Yüzümün akıyla

A+A-
Ahmet SEVGİ

Türk milleti sözü uzatmayı sevmez. Özellikle halkımız kısa ve öz konuşur. Kahvehanelerde, dost meclislerinde konuşurken insanların söz arasına sık sık atasözü, deyim veya kısa hikâyeler sıkıştırmaları bu yüzdendir. Esasen Türkçe’nin bir mecazlar ve cinaslar dili oluşu da halkın “az sözle çok şey ifade etme” temayülünden kaynaklan-
maktadır.
Gerek yazılı kültürümüzde gerekse sözlü kültürümüzde atasözü, deyim ve hikâyeler önemli bir yer tutar. “Kutadgu Bilig”, “Dede Korkut Hikâyeleri” ve “Mesnevî” yazılı kültürümüzdeki bu zenginlikleri yansıtan eserlerden ilk akla gelenlerdir.
Memnuniyetle belirtelim ki “düşünceleri kısa yoldan anlatma geleneği” yahut “kıssadan hisse çıkarma metodu” sözlü kültürümüzde bugün hâlâ yaşamaktadır. Toroslar’da yaşlı bir teyzeden duyduğum şu dörtlük, yerleşik hayata geçmekte geç kalışımızın veya isteksiz davranışımızın ardındaki ruh halini ne güzel ifade ediyor değil mi?
Ekin ekme eğlenirsin
Bahçe dikme bağlanırsan
Güt koyunu, çal kavalı,
Genden güne beğlenirsin.
Yine Toroslar’ın ücra köylerinden birinde dinlediğim şu hikâye de mahallî seçimlerdeki başarısızlıklarını çeşitli kelime oyunlarıyla örtme hatta bir yolunu bularak kendilerini başarılı gösterme çabasındaki partilerin acınacak hallerini çok güzel tasvir ediyor:
Anlatıldığına göre bir Ağa çiftlikteki 100 kuzusu için bir çoban tutar ve bir aylığına seyahate çıkar. Ay sonunda çiftliğe gelirken kapının önünde bir kuzu derisi asılı olduğunu görür. “Kuzulardan birisi ölmüş her halde” diye düşünür. İçeri girer. Çoban, önünde bir yoğurt tabağı, yemek yemektedir. Hoş-beşten sonra Ağa “kuzular ne durumda, ölüp kalan var mı?” diye sorar. Çobanın verdiği cevap şöyledir: 
Yağmur yağdı gök çatladı
72’sinin ödü patladı
Kayadan uçtu baş toklu
Ardından gitti beş toklu
10’unu verdim kasaba
10’unu da katma hesaba
Kurt kaptı birisini
Birisinin de getirdim
    derisini.
Kuzuların tamamının ölmüş olduğunu anlayan Ağa sinirlenerek çobanın önündeki yoğurt dolu tabağı çobanın yüzüne çarpar. Çobansa hiç istifini bozmadan şöyle der : “Şükür, yüzümüzün akıyla bu işi de hallettik”...
Bizim siyasetçilerin yüzüne yoğurt tabağı filan da çarpan yok. Ama ne hikmetse onlar da hep çobanın söylediklerini tekrarlayıp duruyorlar. Yani hepsi de seçimlerden başarıyla (yüzlerinin akıyla) çıktıklarını söylüyorlar. Vardır bir bildikleri her halde...
Gerçekten bir bildikleri var mıdır dersiniz?
Bilmem...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları