21 Eylül 2021 Salı
İstanbul Hava durumu İstanbul 27°C
Doviz verileri
  • DOLAR
  • EURO
  • ALTIN
YAZARLAR
Özcan YENİÇERİ
Özcan YENİÇERİ

Kişinin ve devletin sınırları

[email protected]
+
Aa
-
23 Kasım 2007 Cuma

Zayıf, eli kolu bağlı bir Devlet anlayışı 19. Yüzyıl liberal demokrasinin genel karakteristiğidir. Bu devirde devlete yüklenen belirli görevler vardı: Rekabete, her çeşit özel girişime ve serbest piyasa kurallarına hiçbir şekilde engel olmayacak bir çeşit seyirci mekanizma. Bugün ise tekno-demokrasinin ihtiyacı olan kuvvetli, topluma ekonomik ve sosyal bir düzen verebilecek yetenekte, üretimi ve mal değişimini, dış pazarlar bulunmasını sağlayabilecek bir Devlet anlayışı yaygındır (M. Duverger, 1975, s.,89). Bu anlayış, sonuçta özgürlüğünü her türlü otoriteye bu arada devlete karşı sorgulayan bireyin doğmasına neden olmuştur.
Brzezinski, yaptığı bir değerlendirmede  “günümüz dünya olaylarının kilit konuları, ideolojik ve ulusal olmaktan çok, felsefi ve kültüreldir” demektedir. Kişinin sınırlarının devletin sınırlarını aştığına vurgu yapan bir anlayışla karşı karşıyayız. Bu gerçek, aslında kültür sınırlarının bir devletin siyasi sınırlarından çok önemli olduğunu ortaya koyan son etnik ve kültürel çatışmalarla daha da belirgin hale gelmiştir. Asıl olan, turizm, ticaret, medya ve internetle birbirine bağlı hale gelen insanların hangisinin daha etkin bir felsefi ve kültürel birikime sahip olduğudur.
Gelecekte mücadele, kişinin sınırları ile devletin sınırlarının kesiştiği noktalarda meydana gelecektir. Çünkü günümüzde kişinin özgürlük isteği ile devletin beklentileri arasında büyük farklılıklar oluşmuştur. Çatışma da bu farklılıklardan kaynaklanmaktadır. Kişinin temiz hava, temiz su, temiz toprak, radyasyonsuz çevre ihtiyacına karşı, devlet ile halkın fabrikalara, nükleer santrallere, çöplüklere ve madenlere ihtiyacı vardır.
Birey daha çok özgürlük, daha fazla katılımcılık, insan haklarına, çevreye ve hukukun üstünlüğüne devletin daha çok riayet etmesini isterken, devlet; özgürlük, katılımcılık, çevre, hukuk ve insan hakları konusunda otoritenin ve düzenin hiçbir surette tehdit edilmesine müsaade etmek istememektedir.
Bireyin kendi isteğiyle kendi hayatını sona erdirme hakkı, kendi cinsiyetini değiştirme hakkı, istediği gibi genlerle ilgilenme hakkı istemesine karşın, devletin bu konuları etik ve genel yarar gerekçesiyle sınırlandırmak istemesi, devletle bireyi felsefi ve kültürel anlamda karşı karşıya getirmektedir.
Afrikalı kadının zorla sünnet edilmesine karşı çıkışı, devletine karşı bir baş kaldırı olarak kabul edilirken, bu durumun batı devletleri tarafından insan hakları sorunu olarak görülmesi, birey ve tebaası olduğu devletle arasındaki sorunu evrensel kılmaktadır.
Devlet, her anlamda otoritesini geliştirmek ve genişletmek isterken bireyle bunun özgürlüklerinin kısıtlanması anlamanı geldiğini düşünmektedir. Vilde “Bütün otoriteler aynı ölçüde kötüdür” derken, Godwin, “Yürekten itaat edeceğim tek bir  iktidar var: Kendi aklımın kararı, kendi vicdanımın emrettiği” diye ifade etmektedir. Ünlü Prudhon ise daha da ileri giderek şöyle der: “Her kim beni yönetmek için elini üzerime koyarsa, o bir gaspçı ve bir despottur; onu düşmanım ilan ediyorum.”
Ölüm orucu, bireyin öz yaşamına ilişkin özgürlüğünü, negatif bir biçimde kullanması anlamına gelmektedir. Kişilerin en temel hakkı olan  “yaşam hakkı” nın ölüm orucuyla ortadan kaldırmaya yönelik bir anlayış karşısında devlet seyirci mi kalmalıdır? Birey anarşist bir söylemle “her türden otoriteyi, özgürlüklere indirilmiş bir darbe” olarak değerlendirirken dışarıdan kendisini yaşatmak için yapılacak bir müdahaleye sıcak bakması düşünülemez. 
Nedeni ne olursa olsun özgürlüklerin üzerindeki sınırlara itiraz sonunda bireyi  “anarşist”  bir felsefeye götürürken, özgürlükleri şu veya bu nedenle sınırlandırmayı varlık sebebi yapan yönetimi de “diktatoryal”  bir anlayışa ulaştırır.
Kişinin sınırları ile devletin sınırlarını ya da kişinin sınırları ile toplumun sınırlarını kesinlikle belirlemek de mümkün olmamaktadır. Bu sınırlar  “med ve cezir” gibi zaman zaman daralıp genişleyebilmektedir.
Demokrasi halkın egemenliğini, anarşizm ise kişinin egemenliğini savunmaktaydı. Kişinin sınırları ile devletin -bir anlamda demokrasinin- sınırlarının yeniden karşı karşıya gelmesi, günümüzün hâlâ en önemli sorunu olarak önümüzde durmaktadır.

DİĞER YAZILARI
TÜM YAZILARI
DİĞER YAZARLAR
Nevzat Atlığ Büyük Klasiğimiz
Nevzat Atlığ Büyük Klasiğimiz
A. Yağmur TUNALI
Nevzat Atlığ Büyük Klasiğimiz
Kırk satır mı istersin kırk katır mı tercihi?
Kırk satır mı istersin kırk katır mı tercihi?
Arslan BULUT
Kırk satır mı istersin kırk katır mı tercihi?
İntikam cezası cahiliyeye dönüş
İntikam cezası cahiliyeye dönüş
Arslan TEKİN
İntikam cezası cahiliyeye dönüş
Bu zulümü iktidar yarattı!
Bu zulümü iktidar yarattı!
Esfender KORKMAZ
Bu zulümü iktidar yarattı!
Algıyı yönetemiyor aksine öfkeleniyor
Algıyı yönetemiyor aksine öfkeleniyor
Fatma ÇELİK
Algıyı yönetemiyor aksine öfkeleniyor
Zalimin zulmü varsa mazlumun Allah'ı var
Zalimin zulmü varsa mazlumun Allah'ı var
Orhan UĞUROĞLU
Zalimin zulmü varsa mazlumun Allah'ı var
Aç insanın partisi olmaz öfkesi olur!
Aç insanın partisi olmaz öfkesi olur!
Özcan YENİÇERİ
Aç insanın partisi olmaz öfkesi olur!
Protesto edilmişim haberim yok
Protesto edilmişim haberim yok
Selcan T. HAMŞİOĞLU
Protesto edilmişim haberim yok
Hangisi nizami şarj!
Hangisi nizami şarj!
Ertuğrul DİLEK
Hangisi nizami şarj!