Ziya Gökalp’i anarken...

A+A-
Mustafa ERKAL

Cumhuriyet Bayramınızı en iyi dileklerimle kutlarım.     
Türk Milletinin hocası ve sosyologu olan rahmetli Ziya Gökalp’in ölümünün 90. yıl dönümündeyiz. 23 Ekim 1924’te vefat eden Cumhuriyetin fikir babası ve buhranlı dönemin sosyologu Ziya Gökalp Diyarbakır doğumlu olup, Buhara menşeli bir Türk aileye mensuptu. Gökalp’in fikirleri kavranmadan milli bağımsızlık ve milli menfaatler korunamaz ve Türk milliyetçisi olunamaz. Fikirleri bugün de canlılığını korumakta ve bizlere ışık tutmaktadır.
Türk milliyetçiliğini sistemleştiren Z. Gökalp, vatanî ve medeni ahlâk üzerinde durur. Bu kavramlar bugün bizi çok yakından ilgilendirir. Vatani ahlak, milli hassasiyet eksikse; medeni ahlâk da eksik kalır. Ferdi çıkarlar ile toplum çıkarları birbirine paraleldir. Vatani ahlak milli menfaatlere sahip çıkarak onları korumak, ülke aleyhine dışarısıyla iş birliği yapmamak, kamu düzenini ve kamu sağlığını korumak, soygun ve yolsuzluklara konu olmamaktır.
Rahmetli Z. Gökalp mütevazı, ancak mesaj verecekse konuşan, ikna kabiliyeti yüksek ve dayanışmacı bir karaktere sahiptir. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde notsuz ders anlatır. Bir gün dersten alınarak Malta’ya sürgün edilir. O dönemde de ülkeye karşı kumpaslar kurulur. Milli düşünceye sahip ve İngiliz işgaline karşı olan aydın ve siyasetçileri Malta’ya sürerler. O, diğer İttihat ve Terakki mensupları gibi yurt dışına çıkmaz.
Gökalp halk-aydın ikilemini ortadan kaldırmak için aydınları halktaki cevher ve özü anlamaya yönlendirir. Halk, kültürün (harsın) özünü temsil eder. Ancak günümüzde halkta da kitle haberleşme araçları yoluyla yabancılaşma görülmektedir. Maddi ve manevi kültür ayırımı yaparak aralarındaki ilişkiyi yoklar. Kendisi kültür milliyetçisidir. Onda ırkçılık arayanlar, aslında ırkçılık mikrobuna teslim olanlardır. İktisadi Türkçülüğü savunur. Bu alanda bir dernek de kurar. İslam dünyasına ve Türk Milletine mensubiyeti birbirine rakip görmez. İslam ülkeleri arasında yakın ilişki ve dayanışmadan yanadır.
Ona göre, ferdi mülkiyet ve dolayısıyla menfaat, içtimai (sosyal) menfaatleri hesaba kattığı ve koruduğu ölçüde meşrudur. Türk olmak için sadece Türk ırkına mensup olmak yeterli değildir. Türk harsı ile yetişmiş olmak ve Türk mefkuresine sahip olarak çalışmak gerekir.
Mütareke ve işgal İstanbul’una benzer bir ortamın yaşandığı ülkemizde, Gökalp’in görüşleri canlılığını ve tesirliliğini korumaktadır. Türkiye’de Türk milleti dışında millet arayışına çıkıldığı, milli devlet ve üniter yapının zedelendiği, egemenlik hakkının paylaştırılmaya çalışıldığı, Türk’e karşı ırkçılığa ve bölücü teröre verilen tavizlerin demokratikleşme diye takdim edildiği, Cumhuriyeti inkar eder şekilde davetiyelerin gönderildiği, ülkenin Yeni Türkiye ve yeni anayasa adı altında tanınmaz hale getirilmeye çalışıldığı, çözümün çözülmeye dönüştüğü, bir dönem Damat Ferit’in Heyeti Nasiha’sına benzer Akiller Heyeti’nin ortada dolaştırıldığı, Türksüz ve Türk Milletinden yoksun yeni anayasanın düzenlenmeye çalışıldığı, küresel rüzgarlarla Türk Milletinin kalabalıklaştırılmak ve coğrafyamızın vatansızlaştırılmak istendiği, T.C. ifadesinin çeşitli kuruluş isimlerinden çıkarıldığı, Türkçe yer adlarının değiştirildiği, cari açığın sıcak para girişleri ile karşılandığı, işsizliğin arttığı, gelir ve servet dağılımının bozulduğu,  “üretme, ithal et”  ve yabancılaşmaya dönen özelleştirmelere şahit olunduğu bir ortamda; Ziya Gökalp, Mehmet Akif, Yahya Kemal ve Nihal Atsız’ların fikirlerine ihtiyaç daha da büyümektedir. Bu zirve isimlerden birini diğerlerine tercih edemeyiz. Bu dev isimler ve diğerleri eserleriyle Türk kültürünü zenginleştirmişlerdir. Ufkumuzu daraltmadan hepsini kucaklamak ve onlardan bugün için gerekli mesajları almak düşünenlerin görevi olmalıdır.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları