"Bizden ol" baskısı her yerde

A+A-
Fatma ÇELİK

Eğitim-İş Sendikası her sene Öğretmenler Günü öncesi bir araştırma yapıp yayınlıyor: Öğretmenlerin ekonomik, mesleki ve sosyal durumlarına ilişkin öğretmen görüşleri araştırması. Nitekim bu sene de yapmış, ancak bu seneki araştırma sonuçlarını "her zamankinden daha acı" şeklinde değerlendiriyor.

Öncelikle, öğretmenlik mesleğini ele alırken şunu unutmamak gerek; gelecek öğretmenlerin elinde şekilleniyor. O yüzden onların memnuniyeti, ihtiyacı, sıkıntısı önemli. Dolayısıyla onların görüşlerini içeren bu türden araştırmalar da önemli.

Araştırmanın ekonomik sonuçları

Söz konusu araştırma, 81 ilde görev yapan 5 bin 514 öğretmen ile çevrimiçi katılımla gerçekleştirilmiş. Ortaya çıkan sonuçta üzerinde dikkatle durulması gereken pek çok nokta var ancak ilk Cumhurbaşkanımız ve Başöğretmenimiz Atatürk'ün "Cumhurbaşkanı olmasaydım öğretmen olurdum" dediği bir meslekten bahsediyorken, araştırma sonuçları içerisinde sanırım tarafımdan en acı bulunanı "saygınlık" meselesi oldu.

Araştırmaya katılanların yüzde 93'ü öğretmenliğin saygın bir meslek olma özelliğini kaybettiği görüşünde.

Dahası, katılımcı öğretmenlerin yüzde 86'sı kendi çocuklarının öğretmen olmasını istemiyor bile.

Bunun başlıca sebebi, düşük maaş.

Bunun sonucu olarak da kendi çocuklarının ihtiyaçlarını karşılayamadığını söyleyen öğretmenlerin oranı hayli fazla. Esnafa, arkadaşa borçlu olduğunu söyleyenler de… Araştırmaya katılan öğretmenlerin yüzde 26'sı ek iş yaptığını, yüzde 46'sı ise anne/baba/arkadaş yardımı ile geçindiğinden dem veriyor.

Mesleğin saygınlığını azaltan tek sebep ekonomik değil elbet.

Öğretmen yetiştiren yüksekokul ve fakültelerin olanaklarının fiziki ve akademik bakımdan çağdaş seviyeye getirilmemesi, başarılı öğrenciler için eğitim fakültelerini cazip kılacak politikaların benimsenmemesi, atanamama ve işsiz öğretmen olma problemleri, öğretmenliğin uzmanlık gerektiren bir meslek olma algısını yitirtecek kadar farklı bölümlerden mezun kimselere öğretmen olabilme olanağının tanınması saygınlığını yitirmesine neden olan diğer nedenlerden…

Siyasi baskı

Araştırmada en dikkat çeken verilerden biri de görevden alınma korkusu yaşadığını belirten öğretmenlerin oranının hiç de azımsanmayacak seviyede (yüzde 46) olması.

Öğretmenler, okul yöneticiliğinin yandaşlığa göre belirlendiği hususunda neredeyse hemfikir.

Özetle, liyakatin önemini kaybetmesiyle toplumun her kademesine yayılan, iyi yerlere gelmek için gereken "-mış gibi görünme gerekliliği" öğretmenler odasında da hissediliyor.

Hal böyle olunca da eğitim gibi önemli bir mesele dahi siyasi kutuplaşmanın baskısı altında kalıyor.

Oysa, eğitim, öğrenci, ebeveyn, müfredat, yapısal gereksinimler derken pek çok unsuru barındırsa da eğitimi şekillendiren, temelini oluşturan öğretmenlerdir. Biz atanmalarda liyakatin esas alınması gerektiğinden bahsederken, halihazırda atanmış öğretmenlerin de siyasi baskıların sebep olduğu kaygılarla doğru bir eğitim verebilmesi mümkün değil.

Öğretmenliğin siyasi baskılarla oluşan kaygılardan uzak ve yeniden saygın bir meslek haline getirilmesi için politikalar benimsenmesi elzem.

Bu noktada Başöğretmenimizin şu sözleri kulağa küpe olmalıdır: "Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden mahrum bir millet henüz millet adını almak yeteneğini kazanamamıştır. Ona gelişigüzel bir kütle denir, millet denemez. Bir kütlenin millet olabilmesi için mutlaka eğitimcileri, öğretmenleri olmalıdır. Onlardır ki, bir sosyal topluluğu gerçek millet haline koyarlar."

Bu vesileyle tüm öğretmenlerin Öğretmenler Gününü kutluyor, saygılarımı sunuyorum.

 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır ©
Yeni Çağ Gazetesi

İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel: (0212) 452 40 40
Faks: (0212) 452 40 58