Boğaziçi Başkanlığı ne amaçla kuruluyor?

A+A-
Murat AĞIREL

Geçen günlerde gündeme adeta bomba etkisi yaratan bir iddia düştü. Haber aynen şöyleydi; "Boğaziçi Başkanlığı kurulacak…"

Bu haber tüm basında, "Boğaz'daki köprülerden araç geçişlerinde alınan yüzde 10'luk İBB'nin gelirlerine el konulması, yerel yönetimin yetkililerinin ellerinden alınacağı" şeklinde yorumlandı.

O günden beri kafama takıldı.

Tüm amaç bu olamazdı.

Basına yansıyan taslakta yer alan bilgiye göre, siluet geçiş alanı "Sahil şeridi, öngörünüm, geri görünüm ve etkilenme bölgesi sınırları içerisinde veya içerisinde olmamakla birlikte Boğaziçi silüetine etkisi gözetilerek belirlenecek alan" olarak tanımlanmış.

Yani iddia edilen taslağa göre, Başkanlık, Boğaziçi çevresinin yanı sıra silüet geçiş alanındaki doğal, tarihi, arkeolojik ve kentsel sit ile kesin korunacak hassas alan, nitelikli doğal koruma alanı giriş tüm uygulamalardan ve kültür ve tabiat varlıklarından sorumlu olacak.

İşleyiş ise Bakanlığın teklifi ve Cumhurbaşkanının onayı ile belirlenecekti.

Düşününce, "Cumhurbaşkanı herhalde işini gücünü bırakıp İBB'nin boğaz geçiş ücretlerinden alacağı gelire kafayı takmış olamaz" dedim.

Altında bir çapanoğlu olduğu muhakkak.

Araştırmaya koyuldum.

İlk aklıma gelen daha önce CHP Zonguldak Milletvekili Ünal Demirtaş'ın soru önergesi verdiği "klavuzluk ve römorkörcülük" hizmetleri geldi.

Neydi bu konu?

Türk limanlarındaki kılavuzluk ve römorkaj hizmetleri 1993 yılına kadar kamu eliyle yürütülüyordu. 1993 yılında ilk defa Aliağa limanında bu düzen değişti ve özel sektöre verildi. Bu hizmetleri bugüne kadar Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü yürütmüştü. Bunun nedeni ise yönetmeliğe göre "Türk Boğazlarındaki Kılavuzluk ve Römorkörcülülük Hizmetleri, kamu eliyle yürütülür. Bu yetki özel kuruluşlara devredilemez" denilerek, bu hizmetlerin boğazlarda özel sektöre devrinin engellenmesiydi.

Kılavuzluk ve römorkörcülük hizmetleri özel şirketlere hiçbir şekilde devredilmemeli gerekirken Aralık 2018'den, 14 Mart 2019'a kadar bu konuda, tutarlı olmayan hatta birbiriyle çelişen 2 yönetmelik, 2 genelge ve 2 tamim yayınlandı.

Yeni yönetmeliğe göre ise kılavuzluk ve römorkörcülük hizmeti vermek isteyen bir kuruluşa, verebileceği hizmetin sınırlarını tanımlayan "A, B ve C sınıfı faaliyet lisansı verir" düzenlemesi getirildi.

Tabi sektörden ve kamuoyundan tepkiler çığ gibi gelince Bakanlık, 24 Ocak 2019 tarihinde bir genelge yayınladı. Genelgede "Türk boğazlarını kullanacak gemilere verilecek kılavuzluk ve römorkörcülük hizmetlerinde Ulaştırma ve Altyapı hizmetleri Bakanlığının hizmet belirleme, yetkilendirme ve denetlemeye ilişkin ilgili kararname hükmünün amir hüküm olduğu" belirtildi.

Ancak devamında birbiriyle çelişen iki tamim daha yayınlandı.

11 Şubat 2019 tarihinde yayınlanan tamim ile ülke genelindeki teşkilatların yeni lisans başvurusu yapma hazırlığı içinde olduğu bir süreçte haksız fiil olmaması için kamu ve özel teşkilatlar arası kılavuz kaptan transferi yasaklanırken, 13 Şubat 2019 tarihinde yayınlanan tamimde bu yasak özel teşkilatlar açısından yasak olmaktan çıkarıldı. Son tamim yayınlandığı gün, tesadüf bu ya özel bir teşkilatta çalışan 32 kılavuz kaptan istifa ederek, Deniz Kılavuz A.Ş.'ye (DEKAŞ) transfer oldu.

DEKAŞ, kılavuz kaptanların sahibi olduğu ve yıllardır kılavuzluk ve römorkörcülük hizmeti veren bir şirket olmasına rağmen, yeni kurulan Anadolu Kılavuzluk A.Ş.'ye hissedar olarak katıldı. Anadolu kılavuzluk A.Ş., 8 Şubat 2019 tarihinden bugüne kadar bu alanda hiçbir yatırımı ve tecrübesi olmayan Hamdi Safi isimli biri tarafından kuruldu.

Ticaret Sicil gazetesinde yer alan bilgilere göre, Anadolu kılavuzluk A.Ş'nin yüzde 60'ı kılavuz kaptanlara yüzde 40'ı ise Hamdi Safi ile Safi'nin muhasebe müdürü ve BELTUR'un eski Genel Müdürü Selahattin Aydın arasında pay edilmişti. Ancak ana sözleşmeye göre yüzde 40 hisse paylı ortaklığa, yüzde 75 kar payı hakkı tesis edilmiş.

Acaba kimdi bu Hamdi Safi?

Tesadüf bu ya; Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Geliştirme Vakfı Mütevelli Heyeti üyesi çıktı. Safi Yapı Sistemlerinin de sahibi.

Buraya kadar hep Boğaziçi Başkanlığının kurulmasına dair taslak ile ilgili şüpheleri aktardım.

Fakat…

Bambaşka bir rant iddiası daha ortaya çıktı.

Anlatayım.

Denizcilik sektöründe oldukça tecrübeli emekli bir büyüğüme durumu sordum taslağı ve biraz sohbet etmeye başladık. Anlattıkları akıl alır gibi değildi. Bu taslağın gerçek amacının sadece "rant" olduğunu aktardı ve devam etti:

"Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü'ne ait sosyal tesis Sayın Cumhurbaşkanımızın aile (erkek) berberinin talebi doğrultusunda bu kişiye kiralanmak üzere kurum yöneticisine verilen talimat sonunda ihale edilmiş ve bu kişiye kiralanmış. Finansör olarak da Trabzonlu yüklenici bir firma olan ve damat beyin akrabası olduğu söylenen Seyrantepe'deki Seyrangah Kafe'nin sahipleri olan kişiler destek olmuş. Her ikisinin ortaklığını içeren yeni şirket bu iş kurularak 10 yıl süreli kiralanan yeri teslim almışlardır.

Sosyal tesisi kiralayan kişiler içeride tadilat yapmaya başlamışlar. Ancak bir süre sonra inşaat ve Tadilatlar Boğaziçi İmar Müdürlüğü yetkilileri tarafından durduruldu."

Seyrangah Kafe'nin adını aklınızda tutun…

Tabi ben bu bilgileri öğrenince hemen ayrıntılı bir araştırmaya koyuldum. Bahse konu yer bir kamu iktisadi kuruluşu olan; Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü'nün İstanbul ili Beykoz İlçesi Anadoluhisarı Küçüksu'da denize sıfır konumunda sosyal tesisi… Alan 2005 yılında Türk Telekom'un özelleştirmesi nedeniyle Kıyı Emniyetine devredilmiş.

Bugüne kadar kurum personeline, diğer kamu ve kurum personeline, valilik, emniyet, İBB ve diğer belediye çalışanlarına, bunların eş, alt üst soylarına, sivil vatandaşlara, devlet erkânına, bakanlara milletvekili, müsteşar, bürokrat ve makamlara uygun fiyat ve Boğaziçi manzarası ile hizmet etmiş.

Tesis, Mart 2019'da, ihale edildi ve kiralandı.

İhale kapsam dışı yapılmış. İhale kapsam dışı olduğu için bilgilere ulaşmak çok zor ama imkânsız değil. İhale şartnamesine göre, yaklaşık 2 bin metrekarelik tesis, aylık 40 bin 795 TL'ye verildi.

İhaleyi Y.K.E Turizm İnş. ve Barob Turizm'in kurdukları BAROB YKE Adi ortaklığı kazandı.

İşler tam bu noktada karışıyor ya zaten...

BAROB Turizm İnşaat sahipleri Ertuğrul Çağrı Ersoy, Halil İbrahim Ersoy ve Özgür Usta.

Y.K.E. Turizm İnşaat sahipleri Kazım Ersoy ve Yüksel Ersoy.

Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü'nün işletilmesi için kurulan şirket BAROB YKE adi ortaklığı. Zaten 3 Mayıs 2019 tarihli 9821 sayılı Ticaret Sicil Gazetesinde amaç olarak bu açıkça yazılmış.

Y.K.E Turizm sahiplerinin bir şirketleri daha var Eriş İnşaat.

Sahipleri yine Kazım ve Yüksel Ersoy.

Bu firma size tanıdık gelebilir. Çünkü bu firma ve Beşiktaş eski Belediye Başkanı'nın ilişkileri hakkında Odatv 2015 tarihinde bir haber yapmıştı.

Habere göre, Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği'nin Beşiktaş'taki binasının müteahhidi 2012'de ruhsat izni alınan binada Hazinedar'ın göreve gelmesiyle üç ay içinde ilginç bir değişiklik yaptı.

Değişiklikle birlikte imar planında emsal arttırılarak inşaat izni 4 kattan 13 kata çıkarılıyor. Yani inşaata hem eninden hem boyundan rant sağlanıyor.

Bitmiyor…

Hazinedar 5 buçuk milyon dolar değerinde ev ve evin yanındaki arsayı alıyor. Kimden Yüksel Ersoy'dan. Yüksel Ersoy'dan aldığı araziye Hazinedar, bina yaptırmak istiyor.

Kime yaptırıyor dersiniz?

Eriş İnşaata…

Eriş İnşaat aynı zamanda Seyrantepe'deki Seyrangah Kafe'nin de sahibi.

Yani işin sonucunda bir tek berberi bulamadım.

Diğer tüm bilgiler doğru.

Ne dersiniz acaba Boğaziçi Başkanlığı sizce de eş dost akrabanın rant kapılarının korunması için tasarlanmış olabilir mi?

Siz karar verin…

 

  • Yorumlar 13
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları