslo gibi olmayacak.. Üçüncü göz olmayacak.. Ama karşımıza mayınlar çıkabilir” diyor. Bir Allah’ın kulu  “mayın bu ya patlarsa” sorusunu yöneltemiyor. Bu kadar yalan dolan, bu kadar dalavere, ikilem, bunca endişe arasında insanımız ne yapsın, vuruyor kendini ilaca..
17-25 Aralık soruşturması ile ilgili Adli Tıp raporu açıklanınca sözde muhalifler bayram yaptı.  “Namaza yaklaşma”  misali haberin önünü arkasını okuyan yok. Oysa rapor açık.. Ortada 10 kaset yok. Yok edilen kasetlerin yazılı dökümü var sadece. Mahkeme itiraz edilip  “orijinal kaset yok.. Yasaya göre yazılı metin geçersizdir”  dendiğinde hakim ne yapacak? Kasetleri adli emanetten kimlerin çaldığını kim bulacak?Güldürürler insanı.. “51 nolu DVD nerede?” Ergenekon-Balyoz kumpaslarında sahte delil üretenler bulundu mu? Yükleme yapan polisler tespit edildi de ne oldu? “Sehven” denilerek berat ettiler. Gölcük’te Donanmaya yerleştirilen hard disklerin üzerindeki parmak izlerinin sahiplerine bile ulaşılabilmiş değil! Kalkmış Adli Tıp raporundan bahsediliyor. Geç babam geç.. Yut hapı, uyuş en iyisi. Ne oldu, “Dışişleri resmi konutunda muhtemel Suriye savaşı planını dinleyip servis eden vatan hainleri cezalandıracağız!”  masalı da unutuldu. Ortada bir tek fail var mı? Bir tek Başbakanlık ofisine konan böcek  “şahsi mesele” haline geldi. Danimarkalı tanık Kerebs “8 adet log3 cihazı nakliyatla teslim edildi. İstihbaratçı Enes geldi anlaştık. Cihazları Türk polisine sattık” diyor ve bu adam öyle “gizli tanık”  filan da değil, şirketin resmi temsilcisi.. Savcı  “siyasi casusluk” tan dava açıyor. Düne kadar  “askeri casusluk”  modaydı. Sahte dijital verilerle “TSK mensupları kadın satıyor,Yunanlara bilgi satıyor”  denince inanılıyordu ya.. Askeri casusluk örgüt işi.. Siyasi casusluk ise sadece bireysel suç.. Öyle mi? Fazla soruşturma da sağlığa zararlı.. Yazarı, çizeri, düşüneni, yorumlayanı “örgüt” ten içeri atarlar alim Allah. Yut hapı, uyuş.. Sana mı kaldı örgütü araştırmak!
Bunca pisliğin arasında zibilde papatya da açıyor memleketimde. Diyarbakır’da eşi ile beraber pazarda alış veriş yaparken arkasından kafasına sıkılarak şehit edilen astsubay Necdet Aydoğdu’yu Somalı ve Ermenekli işçiler gibi unuttu halkımız. Fransa’da inşaatlarda sıvacılık yaparak hayatını kazanan ve Eskişehir’de bir daire alabilen Ali Dal adlı  vatandaşımız unutmadı Necdet Astsubayın dul kalan eşini. Ordu Valisini arayıp evin tapusunu devretmek istediğini söylemiş. Yaptı da. Vali  kameraları çağırıp bir sertifika vermiş yiğit Ali’ye.. O ağladıkça biz de gözyaşlarımızı tutamadık. “Ali Dal’lar olduğu sürece bizi yıkamazlar” diye iç geçirdik. Fakat bu habere padişah hazretlerinin çok bozulabileceğini vali bile atlamış. Bunca sarayın arasında Eskişehir’de beleşten bir daire çok görülmemeliydi haşmetmaaba. Neyse yutalım hapı uyuşalım. Ne de olsa uyanık kalmanın bedeli çok ağır!

 

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları