Zifte bulanmış kurşunlar

Selcan TAŞÇI

Madem ki gerçek katilleri arıyorsunuz, 500 euroluk odaya giden “kan izi”nin peşine düşeceğinize, 67 milyar dolarlık kanlı ittifaka uzanan zift izlerini takip etsenize...
Abdi İpekçi öldürüldü... İlhan Darendelioğlu öldürüldü... İsmail Gerçeksöz öldürüldü... Gün Sazak öldürüldü...  Uğur Mumcu öldürüldü...  Necip Hablemitoğlu öldürüldü... Nicesinden sonra, yine  “katil ikamesi” kolaylıkla yapılabilecek bir kompozisyonla Hrant Dink öldürüldü...   Görünür faillerinin  “dosya kapatıcısı”  işlevi görmekten öteye gidemediği olaylardan kaynaklanan gaz sıkışmasını giderecek  “ilaç gibi”  bir gündemimiz var: İpekçi cinayetinin hükümlüsü tahliye oldu. Dink suikastinin yıldönümü; bir arpa boyu gidilemedi vs...
İndirin bakalım şu  “eli kanlı katiller”  dosyasını! Elbet çıkar size de ekmek! Artık derin devlet mi dersiniz, kontgerilla mı dersiniz, istihbarat şirketleri mi dersiniz, işte o ayarda bir kapital tarafından oluşturulan  “katliam metası” nın etinden, sütünden, yumruğundan, mavi gömleğinden, İngilizcesinden ve elbette sanrılarından en doğru mesajı alan olmak için yiyin birbirinizi. Vücut dili öğrenin, İncil okuyun...
Bizse bugün görevini tamamlayan ve miadını dolduranlarla değil, hala elini kolunu sallayarak dünyanın sokak aralarında pusuya yatan  “katil”le yüzleşeceğiz.

Kan parasında rekor
Milliyet’ten Nevin Donat, onca harala gürelenin ortasında hak ettiği alakayı bulup bulamayacağı şüpheli bir habere imza attı:  “Bu kez Tak Tak diyor...”
 “Irak Başbakanı Nuri el Maliki, Kuzey Irak Kürt Bölgesel yönetimi ile önümüzdeki günlerde el sıkışacak ve Tak Tak ve Tavke bölgesinden petrol ihracatı başlayacak” tı. 
2010-2014 yılları için sadece o bölgede öngörülen petrol geliri 67 milyar dolar!
Habere göre bu gelirin 6 milyar dolarının Türk şirketi Genel Enerji ile Norveçli DNO’ya verilmesi öngörülüyordu.
Genel Enerji, Mehmet Emin Karamehmet’in Çukurova Grubu bünyesinde. Ya DNO?
İşgalden sonra bölgeye giren ilk şirket.  Bağımsız Kürdistan fikrinin ateşli savunucularından olan Amerikalı diplomat Peter Galbrith, Ekim ayında Fınancıal Times’ta yer alan demecinde Kuzey Irak’taki petrol şirketleriyle ortak olduğunu itirafla yetinmemiş, petrollerin işletilmesi için oluşturulan konsorsiyumdan hisse karşılığında, Norveçli bir şirketin Irak’a girebilmesini sağlayan müzakerelerde yardımcı olduğunu da açıklamıştı.  DNO işte o şirket.

ABD’nin gizli ortağı
Galbrith’ın bu skandalı  “erdemliliğinden”  açıklamadı. Skandal patlak verdi çünkü bölgedeki korsan hükümet ile ilişkisini aracısız sürdürmeye başlayan DNO ile Galbrith’ın çıkarları çatışmaya başladı.
DNO gibi temsilcisi olduğu Norveç de ilginç bir yapıya sahip.En popüler ifadeyle;
Dinamit barutunu bulan Alfred Nobel adına barış ödülleri dağıtması bir yana... İsveç’le birlikte ABD’nin Avrupa’daki en güçlü uydularından biri olarak tanınıyor. Bu iki ülkenin çeşitli vesilelerle ödüllendirdiği kişiler arasında Leyla Zana ve Bartholomeosda var.
AB kulübüne girmeyi  ısrarla reddeden bu ülke gücünü önemli ölçüde silah sanayiinden alıyor. Irak işgalinden sonra ihracat patlaması yaşayan ülkelerden biri. Kağıt üzerinde “savaşan ülkelere” silah satmıyorlar ama en büyük  “savaşmayan”  müşterileri ABD’ye, tam da  “kağıt üzerinde”  tasarladıkları gibi dünyaya  “barış”  götürsün diye sattıkları silahlarla ihya oluyorlar. O silahların Irak’taki bilançosu 15. milyon sivil katliamı...
ABD’nin, petrol yatakları üzerinde bulunan ülkelerde halkı silahlandırarak arabuluculuk yapma rolünü verdiği Norveç, Milliyet’in haberine bakarsak emeklerinin karşılığını fazlasıyla alacağa benziyor.

Büyük satranç
Irak’ın tahmini petrol kapasitesi 115 milyar varil olarak hesaplanıyor ve 10 yıl içinde üretimin Suudi Arabistan’ı geçeceği tahmin ediliyor.
Suudi Arabistan; petrol yeşili dolarla Arap dünyasının liderliğini satın alan ve  “biat”a mahkum eden ülke!
1973’teki petrol ambargosu ve OPEC’in üst üste yaptığı fiyat artışlarıyla sarsılan ABD ve  “koalisyon ortakları” , dünyada petrolden daha büyük  “zarar” a yol açan bir silahın olmadığını yaşayarak öğrendi. Nitekim1967’de Süveyş kanalının kapanmasından sonra petrol nakil hatlarının yeni güzergahı haline gelen ülkeleri kapsayan geniş bir tasarıma imza attı. Somali, Pakistan, Hindistan ve bugünlerde yeniden hatırlanan Yemen! Bu ülkelerin son elli yıllarına bakın bakalım, Türkiye ile ne gibi paralellikler bulacaksınız? Suikastler, felaketler, krizler, keriz pardon kriz kurtarıcıları, sonra yine darbeler, debelenmeler...
Noam Chomsky, 7 Temmuz 1982’de The Guardian’a yaptığı açıklamada diyor ki,  “ABD orkestra şefliğinde batıya kazanılmış İran, Türkiye, İsrail ittifakıyla bölgeyi yönetmeyi amaçlıyor.”
O günlerde ABD’nin en büyük rakibi Sovyetler. Sovyetler’in Ortadoğu’daki en büyük müttefiki Suriye. Peki Suriye’deki iktidarı finanse eden kim dersiniz? ABD’nin maşası Suudiler!
Bugüne kadarki bütün hamleleri gösteriyor ki ABD  “petrol”  gibi bir silahla Rus ruleti oynanmayacağını kavramış durumda.

Kitle imha silahı
O nedenle dünya petrol rezervlerinin yarısından fazlasına sahip bu bölge için daha o günlerde fırına verdiği  “Basra çevresinde Şiii, Musul çevresinde Kürt, Bağdat çevresinde Sünni” kuklacıklara  “böl-parçala-yönet” planını servis ederken milyonlarca insanı  “garnitür”  olarak kullanmaktan çekinmiyor.
ABD işgali başlatırken doğru söylüyordu:
Irak kitle imha silahları deposuydu. Çünkü yeni dünyada kitleleri tereddütsüz imha gücüne sahip yegane silah vardı; Irak topaklarından fışkıran petrol.
Ve Türkiye dünyanın bu en tehlikeli silahına hangi mesafede, hangi etki gücünde? Abdi İpekçi’nin katilini mi arıyorsunuz hala? Petrol kuyuları sizi bekliyor; bakın bakalım ziftle karartılan bu senaryoda, katille göz göze gelmeyi başarabilecek misiniz?

* * *

Değirmenin suyu nereden geliyor?
Mustafa Sarıgül, “bir alternatif” olarak kolları sıvadığı günden beri kamuoyunda oluşan bir “merak” var. Bugün bu merakı gidermek üzere Mustafa Sarıgül’e “kamuoyundan gelen” soruları aktarmak istiyorum.
En çok merak edilen konu Mustafa Sarıgül’ün hayli masraflı kampanyasının kaynağının ne olduğu. Vatandaş “Sarıgül bu parayı nereden buluyor?” diye soruyor. Bu anlamda:
1- TDH’nin her ay 3000 gönüllüye maaş ödediği doğru mu?
2- Mitinglere uzak yerlerden katılacaklara ücretsiz araç sağlanıyor mu?
3- Mitinge gelenlere kumanya dağıtılıyor mu?
4- Mitingler için işini bıraktığını beyan edenlere bir günlük yevmiye ödeniyor mu?
5- Sarıgül’e yurt gezilerinde kullandığı özel uçakları kim kiralıyor?
6- Miting ve toplantılarda Şişli Belediyesi’nin araçları kullanılıyor mu?
Sarıgül hareketinin ilk seçimlerde CHP’nin oylarını böleceği ileri sürülüyor.  Bu anlamda:
1- Neden CHP ile uzlaşma aramıyor?
2- TDH’yi CHP’den ayıran nedir?
3- TDH’nin barajı aşacağına inanıyor mu?
4- Barajı aşamayıp CHP’nin oylarını düşürürse vicdani rahatsızlık duyacak mı?
Yine vatandaşların bir bölümü Sarıgül hareketini AKP’nin desteklediğine inanıyor. TDH’nin CHP’nin oylarını azaltacağı ve bunun AKP’ye yarayacağı ileri sürülüyor. Bu anlamda:
1- AKP’nin TDH’ye örtülü destek sağladığı doğru mudur?
2- AKP yandaşı medyada Sarıgül haberlerinin çokça yer almasını neye bağlıyor?
3- Sarıgül’ün ağzından bugüne kadar AKP eleştirisi hiç duyulmadı, neden?
4- TDH barajı aşarsa, AKP tek başına iktidar olamazsa, TDH-AKP koalisyonuna sıcak bakıyor mu?
Sarıgül’le ilgili merak edilen konular arasında dünyada para gücü ile siyaseti yönlendirmekle suçlanan Soros’un katkısı olup olmadığı da var. Bu anlamda:
1- Sarıgül, Soros ya da temsilcileriyle görüşmüş müdür?
2- Görüştüyse Soros’un destek sözü verdiği doğru mudur?
Büyük sermaye grupları ile yakın temas içinde olduğu ileri sürülüyor. Bu anlamda:
1- Sarıgül bazı büyük sermaye sahipleriyle görüşmekte midir?
2- Bu büyük gruplardan bazılarının direkt desteği var mıdır?
3- Bazı büyük gruplar Sarıgül’e ekibine kendilerine yakın adamlar koymasını tavsiye etmişler midir?
Şişli Belediyesi ile ilgili yolsuzluk iddiaları olduğunu ileri sürenler var. Bu anlamda:
1- Sarıgül hakkında devam eden bir yolsuzluk davası var mı?
2- Daha önce açılmış davalar varsa bunlarne şekilde sonuçlanmıştır?
Siyasete soyunan bir isim hakkında cevabı alınmayan sorular varsa giderilmesi gerekir.
-Can Ataklı / Vatan

* * *

Sanki mahalle kıraathanesi...
Serbülent, hükümetin borazanı devlet televizyonuna çıkmış, gazeteci ve akademisyen kılıklı bir grup adamla aynen mahalle kıraathanesindeymiş gibi muhabbet ediyor. Devlet kesesinden beslenen Fehmi Koru (Yeni Şafak), Derya Sazak (Milliyet), Fuat Keyman (Koç Üniversitesi), Mustafa Erdoğan (Hacettepe Üniversitesi), programda çanağı tutuyor serbülent içini dolduruyor. Çaktırmadan da suikast iddiasıyla gözaltına alınıp serbest bırakılan subaylara, başkalarının ağzından ‘beceriksiz, sersem, salak’ diyerek ‘hakaret’ yağdırıyor! İşte tam bu noktada Derya Sazak, aldığı parayı hak etmek için “sazan” gibi atlayıp Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un adını telaffuz ediyor; özür beklenen adrese açıklık getirmeye çalışıyor!
Neyse... Son sözü Ziya Paşa’ya bırakalım: “En ummadığın keşfeder esrar-ı derunun, sen herkesi kör, âlemi sersem mi sanırsın.”
-Deniz Som / Cumhuriyet

* * *

Böyle başa böyle tarak
Olay şu:  Kurtlar Vadisi dizisinde Polat Alemdar tipini canlandıran Necati Şaşmaz, bir restorandan çıkıyormuş...
Bir polis aracı yanına yaklaşmış...
Araçtaki polislerden biri, “Size evinize kadar eskortluk etmekten onur duyarız” demiş...
Necati Şaşmaz, “Gerek yok çocuklar, şirket çok yakın” demiş...
Ama polisler ısrar etmişler...
Ve böylece polis aracı önde, Necati’nin aracı arkada yola koyulmuşlar. Rutkay Aziz kendisini Atatürk, Oktay Kaynarca kendisini emniyet müdürü sanıyorsa... Kadir İnanır canlandırdığı tiplerin etkisini yıllardır üzerinden atamıyorsa... Gazete haberlerinde bile Beren’e  “Bihter”, Kıvanç’a “Behlül” deniyorsa...
Yılmaz Erdoğan hâlâ “Mükremin Çıtır”, Perran Kutman “Perihan Abla” olarak algılanıyorsa...
Dizide rol gereği ölen bir kahramanın ardından cenaze namazı kılınıyorsa...
Türk polisinin Polat Alemdar tipini canlandıran oyuncuyu gerçek Polat Alemdar sanmasında bir tuhaflık yoktur... Böyle başa böyle tarak... Ya da böyle ulusa, böyle polis...
-Ahmet Hakan / Hürriyet

* * *

Tayyip Erdoğan’ın dünürü Sadık Albayrak,  Sultanahmet’te tartıştığı polisler tarafından darp edilmiş. Davulun sesi uzaktan hoş geliyordur da, bakalım başına gelince de “polis terörü” iddialarına kulak tıkayacak mı Başbakan? Yoksa bu olay da “emniyet içine sızmış Ergenekoncu bir yapılanma”ya mal edilerek fos çıkan komplolar çöplüğüne mi atılacak?

* * *

‘Liberal tosun’a da bak
Mehmet Altan’ın iddiasına göre;Mehmet Ali Ağca, aslında  “Abdi İpekçi Suikastı”nın faili değilmiş! Üstelik bu iddiayı Mehmet Altan’a Uğur Mumcu söylemiş!
Uğur Mumcu, Çetin Altan ve oğullarından her yazısında “dönekler” ve “liberal tosunlar” diye söz etmiştir.
Örneğin 22 Ekim 1988 tarihli Cumhuriyet’te çıkan  “Para ve Faiz” başlıklı yazısında şöyle diyor: “Marksist dönek Çetin Altan’ın şu sözlerini Altan’ın Holding soytarılığı ile görevli iki
liberal tosun oğluna hatırlatalım...”
Bunları yazmış olan Uğur Mumcu, hem de Mehmet Altan’a “Abdi İpekçi’yi Ağca öldürmedi” diyecek!
 Altan’ın, Mumcu’nun kitaplar dolusu yazılarını karartmakta ve kafa bulandırmakta ne gibi bir menfaati var?
-Odatv.com

* * *

MİNİ YORUM
Bu ne perhiz!..

Kendi ifadeleriyle “büyük sınav” veren gazetelerin hepsi Mehmet Ali Ağca’yı kahramanlaştırmanın ne kadar yanlış olduğundan bahsediyordu dün. Ama nasıl? Ağca manşetleriyle! Manşetten verdikleri Ağca resimleriyle, Ağca’nın manşet yapılmamasını istediler tekrar tekrar! Çok işe yaradı, tebrikler...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş