Ataklı: "İktidar çok büyük sıkıntıda"

Ataklı: "İktidar çok büyük sıkıntıda"
Sözcü yazarı Can Ataklı iktidarın İstanbul seçimlerinden daha önemli sorunları olduğunu söyleyerek, "İktidar çok büyük sıkıntıda. Açık söyleyeyim, yaşadığı sorunların belki de en basiti İstanbul seçimleri" dedi.

İktidarın bazı konularda köşeye sıkışmış olduğunu ve bu konuları da dış güçlere bağlayarak açıkladığını söyleyen Sözcü yazarı Can ataklı, "İktidar çok büyük sıkıntıda. Açık söyleyeyim, yaşadığı sorunların belki de en basiti İstanbul seçimleri. Gerçi Erdoğan diğer bütün sorunları aşmak için İstanbul'u kazanmayı hesap ediyor ama bunun başarılması çok zor. Zaten Erdoğan bu durumu örtbas edebilmek için hemen her gün “dış güçlerden” söz ediyor. “Terörle halledemediler şimdi ekonomik terörle saldırıyorlar” türü açıklamalar yapıyor" ifadelerini kullandı.

Ataklı ülkemize göç eden Suriyeliler için, "Türkiye Suriye üzerinden gelecek yeni bir göç dalgasını kaldırır mı? Birincisi kaldıramaz artık. Kamuoyu da buna yeter diyecektir zaten" diye yazdı.

Can Ataklı'nın "Türkiye'yi dünyanın önünde düşürdükleri hale bir bakın" başlıklı o yazısı:

İktidar çok büyük sıkıntıda.
Açık söyleyeyim, yaşadığı sorunların belki de en basiti İstanbul seçimleri.
Gerçi Erdoğan diğer bütün sorunları aşmak için İstanbul'u kazanmayı hesap ediyor ama bunun başarılması çok zor.
Zaten Erdoğan bu durumu örtbas edebilmek için hemen her gün “dış güçlerden” söz ediyor. “Terörle halledemediler şimdi ekonomik terörle saldırıyorlar” türü açıklamalar yapıyor.
Bu söylem AKP tabanında karşılık bulsa bile dünyanın gözü önünde yaşananlar Türkiye için hiç de iyi sinyaller vermiyor.
Örneğin dünyanın en önemli haber ajanslarından Reuters Türkiye'nin “İdlib'deki IŞİD teröristlerine silah gönderdiğini” yazdı.
Elbette “İşte Erdoğan'ın söylediği bu, Türkiye yoğun bir saldırı altında” diye geçiştirmeye çalışabilirsiniz bu haberi.
Ancak bu tür haberlerin yalanlanması ancak Türkiye'de yaşayanları biraz inandırabilir.
Dünya ise Reuters'a inanır.
Bakın Reuters'ın Esad karşıtı isimlere dayandırarak verdiği habere göre, Hama'nın kuzeyindeki üsse gece yarısı bir Türk konvoyu geldi.
Reuters, muhaliflerin üst düzey temsilcileri tarafından cumartesi günü açıklama yapıldığını belirterek, “Türkiye'nin söz konusu desteğiyle Suriye ordusunun İdlib'e düzenleyeceği büyük çaplı saldırıyı püskürtmenin amaçlandığını” ileri sürdü.
Habere göre, İdlib'e Suriye güçleri tarafından yapılacak askeri operasyon sonunda Türkiye'ye yönelik yeni bir göç dalgası olacağına inanılıyor.
Durumun Rusya'ya aktarıldığı ancak bir anlaşma sağlanamayınca bu yola başvurulduğu belirtiliyor.
Türkiye Suriye üzerinden gelecek yeni bir göç dalgasını kaldırır mı?
Birincisi kaldıramaz artık.
Kamuoyu da buna yeter diyecektir zaten.
Ama daha önemlisi İdlib'den gelecek göç dalgası beraberinde IŞİD'li teröristleri de getirecektir ki, asıl tehlike budur.
Zamanında atılan yanlış adımlar, uygulanan yetersiz stratejiler ve hatalı siyasetler nedeniyle Türkiye Suriye batağına gömüldü.
Şimdi iktidar gerçek tehlike ile yüz yüze kalınca ne yapacağını bilemiyor.
İdlib'e silah göndermek şu anda iktidarın kendince doğru olduğuna inandığı bir karar olabilir.
Ancak bunun dış dünyadaki yansıması açıkça “teröre destek” olmak olarak algılanır ki, işte o zaman Türkiye'nin işi gerçekten çok zor olacaktır.
Erdoğan, “İstanbul hırsını” çok hızlı biçimde bir kenara bırakmalı, muhalefeti de bilgilendirerek Türkiye'nin üzerine doğru gelen yakın tehlikeyi kamuoyuna “gerçekten” anlatmalıdır.
“Dış güçler, karanlık güçler, birileri, bazıları, kimileri” edebiyatı seçime kadar iş yapar belki.
Sonraki tufanı durdurmak mümkün olmayabilir.

Bİ SORALIM BAKALIM

15 Temmuz'un İçişleri Bakanı nerede?

Bu iktidarın önemli özelliklerinden biri “beğenmediği ya da işinin bittiğine karar verdiği” insanları anında yok ediveriyor.
O kadar çok insan tarihe karıştı gitti ki, hesabını tutmak bile zor.
Örneğin 17-25 Aralık skandalının kahramanı olan bakanlar nerede? Sanıyorum bir tek Egemen Bağış gizli itibarını sürdürüyor.
İstanbul Belediyesi kendisine araç ve şoför tahsis etmişti.
Demek bu şahsın AKP ile ilgili işleri henüz bitmemiş. Diğer bakanlar hiç ortada yok. Açık söyleyeyim isimlerini bile unuttum kendi hesabıma.
Böyle bir anda yok edilen isimlerden biri de Efkan Ala.
İktidarın çok parlak çocuğu idi Ala.
Başbakanlık Müsteşarlığı'nda astığı astık kestiği kestikti.
Sonra İçişleri'nin başına getirildi.
Polis onun döneminde çok sert tavırlarıyla adeta tarihe geçti.
MİT Müsteşarı ve Genelkurmay Başkanı ile Türkiye'nin Suriye'ye müdahalesini sağlamak için “Sallarız Suriye'den iki üç füze, işi hallederiz” demesiyle de çok ünlenmişti.
15 Temmuz gününün İçişleri Bakanı'ydı. Ama sonra birden görevden alındı. Öyle bir gecenin sorumlusu olarak görülmüş olabilir elbette ancak garip olan şu ki, bir dönemin en önemli ismini bir daha hiç duymadık.
Eğer o gece iktidarın en önemli makamlarından birinde oturuyorsa herhalde söyleyeceği pek çok şey olmalı değil mi?
Ama ara ki bulasın bu eski bakanı.
Yer yarıldı içine girdi.
Haydi bizleri ciddiye almıyorlar, peki AKP'nin bunca “çok bilmiş” şahsiyeti var ekranlarda konuşan, hiçbiri mi merak etmez?
Niye hiçbiri, “Bu Efkan Ala niye konuşmuyor? O geceyi en iyi anlatacak isimlerden biridir. Niye bilgisine başvurulmuyor? Yok eğer o gece ile ilgili ihmali, hatası veya suçu varsa hakkında niye hiç soruşturma bile açılmıyor?” diye sormayı akıl etmiyor.
Garip bir ülkeyiz vesselam.

MERAK ETTİĞİM ŞEYLER

Kandırmacaya bakar mısınız: Görevden değilmiş

Yüksek Seçim Kurulu eliyle İstanbul seçimlerinin tekrarına karar verilip seçilmiş Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da mazbatası elinden alınınca, belediyedeki eski ekipler tekrar harekete geçti.
Bütün kavşaklar, alt geçitler, üst geçitler yine büyükşehir belediye reklamlarıyla dolduruldu.
Burada dikkatimi çeken bir slogan var.
Diyor ki “Görevden değil, gönülden yapıyoruz.”
Nedir bu gönülden yapılanlar.
Efendim yüzme havuzu yapmışlar.
Spor salonları inşa edilmiş.
Kavşak açmışlar, yollar döşenmiş. AKP zihniyetinin caddelere astığı sloganlardan anlıyoruz ki bunların hiçbiri görevleri değil aslında. Ama o kadar yüce gönüllüler ki, halkın yararlanması için bunları gönüllerinden gelerek yapmışlar.
Kandırmacanın bu kadarı olur mu?
Olmaması lazım değil mi?
Ayrıca bir iş gönülden yapılıyorsa para da alınmaz.
Ama AKP, hem bu “gönülden” hizmetleri olduğundan çok pahalıya mal ediyor, hem de bu işlerden para alıyor.
Yerseniz.

BUNU YAZMAK GEREK

Muhtar seçimlerini ayrı yapma önerisi de neyin nesi?

Hafta içinde Erdoğan'ın muhtarlara yönelik yaptığı konuşma, üzerinde fazla durulmadan geçip gitti.
Oysa çok önemli bir şey açıkladı Erdoğan konuşmasında.
Önce şöyle dedi; “Muhtarlık bilgi sistemini de biz kurduk. Bu muhtarlık müessesine verdiğimiz önemin bir işaretidir. İçişleri Bakanlığı bünyesinde ‘Muhtarlık Daire Başkanlığı'nı biz kurduk.”
Sonra işi silah konusuna getirdi nedense. “Özlük haklarının yanında silah dediniz silahı da verdik. Hem de geri iade edilmemek üzere. Bu muhtarlık müessesine verdiğimiz önemin bir işaretidir” diye konuştu.
Buradan öğrendik ki, Erdoğan muhtarlara verdiği silahların “geri iade” edilmesini istemiyormuş.
Yani muhtarlık bittikten sonra da bu kişiler silahlı gezecekler. Nedense artık?
Ama asıl önemli açıklama en sonra.
Erdoğan “Muhtarlık seçimlerinin de belediye başkanlığı ve belediye meclis üyeliği seçimlerinden ayrılmasında yarar var” deyiverdi.
Oysa ilk günden bu yana muhtarlar yerel yönetim seçimlerinde seçilir.
Şimdi neden bundan vazgeçilmek isteniyor acaba?
Durup dururken böyle bir talep insanı ister istemez kuşkulandırıyor.
Kimsenin aklına bile gelmezken, sahi muhtar seçimlerinin neden ayrıca yapılmasının istendiği konusunda bir fikriniz var mı?

ÇOK GÜLDÜM

Yetkisiz kişilerce ödenen su faturası

Okurlarımdan Turgut Çimen “Hırsızlık yapıldı” söylemine karşı, gerçek hayatın içinden bir kesiti esprili biçimde dile getirmiş.
Buyurun siz de okuyun;
31 Mart civarıydı. Bankaya gittim su parası yatırdım, makbuzu alıp eve döndüm. Nisan ayında evin suyu kesildi. Belediyeyi aradım “Son faturayı yatırmamışsınız” dediler.
“Nasıl olur makbuz var?” dedim.
“Bankaya yatırmışsanız bile banka bize ödememiş” dediler bu kez. Bankaya gittim durumu anlattım, “Araştıralım, yarın gel” dediler.
Ertesi gün bankaya gittim.
“Siz parayı yatırmışsınız, makbuz doğru, para bankamıza girmiş ancak biz belediyeye su parasını yatırmamışız” dediler. “Niye?” diye sordum. “Siz para yatırmışsınız ancak gişedeki bayan bankanın memuru değil de çaycısı olan bayanmış. Memur hastalanınca çaycıya ‘Yerime bak' demiş. Sizin işlemi o çaycı bayan yapmış. Yani usulsüz bir durum var. Para yatırmanız geçerli sayılmıyor.”
Ben de “İyi de banka sizin banka, işlemler doğru, para da sizde, ya bana geri verin, ya da belediyeye yatırın” dedim.
“Yok, sen 23 Haziran gibi bir daha gel, o zaman bakalım” dediler.
“İyi de benim suçum ne?” diye sordum. “Gişeye gittiğinde memura kimlik sorsaydın” dediler.
“Ya kardeşim, banka bunun için var. Kapıda güvenliğiniz var, sistem sizin, bilgisayar sizin, her yerde kameralar var. Çaycı da zaten banka personeli. Çaycıya işlem yaptıran sizsiniz. Zaten çaycı işlemleri de doğru yapmış, ben niye kimlik sorayım? O zaman banka şubesinin özelliği kalmaz” dedim.
“Uzatma işte, sen gene de 23 Haziran'dan sonra tekrar gel” dediler.
Bekliyorum…

  • Yorumlar 14
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş