Aklama stratejileri, unutma hileleri

A+A-
Hulki CEVİZOĞLU

Bu yazı bir "af çıksın/çıkmasın" yazısı değil, konuya "tek yönlü bakılmasın, bakın bu işin ne çok ve farklı boyutları var" yazısıdır.

Af bir ideoloji midir yoksa hukuk, vicdan, din, siyaset ve oy toplama aracı mıdır?

Suç varsa, suçun bedeli olarak ceza da vardır. "Ceza"nın affı suçun bedelsiz kalması demektir.

Bu durumda insanlar, hiçbir bedel ödemeden her türlü suçu işleme özgürlüğüne kavuşmuş olur.

Suç, ceza ve af konuları yalnızca hukukun değil, aynı zamanda adli psikoloji, adli sosyoloji ve adli felsefenin de inceleme konusudur.

Adli psikoloji suçla mücadele, suçluyu tanıma, cezanın infaz biçimleri konusuna yoğunlaşır.

Adli sosyoloji ya da suç sosyolojisi, toplumun belirli normlar ve toplumsal değerler içinde düzenli olarak işlemesine yardımcı olmaya çalışır.

Adli felsefe suç, suçlu, mağdur, olay yeri, ceza, ceza sistemi ve ceza türlerine felsefi açıdan bakar, suçun "ne" olduğuna odaklanır.

Artık günümüzde suç, suçlu ve ceza literatürüne yeni kavramlar da eklenmiştir. Bunlardan biri "Kırsal Kriminoloji"dir. Bir başkası "tolerans"tır. Adaletin sağlanmasında toleransa yer var mıdır, tolerans suç üretiminde önemli bir tetikleyici midir, hukukun olduğu yerde tolerans olur mu, hukuk felsefesi buna ne der?

Toplumsal infiale neden olan çocuk istismarı, cinsel saldırılar, kadına şiddet ve yaşlı cinayetleri yanında terör suçları, ekonomik suçlar vb. karşısında yukarıdaki sorulara nasıl yanıt bulunabilir?

Adaletin Yerine Şefaat ve Kefaret Konabilir mi?

Adaletin yerine şefaat konabilir mi? Şefaat ya da bağışlamak, suçun cezasız kalması değil midir? Bu da mağdurlara, madunlara, kurbanlara karşı kitlesel bir adaletsizlik sayılmaz mı?

(Bir başka sosyal psikolojik tartışma da, "idam idam" diye bağıran ya da "kimyasal hadım" isteyen lider ve kitleler/inin birden bire "af" istemelerinin kökenlerini incelemek olmalıdır!)

Öte yandan, şefaate benzer biçimde ceza yerine kefaret ödemek de cezayı sıfırlayıp, suçu meşrulaştırmaz mı?

Bağışlama Geçmişi Siler Mi?

Af bir bağışlamadır.

Bağışlanan ne'dir, bağış kimin yetkisindedir, tanrısal mıdır yoksa dünyevi ve insani mi?

Bağışlama aynı zamanda bir hafıza sorunudur ve af ile hafızaların, geçmişin silinmesi gündeme gelir. Peki, gerçekte bu mümkün müdür?

Bağışladım deyince, acı hatıraların geçmişin izinin silinmesi de (unutuş!) kendiliğinden olur mu?

Pek çok filozof, affın ahlaki bir kötülük olduğunu söylemektedir. Bir başka deyişle, af da ayrı bir kötülük ve suç olarak kabul edilmektedir.

Suç ile suçu bağışlama aynı oranda mıdır, birbirlerini dengeler mi sorusu da ayrı bir açmazı oluşturur.

Unutuşun Köleleri Mi Olacağız?

Ricoeur'e göre bilmeme isteği, körlüğe sığınma ve unutma taktikleri "aklama stratejileri"dir.

Bizler önemli bir konuyu, artık kurumlaşan (müesseseleşen) affı tartışırken, hafıza suiistimallerine mi uğratılacağız?

Bilmeme isteğimizi kamçılayarak ve bilimsel körlüğe sığınarak unutuşun aktörleri mi (köleleri de diyebiliriz) olacağız?

Mesele budur ve konu bu boyutlarıyla, varsa karşı argümanları ile tartışılmalıdır.

  • Yorumlar 6
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları