Atsız Beğim!

A+A-
Mevlüt Uluğtekin YILMAZ

   Sevgili Okuyucum; sizlere Atsız Beğ'im'den söz edeceğim

   1963 yılında Kırıkkale Lisesi'nde okuyordum. Atsız Bey'imin iki ayrı kitap halinde yayımlanan "Bozkurtların Ölümü" ve "Bozkurtlar Diriliyor" adlı romanı günümüzde olduğu gibi gençlik arasında çok okunuyordu.

Romanı Kırıkkale'deki okul arkadaşım (durağı uçmak olsun) sevgili Dilaver Cebeci'nin elinde gördüm. Dilaver romanı bitirince hemen ben de okudum.

   Roman beni adeta silkeledi!

   Roman kahramanları günlerce düşlerime konuk oldu. Daha sonra büyüklerimden Atsız'ın Türklük uğruna çektiği çileleri öğrendim.

   Ailemin geçim sıkıntısı nedeniyle Kırıkkale Lisesi'nden ayrılıp eğitimime 1964 yılında İstanbul'da Veteriner Sağlık Okulu'nda devam ettim.

  Ötüken Dergisini okumaya başladım. Atsız Bey'i görmek için can atıyordum ama doğrusu tek başıma cesaret edemiyordum.

   İstanbul'da Üsküdar Yüksek Tahsil Derneği, 1965 yılının son aylarında Üsküdar Meydanı'nda "Kıbrıs için son sözümüz" başlıklı bir Kıbrıs Mitingi düzenledi. O mitingde ben de konuşmacıydım. Türk'ün korkusuzluğunu belirtirken, konuşmamın son cümlesini "Nice Kürşatlar var bizde saray basan!" diye bitirdim.

    Miting dağılınca adını şu an hatırlamadığım, benim gibi 17-18 yaşlarındaki bir genç yanıma geldi "Türkçü müsün?" dedi. Evet dedim. Sonra da "Atsız Bey'in yanına gideceğiz, haydi beraber gidelim" dedi. Bu teklife çok sevindim.

   Maltepe'deki evine varınca Atsız Bey, çocukluktan henüz çıkmış olan bizlerle sımsıcak bir şekilde sohbet etti. Beraber geldiğimiz diğer iki arkadaşımız Ötüken'le ilgili konuştu.

   Ben adımı söylerken Atsız Bey "Bu Uluğtekin adını ailen mi koydu" deyince, hayır efendim, Behçet Kemal Çağlar koydu deyiverdim. (Bir şiir konusu dolayısıyla Behçet Kemal Çağlar bana mahlas olarak "Uluğtekin" adını vermişti. Bu sözüm üzerine Behçet Kemal Çağlar için dalkavuk-yalaka gibi sözler etti. Sözleri bitince "Efendim o zaman ben bu adı kullanmam" dedim. Atsız Bey,"Hayır! Göğsünü gere gere kullan. Ad şerefli, dedi. Bir süre sonra da ayrıldık.

   İkinci kez 1966 yılı son ayında Rize'ye memur olarak atandığımdan vedalaşmak için Atsız Beyim'e uğradım.

   Rize'de Ötüken dergisinin temsilciliğini yaptım. Zaten o yıllarda Türkçüler olarak Ötüken ve Yeni İstanbul gazetesini okuyorduk. 1967 yılında ben askere giderken Rize'ye gönderdiği, dergi bedellerini aldığını belirten ve askere gidişimi kutlayan kısacık mektubu yıllardır hâlâ arşivimdedir. Torunum Yağmur Ozan Özben zaman zaman açıp uzun uzun bakar Atsız Beğ'in o mektubuna...

Şunu da eklemeliyim ki; zaman zaman Ötüken dergisinde benim de yazılarım ve şiirlerim yayımlandı.

Cenaze konusuna gelince...

   Atsız Beğ'im 1975 yılı Aralık ayının 11'inde uçmağa vardı. O sırada Ankara'daydım. Cenazenin 13'ünde kalkacağını öğrendik. Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu, Yavuz Bülent Bakiler ve ben 12 Aralık akşamı trene bindik. 13 Kasım sabahı Kadıköy'e vardık.

Cenaze Osmanağa Camisindeydi. Camiye vardığımızda kendimizi çok yoğun bir kalabalığın içinde bulduk. Öyle ki tabutun yanına yaklaşmak için insan selini yarmak gerekiyordu. Herkes hüzünlüydü. Kimsenin ağzını bıçak açmıyordu. Kimse kimseye alışılagelmiş "Başımız sağ olsun!" sözünü bile etmiyordu. Kim kime ne diyecekti ki?

   Herkesin boynu büküktü! Sanki herkes içinden sessizce kendi kendine konuşuyordu...

   Nitekim ben de içimden Atsız Yabgu şu an Mete Han'ın önünde diz vurup, buyruk bekliyor diyordum ve bugün bile o büyük kalabalıktaki herkesin buna benzer sözler ettiğine inanıyorum.

   Cenaze namazının bitiminden sonra, Atsız Beğ'imin tabutunun cami önünde duran cenaze arabasına konulmasını Türkçü gençlik olarak önledik ve Türk'ün ATSIZ atasını, Türk gençliğinin elleri üzerinde kaldırarak, cami avlusundan kalabalık seliyle yola çıkardık. Kadıköy'den Üsküdar'daki Karacaahmet Mezarlığı'na kadar trafik durmuştu. O uzun yolda, en önde eller üzerinde sadece Atsız Beğ gidiyordu. Arkasında ise buruk gönüllerle yürüyen yüzlerce ülküdaşı...

O korkusuz Türk, Türklük ülküsü için hep en önde olmuştu; şimdi de en öndeydi!

Mezarlığa varıldığında kardeşi Necdet Sançar'ın yanında açılmış olan mezara cenazesi indirildi.

   Bu arada İstanbul MHP Gençlik Kolları Başkanı, Karabacak soyadlı arkadaşımız, Atsız Beğ'in Türklüğe olan yüce hizmetlerini anlattı.

   O korkusuz Türk'ün durağı uçmak olsun!

   Esen kalın efendim!

  • Yorumlar 9
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları