AKP ve TCMB'nin çıkmazı!

A+A-
Evren Devrim ZELYUT

21 Ocak'ta Merkez Bankası toplanacak ve bir Para Politikası Kurulu kararı daha açıklanacak. Bu toplantı da faizlerin artması bekleniyor. Önceki yazılarımızda bu faiz politikasının Türk sanayisini nasıl yok etmeye başladığını yazmıştık. Piyasaya dönüp baktığımızda ticari kredilerde faizlerin %20 seviyesini de aşarak Eylül 2019 tarihinden bu yana en yüksek seviyeye çıktığını görüyoruz. Allah aşkına %20 faizle hangi patron yatırım yapabilir? Kim ne kazanacak ki bir de bankaya %20 faiz ödeyecek?

Merkez Bankası'nın gittiği yol yol değil. Aslında hükümetin ekonomi politikası için tam bir çıkmaz sokak demeliyiz. Neden mi? Merkez sadece faiz artırarak sanayiyi boğmuyor; aynı zamanda artan para miktarı yani basılan paralar da dolar/TL ve enflasyon için alarm veriyor.

Bir ekonomide para miktarı artarken mal ve hizmet miktarı da ona paralel artıyorsa sorun yok demektir. Ama siz para miktarını artırırken, mal üretimini artıramazsanız sonunda büyük bir enflasyon dalgası ile karşılaşırsınız.

Ekonomideki para miktarını ölçmek için çeşitli tanımlar vardır. Bunlar M1, M2 gibi kavramlardır. M1 demek, piyasada dolaşan para ile vadesiz mevduatlardaki para toplamıdır. Bunlara bir de vadeli mevduatta yatan parayı da eklerseniz ona da M2 adı verilir.

Türkiye için M2 para tanımına baktığımızda şok edici bir gerçekle karşılaşıyoruz. M2 yani dolaşımdaki para, vadesiz ve vadeli mevduatların toplamı, 4 Ocak 2019 tarihinde 1,9 trilyon liradan, 8 Ocak 2021 tarihine geldiğimizde 3,3 trilyon liraya çıkmış.

Gıcır paraların sırrı!

Para miktarında yaklaşık %73'lük bir artışla karşı karşıyayız. Bu artışın bize verdiği bazı mesajlar var:

1- Yandaşların ekonomi pandemi ile bozuldu söylemi tam bir palavra. Çünkü enflasyon, kur, işsizlik, pandemi öncesinde kötüleşirken, para miktarına da baktığımızda hükümetin pandemi öncesinde de Merkez Bankası matbaasına fazla mesai yaptırdığını görüyoruz.

4 Ocak 2019'da 1,9 trilyon lira olan M2 para arzı, pandemi öncesi 2020 Şubat ayında 2,5 trilyon liraya çıkmış. Böylece bankamatiklerden çıkan gıcır paraların kerameti de sanırım anlaşılmıştır. 

2- Yaklaşık iki yılda %73'lük para miktarı artışına karşın mal ve hizmet üretimi ne olmuş? Bunun için de Türkiye'nin büyüme rakamlarına bakalım. Zira büyüme demek üretilen mal ve hizmet miktarının artışı demektir.

2019 yılında Türkiye büyümesi %0,9 2020 yılı için ise tahminen %0 civarında olacak. O zaman basılan bu paralar enflasyona neden olmayacak mı?

Evet, olmaya başladı bile. Gıda fiyatları roket gibi yukarı çıkmıyor mu? Zaten tarımı ihmal ederek üretimi düşürmüş bir hükümet var. Bir zamanlar kendi kendine yeten Türkiye, Kanada'dan mercimek, Yunanistan'dan fasulye, Rusya'dan buğday almıyor mu?

Toprak Mahsulleri Ofisi'nin (TMO) yaklaşık 400 bin ton ekmeklik buğday ithalatı için uluslararası ihale açması büyük bir utanç değil midir? Sırf buğday ithalatına baktığımızda  2010 yılına göre %276 artmış olduğunu görüyoruz.

Türkiye, gıda fiyatlarında yıllık %20.6'ya ulaşan artışla OECD ülkeleri arasında bir numara! Varmak istediğimiz nokta şu: Türkiye hem Merkez Bankası politikaları ile yani artan para miktarı ve faizle enflasyonu yukarı çekiyor, hem de reel ekonomi dediğimiz tarım ve sanayide de dışa bağlı, üretimden koptuğu için enflasyon yaratıyor. 

Ekonomide enflasyon kaçınılmaz bir sonuçsa bunun yansımaları fakirliğin sefalete dönmesi ve Lira'nın satın aldığı mal ve hizmet miktarının düşmesi olmayacak mı? Lira değer kaybettikçe dolar/TL yukarı çıkmaz mı?

AKP ve bağlı TCMB yapısal reformlar yerine geçici çözümlerle hem kendilerini hem de ekonomiyi büyük bir çıkmaza sokmuşlardır. Bu çıkmazdan çıkış için tek çare erken seçimle ekonomi için yeni bir hikâyenin yazılmasıdır.

 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır ©
Yeni Çağ Gazetesi

İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel: (0212) 452 40 40
Faks: (0212) 452 40 58