Andımız deyip geçmeyelim!

A+A-
Özcan YENİÇERİ

Danıştay 8. Dairesi 2018 yılında andımızla ilgili şu kararı vermişti: Öğrenci andı 1933'ten bu yana uygulanmaktadır, andımızda yer alan kavram ve ilkeler Anayasa'da anlamını bulan kavram ve ilkelerdir…. Genç nesillerin anayasal vatandaşlık temelinde aidiyetini güçlendiren ve öğrencilerde değer oluşumuna katkı sunan ve her sabah ders başlamadan önce okutulması şeklinde uygulanan öğrenci andının kaldırılması, ancak bu değişikliği hukuka uygun kılacak bir bilimsel gerekçeye dayanması halinde olanaklıdır. Aksi tutum, idarenin sahip olduğu düzenleme yetkisini ve takdir hakkını hukuka uygun kullanmadığı anlamına gelecektir.
Danıştay 8. Dairesi bu gerekçelerle 2018'de "Andımız kaldırılamaz" kararını verdi.
Millî Eğitim Bakanlığı, Danıştay'ın bu kararını, "Söz konusu karar henüz kesinleşmemiştir. Hukuki süreç devam etmektedir" diyerek hem uygulamaya sokmadı hem de kararın iptali için yargıya başvurdu.
Adalet Bakanı Abdülhamit Gül de 'Öğrenci Andı'nı kaldıran yönetmelik hükmünün Danıştay tarafından iptal edilmesine tepki gösterdi.
Zamanın Meclis Anayasa Komisyonu Başkanı ve Adalet eski Bakanı Bekir Bozdağ da "Danıştay Anayasa ve yasayı alenen çiğnemiştir" dedi.
Gelinen aşamada Danıştay üyeliklerine yeni atamalar yapıldı. Sonuçta Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, yeni heyetiyle 8. Daire'nin Öğrenci Andı okunsun kararını iptal etti. Andımız artık okullarda okunmayacak ve buna ilave olarak devlet madalyalarındaki Atatürk kabartması da çıkarılacaktır.
Demek ki Danıştay'ın verdiği karar anttan ibaret değil. Bu karar gerçekte büyük bir projenin ilk aşamasıdır. Zannedildiği gibi masumane, ihtiyaçtan doğan ya da yasaların gereği olarak verilmiş bir karar da değildir. Yıllardır Türkiye'de malum mahfiller başta Türk, Atatürk, Andımız ve T.C. kavramları olmak üzere millî olan her şeye yönelik büyük bir kampanya yürütüyordu. Bu karar onların devamıdır.
Andımıza yasak getiren karar tarihte Mustafa Sabri'yle somutlaşan Türk ve Atatürk kavramına yönelik bir saldırı niteliğindedir. "Türküm" demekle ilgili tartışmaların tarihi gerçekte Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuyla başlamıştır. Mustafa Sabri işgalci Yunan ordusu yenilince Yunanistan'a sığınarak şu şiiri yazmıştı: "Ben de ayniyle ret edip Türk'ü/Attım üstümden en elim yükü/Tövbe yarabbi, tövbe Türklüğüme/Beni Türk milletinden addetme".
Bu adam "Yalnız Müslüman ve insan olarak kalmak üzere, Türklükten şeref ve izzetimle istifa ediyorum Allah'ın huzurunda!" demişti. Benzer kafada olan bir başkası da İstiklal Marşı'nı yazan millî şair Mehmet Akif'e hakaret edip, "keşke Yunan galip gelseydi" cümlesini kurabilmiştir. Bu zihniyet anti Türk, anti Atatürk ve anti Türk Milleti zihniyetine sahiptir.
Nitekim iktidarın önde gelen bir yetkilisi 'AKP ile hepimiz Türk olmaktan kurtulduk' şeklinde bir açıklama bile yapmıştı.
Bu noktada tarih bir bütündür. Osmanlı İmparatorluğu'nun son zamanlarında bir yanda İttihat ve Terakki diğer yanda Hürriyet ve İtilaf fırkası vardı.
Kurtuluş Savaşı sırasında bir yanda İngiliz Muhibbileri, Kürdistan Teali, İslam Teali, Wilson Prensipleri Cemiyeti, Kuvayı İnzibatiye diğer yanda da Müdafai Hukuki Milliye ve Kuvayı Milliye vardı. Bu iki kesim arasındaki mücadele bugün de devam ediyor.
Demem o ki andımız konusundaki gelişmeler özü itibarıyla asırlık bir mücadelenin günümüze yansımasıdır.
Andımızdan kurtulmak isteyen zevat gerçekte Türkiye Cumhuriyeti devletinden rahatsızdır. Eğer malum zevat zaman içinde Türk'ü aşabilirlerse ardından açıkça Atatürk aşılmaya çalışılacaktır. Türkiye, eski Türkiye ve yeni Türkiye olarak bu yüzden ayrıştırılmaktadır.
Bu zihniyetin ideali başkenti İstanbul, resmî dili Arapça olan Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı yeni bir devlet modelidir. O Devletin adı da  "ASRİKA (Asya-Afrika) İslam Devletler Birliği"dir.
Andımız deyip geçmeyin!

Yazarın Diğer Yazıları
ÇOK OKUNANLAR
      Tüm Hakları Saklıdır ©
      Yeni Çağ Gazetesi

      İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel: (0212) 452 40 40
      Faks: (0212) 452 40 58