Birlik Vakfı cepheleri belirledi!

A+A-
Arslan TEKİN

Birlik vakfı 29 Mayıs 1985'te kuruldu. Kuruluş günü olarak 29 Mayıs hususiyetle seçildiği belli. İstanbul 29 Mayıs'ta fethedilmişti.

Vakfın 40 kurucu üyesi var ve birinci üye R. T. Erdoğan. İkincisi da malûm isim: İsmail Kahraman. Dördüncü sırada Abdülkadir Aksu var, 16. sırada ise Cemil Çiçek.

Ak Parti bölünmenin arifesinde. Yeni partiler kuruluyor. Yeni partilere gidileceğinden korkulanlara bir şeyler verilerek elde tutulmak isteniyor. Birlik Vakfı kurucularından bildiğimiz bu üç isimden İsmail Kahraman "garanti" görüldüğü için ona bir makam verilmedi sanırım. Abdülkadir Aksu bir bankanın yönetim kurulu başkanı yapıldı. Cemil Çiçek ise doğrudan Saray'a alındı; Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurul üyeliğine getirildi. Cemil Çiçek, niçin YİK üyesi yapıldığının farkında olduğu için alacağı aylığı (15 bin TL.) bağışlayacağını söylemişti.

Cemil Çiçek, sözünü esirgemez. YİK şayet toplanırsa, Konya Birlik Vakfı'nın hezeyanları üzerinde durulur mu? YİK üyeleri Ak Parti'nin YİK üyesi gibi konuşuyorlar; Mehmet Ali Şahin, Bülent Arınç kendilerine duyulan "güven"in hakkını, yeni kurulacak partiler üzerine giderek veriyorlar. Cemil Bey'den bir farklılık bekleyebilir miyiz? "Nedir bu kurucusu olduğumuz vakfın en önemli bir şubesinin hezeyanları!..." diyebilir mi?

Birlik Vakfı'nın Konya Şubesi, 30 Ağustos günü, Başkumandan Savaşı'nın (Başkumandan M. Kemal Paşa) ne manaya geldiğini bile bile, hezeyanlar kusuyor. "Siyasî İslâmcı" cenahın, "Millî Mücadele hak, ama sonraki inkılâplar hak değil." gibi, zevahiri kurtarma açıklamalarını dahi yerle bir ediyor ve içlerinde taşıdıkları zehri, sırf sulta için, sırf padişahlık için, sırf halifelik aldatmacası için (İslâmda halifelik makamı yoktur) "Millî Mücadele verileceğine, Sevr gelseydi, Türkiye yok olsaydı da Mustafa Kemal ortaya çıkmasaydı" demeye gelen açıklamalarıyla dışa vuruyor.

Birlik Vakfı'nın hezeyanları bir dönüm noktasıdır. Saflar ayrışmıştır. Yeni bir millî mücadele safhasına girilmiştir.

Diyanet de 30 Ağustos Cuma günü, bir hutbe okutturdu ki, savaşın başındaki komutanın adı yok. Üstelik, zafer "Başkumandan Zaferi" diye kayıtlara geçtiği hâlde.

Ne Birlik Vakfı'nı ayrı görebiliriz, ne Diyanet'i. "Yukarı"dan cesaret almadan Millî Mücadele'ye tavır koyabilirler mi?

Neden bu açıklama 30 Ağustos günü çarşaf çarşaf ilân ediliyor?

 "Son 100 yıldır ise bizi Anadolu'dan tamamen sürüp çıkarmak yerine 'bizi bizlikten' çıkarmanın daha kolay ve işe yarar olacağını düşündükleri için bir milleti millet yapan ne varsa hepsini iptal edip, yerine Batının değer ve kurumlarını cebir ve şiddetle enjekte ettiklerinin farkındayız. (…) Lozan'da, 12 Adaları ve Misak-ı Millî sınırlarımızı elimizden alıp, üstüne üstlük bunu zafer diye bize dayattıklarının da farkındayız. (…)"

Daha neler neler yazılı. Ad verilmeden Ak Parti savunuluyor, yeni kurulacak partiler yerden yere vuruluyor.

Muhalefet nasıl bir mücadeleye girildiğinin farkında olmalı, kendisine çekidüzen vermeli.

Bir sözüm muhalefetin en çok oy alan partisi CHP'ye. Allah rızası için şu PKK uzantılarının gayelerini bile bile birtakım argümanlara girip öbür "cephe"ye koz verilmesin.

  • Yorumlar 6
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları