Çevik Bir’i neden atladınız?

Yazımın başlığındaki sorunun cevabını bulmanız için elbette ki size yardımcı olacağım. Müsaadenizle önce sıcak gelişmeden bir kare fotoğraf verelim.
Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ’un tutuklanıp cezaevine gönderilme süreci Perşembe günü gece yarılarına kadar AKP’li siyasiler tarafından dakika dakika takip edildi. Mahkeme tutuklama kararını verdikten sonra büyüklü küçüklü AKP’lilerin yaptığı yorumları dinleyecektiniz!..
Zannederdiniz ki tutuklanan Yunanistan’ın “darbeci subayı” ..
İlk maçta hezimete uğrayıp rövanş maçında fena halde galip gelen takımın taraftarları gibi yorumlar yapıldı. Üstelik de Genelkurmay’ın -kimseyi inandıramadığı- yazılı yalanlamasına rağmen AKP’liler Yeni Şafak’tan Abdülkadir Selvi’nin, “istifa restine rest” haberini yazılı belgeymişçesine keyifle tekrar ettiler. Selvi, “Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hayri Kıvrıkoğlu ile Harp Akademileri Komutanı Orgeneral Aslan Güner’in, ’İlker Başbuğ tutuklanırsa, istifa ederiz’şeklinde bir restte bulundukları söyleniyor. Sonucunu söyleyeyim mi? Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özel ile Başbakan Erdoğan’ın, ’Reste rest’kararı aldıkları belirtiliyor” diye yazmıştı.
AKP kulislerinde, bu yazının çıktığı gün kuvvet komutanlarının Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a yaptığı ziyaret hatırlatılarak, “nasıl hizaya çektik” havası hâkimdi.
AKP’liler, Kenan Evren’den İlker Başbuğ’a “cuntacılardan hesap soruluyor” çizgisini işliyorlar. Şimdi geçelim, “Emekli Orgeneral Çevik Bir’i neden atladınız?” sorusuna.
28 Şubat süreci malum. Kime karşı yapıldığı da malum. Post modern darbenin kudretli paşası Çevik Bir’in fonksiyonelliğini tekrar edecek değiliz.. Abdullah Gül, ilk AKP kabinesini kurup Başbakanlık koltuğuna oturmuştu. O günlerde bence görüştüğü garip isimlerden birini sizlerle paylaşacağım:
Çevik Bir!
Çok şaşırmıştım.Gül’ün Başbakanlığının ilk günleriydi. Telefondaki sıcak muhabbeti görünce ister istemez hayret ettim.. “Nasıl oluyor?” dedim.
“Ses etme, Çevik Bir şu anda İsrail’de bizim için çok faydalı çalışmalar yapıyor” diye cevap verdi. Çevik Bir’in AKP’nin gayri resmi danışmanı olduğu mealindeki sözleri Gül’den duyunca aklım karmakarışık olup, abandone olan boksör gibi hissetmiştim kendimi. Çevik Bir’in AKP için danışmanlık hizmetlerini bir süre takip edebildim sonrası için bir fikrim yok.
Bana hak verirsiniz herhalde!..
Darbe ve darbecilere göz açtırmayan AKP iktidarı “neden 28 Şubatçılara ilişmiyor?” diye.
Yazarın, okuyucularına verebileceği hizmet bundan öte olmaz.
Yorumu size bırakıyorum.


“Devlet Tayyip”
Ortalığın toza dumana katıldığı bir gündemde bir de “eksen” tartışması çıktı. Tartışmalara ışık tutabilmek için Başbakan’ı en iyi tanıyan ve AKP’nin eski kurucularından Türkiye Partisi Genel Başkanı Abdüllatif Şener’e, “Tayyip Erdoğan’da eksen değişikliği oldu mu?” diye sordum. Şener’in cevabı:
“Bence bir eksen kayması yok. Sadece, Türkiye’deki bütün kurumları teslim almış durumda Başbakan. Dolayısıyla devlet kendisidir artık. Bu nedenle eskiden YÖK’ün kapatılmasından söz ederken bugün YÖK’ün sahibidir YÖK’ü teslim aldığı için Başbakan. YÖK kendisidir, Genelkurmay kendisidir, yargı kendisidir, oligarşik bürokrasi kendisidir. Dolayısıyla devlet haline gelmiştir. Devletin yaptıklarından, icraatından, politikasından rahatsız olan herkes bilsin ki bu rahatsızlığın, sıkıntının kaynağı Başbakan’ın kendisidir. ”


MİT izlenimleri -2-
MİT’in 85’inci kuruluş yıldönümü ile ilgili izlenimlerimin bazılarını dünkü yazımda paylaşamamıştım. İlginizi çekeceğini düşündüğüm notlardan bazı satırlar:
Kokteyl salonuna girdiğimizde oldukça değişik bir sergi ile karşılaştık. Serginin hemen başında eski MİT müsteşarlarının kuruma bıraktıkları, kendilerine gelen hediyeler ve silahlar vardı. MİT’in tarihi boyunca kullandığı cihazlar da eski dedektif filmlerindeki sahneler gibiydi. Çeşitli yıllarda yurtdışı temsilciliklerimizde ele geçirilen yabancı servislerin dinleme cihazları da sergiye konmuştu.
MİT’in gizli gözleme ve çekim aletleri, gizli yazı kâğıtları, baskül içine gizlenmiş telsiz cihazı, yabancı ajanların kimlik, fotoğrafları ele geçirilen paralar gerçekten çok ilgi çekiciydi.
MİT bize “fişleme” geleneğinin kaynağını da gösterdi. 1944-45 yıllarında Kars yöresine ait bir fişleme defterinde yazılanları okuyunca zaman tüneline girmiş gibi olduk.
Fotoğrafı ile birlikte takip edilen bir öğretmen için defterde: “Kars lisesinde öğretmen olan bu kimse halihazırda bir bilgimiz yoksa da bir hanım öğretmenle gayri meşru teması işitildi” yazıyordu.
Takip edilen bir asker için de yine fotoğrafı ile birlikte, “Türkmendir” notu düşülmüştü.
Fotoğraflı “1927-1928 Trabzon’dan giden şahıslar” defteri de çok ilginçti.
Kapı girişinden beri en çok gözümüze çarpan husus ise başta bayanlar olmak üzere bizlere “gençleştirme” algısının ustaca verilmesi oldu. Görevli tüm erkek ve bayanlar oldukça genç ve düzgün fizikli şahıslardan seçilmişti. MİT için hazırlanan tanıtım filmlerinde de genç oyunculara yer verilmesi bu algıyı kuvvetlendirdi. Sunumda ön plana çıkan diğer bir husus da bilişim ve iletişimde en son ileri teknolojiye odaklanma oldu. Bunları da kullananlar hep genç figürlerdi.
Bir gerçeği daha anlatmak isterim: MİT’in kendi mutfağında hazırlanan, kıyısından ancak bir parça tadabildiğimiz ikramlar gerçekten çok nefisti. Hakan Fidan, Uludere veya güncel bir başka konuda bomba haber verecek diye yaklaşık 2 buçuk saat ayakta pür dikkat not tuttuk. İçeriye alınırken ses kayıt cihazlarımıza müsaade edilmemişti. Salona elektronik alet sokabilen tek ayrıcalıklı kişi ise bir dönem MİT Müsteşarı olmak için yoğun kulis atan TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin’di.
Kıskandık ama ne diyelim?
Devlet Devlete kıyak yapmış!..

Yazarın Diğer Yazıları