ABD rejiminin, bir baskınlık canı mı varmış?

A+A-
Arslan BULUT

ABD'de Kongre binasının basılması beklenmeyen bir olay değildi. Seçim süreci boyunca, neredeyse bütün ülkede sokak eylemleri yapan, mağazaları yağmalayan "Antifa" hareketi, ABD medyası tarafından "özgürlük isteyen gençler" olarak sunuldu, Kongre binasını basanlar ise anında "darbeci" ilan edildi! 

Antifa eylemleri, organize güç işiydi. Öyle ki, eylemlerde kullanacakları parke taşlar bile önceden ayarlanmış, ana caddelere kamyonlarla taşınarak yerleştirilmişti. Bu eylemler unutuldu. Onların aklına Kongre binasını basmak gelmemişti.

Kongre baskını, Trump'ın "herkes evine dönsün" çağrısıyla sona erdi ama Amerikan demokrasisinin veya rejiminin, bir baskınlık canı olduğu anlaşıldı! Olayların gelişiminden anlaşılıyor ki, eylemin amacı, Kongre'deki başkanlık oylamasını durdurmaktı. Bunda da bir süre başarılı oldular ama o kadar. Sonuçta oylama yapıldı ve Biden'ın başkanlığı resmen onaylandı. Ya, daha büyük bir halk hareketi örgütleseler ve bütün resmi binaları işgal etseler ne olacaktı? Anlaşıldı ki ABD'de yönetimi de halk hareketiyle devrilebilir!

Amerikan televizyonlarında, Türk Dışişleri'nin sağduyu çağrısı hakkında ilginç yorumlar yapıldı. Kimileri, "Şu işe bakın bir zamanlar biz Türkiye'ye sağduyu ve itidal çağrısı yapıyorduk" dedi. Kimileri de "Diktatörlüğe kayan bir ülkenin bize sağduyu çağrısı yapması komik değil mi?" gibi yorumlar yaptı.

***

Türkiye'de, ABD'deki çatışmanın küreselcilerle milliyetçiler arasında olduğuna dair yorumlar yapılıyor ama Trump da küreselcilerin her isteğine boyun eğiyordu...

Trump, Dünya Sağlık Örgütü'ne yapılan yardımı kesti ama 1984'ten beri Ulusal Alerji ve Enfeksiyon Hastalıkları Enstitüsü'nün direktörlüğünü yapan Anthony Stephen Fauci'yi, Beyaz Saray Koronavirüs Görev Gücü'nün başına getirdi. Fauci, akademik hayatı boyunca Dünya Sağlık Örgütü'nü yöneten ilaç şirketlerinin adamı idi. Dolayısıyla, Trump da Time dergisinde açıklanan, "Great Reset" yani "Büyük Sıfırlama" projesine teslim olmuş bir başkandı!

Çünkü "Büyük Sıfırlama", Dünya Ekonomik Forumu'nun "COVID-19 sonrasında ekonomiyi sürdürülebilir bir şekilde yeniden inşa etme önerisi"dir. Öneri, Mayıs 2020'de Birleşik Krallık Prensi Charles ve WEF direktörü Klaus Schwab tarafından tanıtılmıştı.

Konu Türkiye'de yeterince tartışılmadı, sanki biraz da saklandı gibi… Bu kadar iddialı bir proje önce resmen sonra medya yoluyla açıklandığı halde bazıları hâlâ bu vakayı dile getirmeyi "komplo teorisi" olarak yorumlayabiliyor! Hayır, bu tür yorumlar, başını kuma gömmenin veya ahmaklığın ürünü değilse, kasıtlıdır...

***

Time dergisi, kapak konusu olarak "Great reset" yani "Büyük Sıfırlama" başlığı ile birlikte, etrafında inşaat iskeleleri bulunan yer küre resmi kullanmış ve Türkiye'nin de içinde bulunduğu Akdeniz havzasını, kuzeyi ve güneyiyle birlikte kesilip dışarı almıştı. Yani asıl hedefin Akdeniz havzası olduğunu ilan etmişti.

Dünya Ekonomik Forumu'nun kurucusu ve icra kurulu başkanı Klaus Schwab ise "Daha erdemli bir kapitalizm mümkündür" diyordu. Oysa kapitalizmin hiçbir zaman erdemi olmamıştı ki…

Ben uzun zamandır "küresel saldırılara küresel cevap verilmelidir" görüşünü savunurum. Yoksa arkasında insani bir düşünce olmayan bir Kongre baskını ile hiçbir şey değişmez…

Yıllar önce "Atatürk'ün Yol Haritası" kitabımı şöyle bitirmiştim:

"Yeni Dünya Düzeni'nin veya küreselleşmenin en fazla sıkıştırdığı ülke Türkiye'dir ve en fazla sömürmek istediği coğrafya Türk Dünyası'dır. O halde üçüncü bin yılın ideolojisi, medeniyetlerin beşiği olan Anadolu'dan çıkacak ve bütün insanlığı manyetik alanına çekecektir."

Hâlâ aynı görüşteyim...

 

 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır ©
Yeni Çağ Gazetesi

İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel: (0212) 452 40 40
Faks: (0212) 452 40 58