Yüzde 50’nin oy verme kriteri ne?

İsrafil K.KUMBASAR

Bugün itibariyle memlekete hâkim olan hava gerçekten can sıkıcı.  Dilden başlayan ve genizleri yakarak ciğerlere işleyen bir ‘langur lungur’ hitabet, manzaranın vahametini bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyor.
‘Ulanlı’ cümleler, ‘tehdit kokusu’ taşıyan vurgular, ‘aba altından sopa’ göstermeler, kurulacağı söylenen ‘ileri demokrasinin’ nasıl patinaj çekmeye başladığının açık göstergeleri. 
Kimi  “Elimde kasetin var, ayağını denk al”  diye rest çekiyor, kimi ‘ortaya saçılan utanç belgelerinin’ iç ve dış mihraklar eliyle piyasaya saçıldığından dem vuruyor.
Üslup, söylem ne olursa olsun; gerçek şu ki bu ülkede bir takım koltukları ‘hasbelkader’ ele geçirmiş zatların durumları pek de iç açıcı değil.
Yakasını ‘belli odaklara’ kaptırıp ‘gücüne güç’ katanların vaveylası ‘ciddi bir tehlike’ ile karşı karşıya olduğumuzu ortaya koyuyor.
Az ve öz bir biçimde söylemeye çalışırsak, herkes bir şekilde ‘paçasını’ kaptırmış.
En masumunda bile  “Ya her şey ortaya çıkarsa”  tedirginliği ve uykusuzluk hali gözleniyor.
Sahi, ya her şey ortaya saçılırsa ‘kimilerinin’ hali nice olur?

 


***

 


3 Kasım seçimlerini milat olarak alırsak, Türkiye son 12-13 yılı hep ‘kapalı kapılar ardında’ bir takım pazarlıkların, müzakerelerin, ‘sırrı kıyamete kadar götürülecek’ ikili görüşmelerin cenderesinde geçirdi.
‘Darbelerden’, ‘vesayetten’ yakınanlar iktidarlarını hep ‘soru işareti taşıyan ilişkiler’ ile pekiştirdiler.
Kafalarında çizdikleri rotayı tutturabilmek için kimi zaman ‘kanlı bıçaklı oldukları’ kişi ve zümrelerle dostluk kurup, kimi zaman ‘varlıklarını borçlu oldukları’ kişi ve zümreleri düşman ilan ettiler.
‘Dünyalık’ kayığında birlikte kürek çektikleri bazı zavallı güruhlar hariç, sonunda ‘bütün yol arkadaşları’ ile hasım olup çıktılar.
‘Yalama iboşlar’, ‘pervane solcular’, ‘ülkücü eskileri’ ile, ‘cemaat münafıkları’ ile ve daha bir yığın kesimle bugün ‘köprüler’ atılmış, ‘ayrı yollar’tutulmuş vaziyettedir.
‘Küreğe’ asılan kim kaldı diye soracak olursanız, ‘dünyalık uğruna her devrin borusunu öttüren’ bir avuç ehl-i tarik ile ‘etnik özürlerinden’ dolayı Türk’e diş bileyen birkaç zavallı.

 


***

 


‘Menfaat’ ve ‘geçmişe dönük hıncın’ bir arada tuttuğu bu güruhun son ve en büyük güvencesi üstüne basa basa adını zikrettikleri ‘yüzde 50’ gibi gözüküyor.
Heyhat, itirafı zor da olsa insan kabullenemese de o yüzde 50 için de bir sosyolojik gerçeği dile getirmek kaçınılmaz.
Nasıl ki hazret bugün bile ‘çocuklarının’, ‘damatlarının’, ‘kuzenlerinin’ yarınını düşünüyorsa, işte o yüzde 50’de aynı durumda.
Nasıl ki hazrete omuz veren ve karşılığını ‘ihaleler’, ‘teşvikler’, örtülü ödenekler’ ile alan bir takım gruplar varsa, işte o yüzde 50’yi dahil fertler de aynı yolu izlemekte.
Yapılanı edilen ortaya koyup, “Dindarlık bunun neresinde, demokrasi bunun hangi kenarında?” diye sorduğunuzda, o yüzde 50 içinde azıcık vicdan taşıyanların cevabı şu oluyor:
- “Evladım, çalmayan mı var?”
Bu anlayış 1983 sonra iktidara gelen Turgut Özal ile başladı; biraz farkla o dönem şöyle şu söylem meşhurdu:
- “Tamam, bunlar da çalıyor ama bir takım işler de yapılıyor.”
Özellikle belediyelerin icraatları herkesin malumuydu ve neredeyse ‘iş yapmanın’ karşılığından ‘azıcık çalmak’ mübah hale gelmişti.

 


***

 


Anavatan Partisi’ni, ‘papatyaları’, ‘prensleri’ bugün hatırlayanınız var mı?
‘Odunu koysa vekil seçtireceğine’ iman etmiş, kendisini öyle ‘güçlü’, ‘muktedir’ addeden o partinin esamisi var mı?
Özal da ‘anayasayı delmeyi’, ‘memura rüşveti, ‘federasyon zırvalığını’ kendine hak görüyordu.
Demek ki bu topraklarda ‘geçmişten ders çıkarma’ diye bir gelenek henüz mevcut değil.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş