Zemherîr titremeleri ve bekleyiş...

A+A-
Adnan İSLAMOĞULLARI

Zemherîr titremelerinde, zemherîr ürpermelerinde, zemherîden kaçış ânında, zemherînin ortasındaki çâresiz bir intizar, âniden mevsim döner de, bahar bulutları aşk ile feryâd edip, ortalık bir gülgûn bahara döner mi?
Fidanların ağzı köpürür de ayva çiçek açar, bülbüller bahar şarkıları şakımaya başlar mı eyyâm-ı şitâ’nın ayazında? Serçeler uçuşur mu, leylekler yuvalarını örme telâşına düşüp de baca kapmaca oynarlar mı? Dallarından zemîne süzülerek zemîne bir bûse kondurup, zemîni erguvan rengiyle örten yapraklar dallarına yükselir ve yeşerir de, çiçeklerin yolunu, çiçeklerin kokusunu
gözler mi?
Yeşilliğin alâmet-i fârikası serviler sâf sâf dururlar da ilkbaharın teşrîfine, gül-nihâller gül- efşân olur da, gül-i ter, gül-i râ’nâ ile vuslat eder mi gülistânda?
Güller, çamlar, nergisler cümle çiçekler saçar mı kokularını zemistânın içinde?
Zemherîde solmuş, benzi sararmış, mahzun olmuş çimenler neş’e-dâr olur mu?
Gül-çînlere gün doğar mı? Çeşmeler gül-abdân olur, dikenler tubâya dönüşür mü?
Bülbüller goncaya gelir de, gönül neş’esi gül ile sohbete başlar mı?
Ulu ulu çınarlar pür-telâş, yapraklarını kuşanıp da gölgesini yayar mı mütekebbîr?
Cam önlerindeki karanfiller olan bitene hayret ederken bir taraftan, sıyırırlar mı çiçeklerini kılıflarından, küpeliler geç kalmışlığın, karanfillerin ardında kalmışlığın kıskançlığıyla sallanırlar mı nâzenîn; karanfillere nazîre. Sümbüller, leylaklar sarkar mı dallarından, bülbüle davetkâr bir cilve ile?..
Taacübe, tahayyüre ne hacet! Bütün bunlar olur...
Def-i gam ile gönüller şenlenir gülşen olur. Kan ırmakları erguvana dönüşür de, gam ırmaklarından gülsuyu akar, ruhlar temizlenir, gözbebekleri parıldar, çocukların saflığına dönülür de, göklerin melekûtu dahi haber-dâr olur...
Zaman, aldırış etmezlikten gelmenin, nazı cefâyı çoğaltmanın, goncaları kana bulamanın, yeşilliğin, çayırın, çimenin benzini soldurmanın, iklimleri mahzûn etmenin zamanı değildir!..
Zaman, zamanı kurban etme zamanı değildir. Zaman, hayatımızdan sürâtle akıp giden zenginliğimizdir, zaman, zaman kazanma zamandır...
Ey beklenen, dâvete icâbet eden!
Yer yer dağlanmış, virâne gönlümü sana bir gülistâna çevirdim; gönül yaşlarımı çağlayan gibi akıttım, sana ferahlar verecek, inşirah verecek gönlünün aradığı bir bağ, bahçe hazır ettim; bahar vaktidir...
Gönlümün bahçesi teşrîfini bekledi, gönlüm, hânem yollarını gözledi; zemherî vaktiydi geldiğin. Ardına bakmadan, ümidini ye’isine gâlib edip, sonsuzluklar sonsuzluğuyla geldiğin. Geldin; huzur-u iklîm vücûd buldu, geldin; gönlümüzde, hânemizde güller açtı, geldin; ikilik bir’lendi; şuur yenilendi, güzellik nâmına, hikmet nâmına, vidan nâmına, merhamet nâmına, adâlet nâmına, san’at nâmına, iyilik nâmına, halâs nâmına, sürûr nâmına her ne var ise yenilendi...
Ey beklenen, bir beyaz zemherîde dâvete icâbet eden!
Geldin, dudaklarımızda bir tebessüm ile dehrin cefâsını ardımızda bıraktık ve gölgelerimizle berâber silineceğiz, vedâ edeceğiz ne varsa hayata dâir, perdeler aralanacak bir gün “merhaba” diyeceğiz ne varsa perdelerin ardındaki hakikate dair... “Kim o?” diyecek perdenin ardındaki hakikat, biz “seniz, biz sana geldik” diyeceğiz...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları