Bayramda mahpus mektupları...

A+A-
Yavuz Selim DEMİRAĞ

Hapishanelerde "Bayram ziyareti" çoğunlukla "açık"tır. En azından aranızda cam, elinizdeki telefon ahizesinden kayda giren metalik ses gelmez. Elinden tutabilir, sarılıp sıcaklığını hissedersiniz. Taş duvarların içinde özgürlük elinizden alındığı için siyasi görüşlerin, hayat tarzına dair detayların önemi yoktur. "Ortak yaşam alanı"nda "paylaşım" esastır. Aynı koşul ziyaretçiler için de geçerlidir. Türk Solu Dergisi'nin kurucusu Gökçe Fırat ile hiç bir araya gelmedim. Ortak tanıdıklarımız oldu. Ahsen Batur gibi O'nun yurtseverliğinden asla şüphe duymayan değerli dostların yanında "keskin davranışları" yüzünden başına iş açtığını düşünenler de var. Ceza kesilen dosyasında somut tek bir delil yok. Üstelik aynı oranda ceza alanlar yattıkları ile tahliye olurken Gökçe, hukuksuz 1,5 yıldır hapishanede tutuluyor. Bazıları ünlü (!) diploma işinin peşini bırakmadığı için "affedilmediği"ni iddia eder. Gökçe, sadece içerideyken değil, dışarıda iken de dergi ve kitaplarını kesintisiz yolladı. Arada bir el yazılı, fotoğraflı tek sayfalık kartpostal tarzı mektuplar da ulaştırıyor. Sayfanın sol üst köşesine gazeteden kestiği kanlar içindeki fotoğrafımı yapıştırmış. Altına siyah kalem ile "Sevgili dost, yüzünü göremediğim ama ruhunu hissettiğim YAVUZ SELİM DEMİRAĞ, Geçmiş olsun denmez, kavgada yara alana. Sadece o yaraya kendi kanını akıtır dost. Hapisteyim! Yanında olamadım. Ama sana Arkadaş Zekai Özger'in bu şiirini yolluyorum. Saygıyla..."

Ve yeşil mürekkep ile: "alnını dağ ateşi ile ısıtan/yüzünü/kanla yıkayan dostum/Senin uyurken dudağında gülümseyen bordo gül/benim kalbimi harmanlayan isyan olsun.../Başını omzuma yasla/göğsümde taşıyayım seni/Gövdem gövdene can olsun..."

Nereden baksanız hüzün... Aşk olsun dedim Gökçe'ye; "benim derdim bana ağır gelirken omuzlarıma bindirdiğin ne ki?.."

***

Muzaffer Atacak Şubat ayında yazmış Silivri'den ancak sıra gelebildi. İktidar ve küçük ortağı "erler hapiste değil" diye zeka seviyemizle alay ediyorlar ya! Sadece bana ulaşan onlarcası var... Hükümet bir zahmet bu konuda bir açıklama yapmıyor. "General gibi yargılanan Er Muzaffer"in mektubunu virgülüne dokunmadan yayınlıyorum:

"Ben Muzaffer Atacak, Size Silivri Cezaevinden yazıyorum. Bir asker "ER" olarak, Terhisime 3 ay kala 15 Temmuz akşamı, terör saldırısı olarak diyerek kışladan çıkarken, kandırılarak İBB'ne götürülüp hiç kimseye zarar vermeden güvenlik güçlerine teslim olmuş ve bu yaşadıklarımdan dolayı 15 müebbet hapis cezası alan bir "ER" olarak sizlere yazıyorum. Ben 9 ay boyunca şanlı üniformayı üzerimde taşıdım hiç bir zaman vatanıma ihanet etmedim. O şanlı üniformayı çok sevdiğim için, vatanımı çok sevdiğim için maddi durumum iyi olmasına rağmen hiçbir zaman bir iş veya devlet kapısı olarak görmediğim uzmanlık sınavlarına kendi isteğim ve irademle vatan aşkıyla girmiştim.

Bütün sınavları başarı ile geçmiş (yazılı, sözlü sınavlar, spor vb.) sadece askerlik görevimin bitmesini bekliyordum. Benden vatan haini olmaz. Vatan haini olsaydım uzmanlık için can atmazdım. Sonuç olarak, vatan borcu namus borcudur diyerek askere geldim. Ardımda gözü yaşlı bir ana, gururlu bir baba bıraktım. Onlar beni şehit olayım diye gönderirken, bugün beni iki saat içerisinde vatan haini ilan ettiler. (ceza aldığım tarih 25.05.2018) Bu çok büyük hata katlanılması zor bir durum. Dayanacak gücüm kalmadı. Sayın Abi, yargılama boyunca 26. Ağır ceza mahkemesinde bir er olarak değil de "General gibi" yargılandım. Kamera kayıtları, tanık beyanları hiç bir şekilde dikkate alınmadı. Adil bir şekilde yargılanmadım. General serbest bırakılırken "Erler" müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Ülkemizdeki adaletin geldiği nokta burası mı? Gece uyku yok, gündüz huzur yok, psikolojim çok kötü. Ailem zor durumda nereye kadar dayanabilirim bilmiyorum. Birilerinin 18 bin TL verip kaçtığı, benim gibilerin vatan borcu diyerek koştuğu askerlik görevini yapmanın bedeli bu mudur?  Eğer suçum askere gelmek ise ben bu cezaya yine razıyım. Ceza benim için şereftir, onurdur. Ama ben vatan haini değilim Abi...

Ben ve benim gibi aynı koğuşta kaldığım müebbet yiyen "Erler" adına sizlerden isteğim; Sesimiz olun. Bizleri kimse duymuyor, unuttular Abi. Biz bu vatanın evlatlarıyız. Vatan sağolsun.

Ellerinizden öper saygılarımı sunarım..."

***

Özellikle uzman çavuşlar, ordunun yükünü taşıyan astsubaylar, tasfiyeye uğrayan subayların "sessiz çığlık"larına ses olmaya devam edeceğim. Mektuplarınızı bekliyorum...

 

  • Yorumlar 7
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları