Zebra koşusudur bu...

A+A-
Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Deniyor ki:
Beş gazeteci tutuklanacak.
...Beş de... Hangileri?
“Zebra koşusu” dur bu.

*


Siyah-beyaz’dır zebra.
Derisi siyahtır da...
Şeritleri mi beyazdır?
Derisi beyazdır da...
Şeritleri mi siyahtır?
Senin niyetine bağlıdır...
Kimine göre, ak’tır.
Kimine göre, kara.
Candır halbuki.

*

Asidir.
Gem vuramazsın.
Sırtına binemezsin.
Ama barışçıldır.
Kimseye zararı yoktur.
Ki, o yüzden av’dır.
Hedeftir.
Buna rağmen...
Saklanmaz.
Açık alanlarda gezer.
Merttir.

*


Türkçe...
İngilizce, İtalyanca, Lehçe, Danca, Macarca, Çekçe, Portekizce, Rumence, zebra’dır.
Evrenseldir.

*

Eşek gibi değildir.
Önsezilidir.
İnsandır bi nevi.
Kimine göre ak, kimine göre kara olan şeritleri, her birinde farklıdır, parmak izi gibidir.
Nüfus kâğıdı gibi.

*


Ve, parçalayıcı dişleri, yırtıcı tırnakları, pırrr diye uçacak kanatları olmadığı halde, sanki piknik yapıyormuşçasına, gayet rahat, gayet serinkanlı yaşayabilir o vahşi ortamda, o şeritleri sayesinde.

*


Çünkü...
Baş düşmanı renkkörüdür. Yeşili sarıyı, siyahı beyazı ayırt edemeyen, ilk gördüğüne şuursuzca saldırmak isteyen aslan, açık alanda hareketsiz duran zebra’yı gözden kaçırır. Kavurucu sıcakta topraktan yükselen buhar, görüş alanını titreştirir, zebra şeritlerini salınan ot yığınlarına benzetir. Kafası karışır. Pusuya yatar. Hata yapılmasını bekler. Bi kıpırda... Saldırır. Ama hangisine? Topluca gezinen zebralar, çil yavrusu gibi dağılır. E hepsi birbirine benziyor. Birini gözüne kestirip, saldırı planı yapamaz... Ona mı, buna mı derken, kafası iyice karışır. Yetişti yetişti, yetişemedi, birini yakalayayım derken, hepsini elinden kaçırır.

*


Yani?
Ortam doğalsa...
Hayatta kalır.

*


Peki ya, ortam doğal değilse?
Aslandan kaplandan timsahtan paçayı kurtarır, icat edildiği gün
mertliği bozan’ın hedefi olur.

*


Kafaya koymuştur avcı... Kimseye zararı olmayan zebrayı indirecektir. Hangisi? Fark etmez. Zebra zebradır... Bakar
dürbünle açık alanda duran sürüye, tetiği yoklar, basar, drannn!

*


İşte o anda...
Başlar zebra koşusu.

*

Drannn sesiyle birlikte start verilmiştir. Etrafta aslan timsah filan görmedikleri için, düzeni bozup birbirlerinden ayrılmazlar ama, bi sakatlık olduğu belli, topluca, çılgınlar gibi koşarlar. Yırttılar sanırsın. Hiçbiri düşmedi. Herhalde ıskaladı... Avcı gülümser.

*


Koşarlar koşarlar koşarlar, üç dakika, beş dakika, tık, biri tökezler, düşer... Ölmüştür.

*

Çünkü, sssss diye süzülen mermi, puff diye saplanmıştır vücuduna. O an ölmüştür aslında. Farkında değildir... İçgüdüsel olarak kanı boşalana kadar koşar koşar, son damla, düşer.

*

Deniyor ki:
Beş gazeteci tutuklanacak.
Zebra koşusudur bu.
Yılmaz Özdil / Hürriyet

+++

TRT Şeş’teki türküler

TRT Şeş’te, Kürtçe türkü yarışması düzenlenmiş.
İyi niyetle yapılan bu işin Kürdistan propagandasına çevrilmemesi gerekir.
Bu anlamda türkü sözlerinin gözden geçirilmesinde yarar var.
Sanıyorum ki birileri bu yarışmayı bile millet içinde yeni bir millet; ülke içinde yeni bir ülke yaratmak için kullanmaya çalışıyor. 
Rıza Zelyut / Güneş

+++

Kendini değil hukuku teminat göster

Korkunun ülkeye egemen olduğu iddiasını şiddetle reddeden Başbakan, muhalif yazarlara öfkeli suçlamalar yöneltiyor, sonra da kitlelerin duymak istedikleri şeyleri söylüyordu:
 “Her bir vatandaşımın endişesi, bizim endişemizdir. Bize oy versin vermesin, bizi sevsin ya da sevmesin her bir vatandaşımın yaşam tarzı bizim namusumuzdur. Bizim teminatımız altındadır.”
Bu sözleri Başbakan Erdoğan’ın taahhüdü olarak tarihin tanıklığına kaydetmek
istedim.
Yoksa inandığım için değil.
Seçim sonrası yaptığı balkon konuşmalarının buz üstüne yazılmış yazılardan daha uzun ömürlü olmaması Başbakan’ın endişeli kitle üstünde güven uyandırmasını
zorlaştırıyor.
Başbakan “Lütfen 8 yıl önceki özgürlüklere, demokrasi kalitesine bakın bir de bugünküne ve kararınızı öyle verin.. Konuşanın susturulduğu, yazanın hapsedildiği bir Türkiye’den herkesin kendini özgürce ifade edebildiği bir Türkiye’ye ulaştık” dedi.
Çizilen Türkiye resmi gerçekçi değil.
Sekiz yıl önce AKP iktidarının ilk döneminde büyük bir kesim yine korkuyordu ama şimdi daha çok korkuyor.
Çünkü yaşanan tecrübeler insanlara korkmakta ne kadar haklı olduklarını öğretmiştir. Geçen zaman endişelerin sebepsiz olmadığını göstermiştir.
Başbakan’ın korku ve endişe taşıyan kitleyi rahatlatma çabasını takdir ve teşvik etmek elbette herkesin görevi olmalıdır.
Ama Başbakan “Milletim korkmasın” derken kendisini teminat gösteriyor.
Korkunun temelindeki gerçeğin hukuk güvenliğinden ve hukuk devletinden her gün biraz daha uzaklaşmak olduğunu kabul etmiyor.
Gerçeği görmeli; yargı erki bağımsızlığını kaybettikçe korku büyüyecektir.
Güngör Mengi / Vatan

+++

Sözle dik duruş gösterilmez

AKP sözcüsü “Bu iç politikaya müdahaledir” derken, Cumhurbaşkanı konuyla ilgilenmiyor bile. Harika. Sonunda Başbakan Erdoğan da konuşma sırasındaki yerini aldı. Ama sadece bir cümle ile; “Büyükelçi’nin henüz acemi olduğunu” söyledi. Demek ki acemilik dönemi geçince iktidarın işine yarayacak sözler söylemesi bekleniyor. İşin şakası bir yana, ABD Büyükelçisi’nin sözleri de ona yapılan eleştiriler de aslında skandal boyutundadır. İktidar, sözcüleri aracılığı ile Büyükelçi’yi eleştirmek yerine gereğini yapmalıdır. O da Büyükelçi’yi “istenmeyen kişi” ilan etmektir. “Henüz acemi, pişince bunları yapmaz” mantığı sadece Türkiye’nin itibarını düşürür. Ancak bunu kimse beklemesin. Çünkü iktidar, Amerika’ya karşı dik duruyormuş havası yayarak kendi tabanına mesaj vermekten öte bir şey yapmamaktadır. Oysa dik duruş sözle değil eylemle gösterilir. O elçi yerinde durdukça iktidarın yönelteceği eleştirilerin anlamı olmayacaktır. 
Can Ataklı / Vatan

+++

Demokrasinin kışı

Neden sıkça Ergenekon haberi
yapıyorsunuz?
-  Uyarılmanıza rağmen neden yanlış haberler yapıyorsunuz?
-  Wikileaks belgeleri ve Mısır haberlerini ne amaçla yaptınız?
-  Hâkim ve savcılarla polislerin iftar yemeği haberini ne amaçla yayımladınız?
-  Yalçın Küçük’le ne konuştunuz?
Bunlar Beşiktaş savcılarının, Oda TV’nin tutuklanan üç yöneticisine sordukları sorulardan bazıları... Hepsi de mesleğin gündelik çalışmalarına ilişkin. Dün, gazetelerde bu soruları okuyorduk ki, kulağımız, açık olan televizyonumuzdan gelen Başbakan’ın sesine gitti. Aynen şöyle diyordu.
“Oda TV’nin yargılananları yazılarından, düşüncelerinden değil, başka bir eylemlerinden dolayı takip altındalar.”
Bu konuda o da yanlış bilgilenmişti
anlaşılan!

****

Başbakan referandum sürecinde halka: “13 Eylül sabahı yeni bir Türkiye’ye uyanma” sözü vermişti. Tersini gerçekleştirdi. Hukuk devleti ve demokrasi milyonların gözünün içine baka baka rafa kaldırıldı.
Cumhurbaşkanlığı, Anayasa Mahkemesi, HSYK, YÖK, üniversiteler, AKP’nin kontrolünde artık... Danıştay ve Yargıtay AKP’nin kontrolüne girme arifesinde...
Demokrasiye geri dönüleceğine ilişkin hiçbir işaret olmadığı gibi her şeyin daha kötü olacağına ilişkin çok alametler belirmiş durumda.
Soner Yalçın, Barış Terkoğlu ve Barış Pehlivan’ın tutuklanarak Odatv’nin felç edilmesi dürüst ve aydınlatıcı bir organı yok etmenin ötesinde... Özgür basın ve yayına tahammülsüzlüğün göstergesidir. Yeni bir dönemin başlangıcı gibi duruyor aynı zamanda...
Demokrasinin kışına giriyoruz...
Melih Aşık / Milliyet

+++

İmanın yerini size yanlış göstermişler

(...) Araf Suresi 171-172. ayete bakarsanız çok iyi olur. Şöyle nazil olmuştur: “Ben sizin Rabbiniz değil
miyim?”
İslam anlayışına göre Allah Kadir-i mutlak’tır. Dileseydi ben sizin Rabb’inizim, der biterdi. ’Rabbiniz değil miyim? “ derken eveti ve hayırı, yaratmış olduğu kula bıraktığına göre bizim medeniyetimizde hürriyet ilahidir. Bu kısıtlanamaz ve herhangi biri tarafından sekteye uğratılamaz. (...) (Anadolu’yu Mayalayanlar, S. 171)
Bu cümlenin altını çizdiğim saatlerde Soner Yalçın ve arkadaşları tutuklandı. Tutuklanmaları için sunulacak kanıtı merak ediyordum.
Dehşet saçıcı bir yol bulmakta nasıl mahir olacaklarını gösterdiler.
Bu ülkede e-posta adresi olan milyonlarca insan artık susmalı...
Şu anda hepsi potansiyel birer Ergenekon üyesidir. Şüpheniz olmasın.
Marifet böyle bir e-postayla kirletilmek değildir.
Marifet, bunu araştıran birinin, binlerce spam arasında (hem de 72 saat içinde) önce o e-postayı ve ardından da ekinde bu kirli belgeyi bulmasıdır...
Bu bile başlı başına tüm süreci ilga eder ama artık detay elbette... Zira şaşırtıcı değil. Bu ülkede delil üretmek artık sıradan bir olay.
Soner Yalçın ne yaptı?
Gazetecilik...
Tutuklanma gerekçesi ne?
Terör örgütü üyesi olmak...
Sorulan soru ne?
’Neden sana ’yapma’denilen haberi yaptın?”
Kanıt ne?
Sanal ortamda, bilgisayarına yollanan ve kontrolü imkansız binlerce çöp (spam) arasından cımbızlanan bir e-postadan çıkan bir kirli doküman...
Soru şu:
Bu çocuklar hangi dağın suyunu içti de mayamız bozuldu?
Biliyorum sizi... Tanıyorum... Şahsen tanımasam da tanıyorum... Haklı olduğunuz yerler elbette var... Bu ülkenin kurucu ideolojisi gerçekten büyük zulümler yaptı... Tarihi okudukça daha çok anlıyor ve hak veriyorum. Ama bu hesaplaşmayı aramızda yapmalıydık. Siz, bu hesabı görmek için Allah’a, mertliğe, özgürlüğe sığınacağınıza gidip bir başka güce sığındınız. Hem de açıkça bu toprağın düşmanlarını arkanıza aldınız.
Bizim mayamız biraz da Horasan Erenleri değil midir? Hiç mi anlatmadılar? Mevlana’yı, Yunus’u, Hacı Bektaş’ı, Ahi Evren’i, Hacı Bayram’ı, Emir Sultan’ı, Karacaoğlan’ı okutmadılar mı? Okudunuz da mı anlamadınız? 
Mertliği ne uğruna sattınız? Aklım, vicdanım, kalbim almıyor, anlamıyor, sindiremiyor... İnanın.
Riyazet-i Ruhiye diye size ne öğretti bu mürşitler? İmanın yerini size yanlış göstermişler.
Onun yeri kalptir beyin değil...
Serdar Akinan / Akşam

+++

Zulüm işbaşındadır

Hayır bu bir din iman meselesi değil. Biliyorum ki, hem subaylara hem arkadaşlarımız gazetecilere yapılan bu örgütlü linç ve zulüm için, dinsiz ve imansız olmak gerekmiyor! Yeryüzündeki en büyük vahşetleri, insanın insana yaptığını biliyoruz. Zalimin ister dini imanı olsun, ister dinsiz imansız olsun! Bazen en büyük zalim, din ve iman adına, dini imanı sağlamlar arasından çıkabiliyor...
Zulüm işbaşındadır! Çevresinde ise alçak bir alkışçı takım!

***

Okuyoruz, yok internet sitelerinde bir belge bulunmuş.. internet sitelerine her türlü belge dışarıdan konur. Okuduk ki, yargıç “bu teknik bir mesele, ben tutukluyorum, siz savunmanızda itiraz olarak kullanırsınız” benzeri bir görüşle tutukluluk kararı vermiş. Yargıç, ya öyle mi demeli, ileri sürülen iddiayı araştırtmalı ve buna göre kararını vermeliydi! İnsan tutukluyor, bunun büyük sorumluluğunu duymalı...

***

İktidarın başı diyor ki: Yargıya biz talimat vermiyoruz, yargı kararlarının bizimle bir ilişkisi yok.. Yargıyı bırakın, özgür
çalışsın...
O Erdoğan ki, beğenmediği kararları alan yargının her kademesine yıllardır verip veriştirmektedir! Yargıyı hiçbir zaman özgür bırakmamış bir kişinin, şimdi kalkıp böyle konuşmasının bir adı vardır.. En sıradanını söyleyelim:
Çifte standartlığın dik alası
Orhan Bursalı / Cumhuriyet

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları