Yüzleştikçe batıyorsunuz

A+A-
Afet ILGAZ

Bu  “yüzleşme”  işi ilk çıktığı yıllarda, daha beş on sene evvel, Batı’ya şöyle seslenen bir yazı yazmıştım:  “Batı asıl kendisiyle yüzleşsin, cesareti varsa!”
Sonra ne oldu da iş buralara geldi. Biz kendimize Batı’nın bize bakmak için taktığı hasmane, hatta düşmanca gözlüğü takarak bakmaya başladık.
Batı bize  “yüzleşin yüzleşin”  derdi, o yıllarda. Şimdi biz kendimize  “yüzleşelim yüzleşelim” diyoruz.
Aramızda kavga mı var? Neden yüzleşiyoruz. Yüzleşme, sözlük anlamıyla, herhalde şu demektir: Aralarında anlaşmazlık olan insanların, toplulukların, anlaşmazlık sebebi olan meseleyi kendi açılarından anlatmaları, açıklamaları.
Peki biz bir milletiz ve  “kaynaşmış”  bir milletiz. Öyle idik. Aramızda hangi zorlu mesele var ki iki taraf bir hakemin önüne çıkıp kendi açıklamalarını yapacak?
Tarihle yüzleşmeye gelirsek; bir tarih söyleyecek, bir biz söyleyeceğiz. Bunu vaktiyle, Ermeni soykırımı yalanlarının çıkarıldığı günlerde, Batılılar bize söylerdi. Ermeni lobileri söylerdi, Ermeni muhipleri söylerdi. Günün birinde bizim kendi kendimize bunları söyleyeceğimiz hiç aklıma gelmedi.

***


Dersim isyanını tutturdular. Cumhuriyetin ilk günlerinde, kurtuluş ve kuruluş sancılarının çekildiği günlerde olmuş, bitmiş; isyanıyla, cezasıyla yerini almış bir hadiseyi yeniden gündeme taşımanın bu günlerde ne faydası var? Türkiye’nin milli geliri mi artacak? Dış borçları mı azalacak? Dış borçlar sebebiyle ve  “sıcak para”  dolayısıyla el konulan siyasetimiz mi doğru yolunu bulacak? Fabrikaları mı açılacak yeniden, toprakları mı geri alınacak. İşleyemediği tarlalarında yeniden tütün, pancar mı yetiştirilecek? İşçileri daha çok ücret mi alacak? 4C yüzünden darmadağın olan aileler birleşecek mi? Atanamayan öğretmenlere iş mi bulunacak? Van’daki depremzedeler daha iyi mi korunacak? İstanbul depremi için çareler mi bulunacak? Denizlerimizde balık türleri ve sayıları artacak mı? Doğudaki hayvancılık ihya mı olacak? Doğu ve güneydoğu aşiret düzeni medenileşecek mi? Töre cinayetlerine bir son mu verilecek? Kimi tutuklular dört yıl, kimileri dört ay gözaltında kalırken, adalet mi sağlanacak? Kadın cinayetleri azalacak mı?

***


Yüzleşelim derken batıyorlar bu çevreler. Abdülmecid Han’ı tarihteki yeriyle tanır, sayardık. Şimdi onun 25 hanımı 43 çocuğu olduğunu ve saraydaki israfla baş edilmediği için başlayan düyun-u umumiye borçlarını hatırladık. Bilirsiniz, bu borçlar Cumhuriyet döneminde ancak bitirilebilmiştir.
Bir de bir şey öğrendi ki okurlar, hiç öğrenmeseler daha iyi olurdu. Serfiraz Hanım adlı bir gözdesinin, bir Ermeni delikanlısına gönlünü kaptırıp sarayı Hünkâra dar ettiğini... Bunu bizler, biraz tarih meraklıları biliyorduk da yaygın olarak bilinmiyordu. Bu inanılmaz aşk vakası Osmanlı haremi için, son yılların Osmanlı haremi için, üzüntü verici bir hal değil midir? Tarihi rahat bırakmak lazım. Batı’nın bize taktırdığı her gözlüğü de takmamak lazım. Bazen altından çapanoğlu çıkıyor. 

Yazarın Diğer Yazıları