Aşı manyağı olmak ya da olmamak!

A+A-
Arslan BULUT

Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Tarık Salman, Anadolu Ajansı muhabiri Yeşim Sert Karaaslan'a yaptığı açıklamada, Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre 2019'da dünyada yaklaşık 18 milyon kişiye kanser tanısı konulduğunu ve 9,5 milyon kişinin kanser sebebiyle hayatını kaybettiğini söyledi.

Dünya genelinde her 5 erkek ile 8 kadından birinin hayat boyunca kanser tanısı alacağı ve 8 erkek ile 11 kadından birinin kanser sebebiyle hayatını kaybedeceğinin öngörüldüğüne dikkati çeken Salman, "Dünyada 5 yılı aşan süredir kanser tanısı ile hayatını devam ettiren kişi sayısı yaklaşık 44 milyondur. Türkiye'de her yıl 160 bin civarında yeni kanser vakası ve 92 bin civarında kansere bağlı ölüm görülüyor. Türkiye'de ölümlerin yaklaşık yüzde 20'si kansere bağlı sebeplerle oluyor." diye konuştu.

Bağışıklık sistemi ile kanser gelişimi arasında ilişki olduğuna değinen Salman, kanserli hücreyi yok etmeye yönelik aktive edici ilaçların gelişmesiyle özellikle son 10 yılda kanser tedavisinde "immünoterapi/immünoonkoloji" döneminin başladığını dile getirdi.

***

Kanser rakamları böyle... Bir de korona virüs rakamlarını hatırlayalım... Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, dünya genelinde vaka sayısı 85 milyonu, ölenlerin sayısı ise 1 milyon 845 bini aştı. 2019 yılında ise dünyada 18 milyon kişiye kanser teşhisi konuldu ama yarısından fazlası hayatını kaybetti.

Türkiye'de ise 2020 yılı içinde 2 milyon 224 bin korona vaka sayısı tespit edildi, 21 bin 488 kişi hayatını kaybetti! Buna karşılık 2019'da 160 bin kişiye kanser teşhisi konuldu ama yarısından fazlası yani 92 bini öldü.

Şimdi sormak gerekmez mi; "insanlık için hangisi daha büyük tehdit?" diye? Korona virüs mü kanser mi?

Denilebilir ki, "Kanser bulaşıcı değil, korona bulaşıcı olduğu için 'pandemi' olarak ilan edildi."

Kanser bulaşıcı değil ama hastalananların yarısı ölüyor! Öyleyse bütün dünyanın, kansere karşı mücadelede birleşmesi ve önlem alması gerekmez mi?

Meselâ başta hava kirliliği, su kirliliği ve genetik yapısı değiştirilmiş gıdalar, gıda maddesi ambalajında kullanılan plastik maddeler ve aşırı ilaç kullanımı olmak üzere insan vücudunun bağışıklık sistemini çökerten etkenler ortadan kaldırılamaz mı?

Ayrıca korona virüslerin etkili olmasını önlemek için de en başında Prof. Dr. Canan Karatay'ın belirttiği gibi bağışıklık sistemi üzerinde çalışmak gerekmez mi?

***

Bir dostumuz, kanser haberini, Hürriyet gazetesinden "Hatay'da Gümrük Muhafaza ekiplerince gerçekleştirilen operasyonda 5 bin ton ağırlığında yaklaşık 15 milyon lira değerinde genetiği değiştirilmiş, Türk Gıda Kodeksi'ne uyumsuz pirinç ele geçirildi." haberiyle birleştirerek gönderdi.

Hani genetiği değiştirilmiş gıda maddelerinin kansere sebep olduğu biliniyor ya...

Peki ya özellikle cep telefonları ile haberleşmemizi sağlayan elektromanyetik dalgaların kanser yapıcı etkisi ne olacak? Bu konuda kılını kıpırdatan var mı? Dünya Sağlık Örgütü, her sokağa 5G direği dikilirken, herhangi bir uyarı yapıyor mu?

Yapmaz, çünkü bu örgüt, küresel kapitalizmin suç ortaklarından biridir. Bütün insanları aşı manyağı yapmaya karar vermişler bir defa...

Veya aşı bağımlısı!

Bakınız, Bilim Kurulu üyesi, Doç. Dr. Afşin Emre Kayıpmaz, "Tıpkı grip aşılarında olduğu gibi korona virüsler için de her yıl aşılanmamız gerekebilir." diyor! Gerçi aynı açıklama içinde, "Aşılar DNA'mızı değiştirmez" diye henüz araştırması bile yapılmamış tartışmalı iddialar da var ama bugünlük bu kadar yeter...

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır ©
Yeni Çağ Gazetesi

İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel: (0212) 452 40 40
Faks: (0212) 452 40 58