"Boraltan" olmadı "Kızılçakçak Gölü" verelim!..

A+A-
Cazim GÜRBÜZ

Elli yıl, bir Boraltan Köprüsü efsanesi dinledik... Ben o Boraltan Köprüsü'nü, neredeyse her taşını bildiğim Kars, Iğdır ve Ardahan'ın sınır boylarında arayıp durdum. Öyle bir köprü yoktu, yalandı. Sovyetler Birliği'ne İkinci Dünya Savaşı sonrası, bir grup Kafkas Türkü iade edilmişti ama o iade eski adı Kızılçakçak olan Kars'ın bugünkü Akyaka İlçesi'nden yapılmıştı. Demiryolu bağlantımız vardı Sovyetler Birliği ile, oradan Doğukapı'dan teslim edilmişlerdi, orada da ne akarsu vardı ne de köprü.

Bütün bunları geçen yıl bu köşede "Boraltan Köprüsü Yalanı" başlığı ile iki yazı halinde yazmıştım, meraklısı yazı arşivime bakabilir. Bununla da yetinmedim, 2 ay önce Nergiz Yayınları arasından çıkan "Kemalist Türkçülük" kitabıma da aldım bu yazılarımı. Orada her ayrıntı var.

Ayrıntı var da, okuyana, araştırana, sorgulayana... Bazı milliyetçiler ve Türkçüler, kör değneğini beller gibi bellemişler, yine Boraltan deyip duruyorlar.

Neyse şimdi biz Boraltan'ı bırakalım da "Kızılçakçak"a gidelim yeniden... Zülfü Livaneli'nin "Serenad" adlı romanında da geçiyor Kızılçakçak. Geçiyor ama bu Kızılçakçak'a bir de "göl" eklemiş Livaneli, baraj gölüymüş hemi de... Romanda bir grup Kırım Türkü'nün İkinci Dünya Savaşı sonrası Türkiye'ye geldiğini, Sovyetlerin baskısı üzerine onların trenle Kızılçakçak'a sevk edildiklerini ve Maya adlı kızın gitmemek için kendini Kızılçakçak Baraj Gölü'ne attığını, bir Türk askerinin onu kurtardığını ve sonra da Hatay'a götürerek onunla evlendiğini ve roman kahramanı Maya'nın anneannesi olduğunu yazıyor Livaneli.

Düzeltelim bütün bunları... Kızılçakçak'ta, yani bugünkü Kars Akyaka Doğukapı'da ya da dolaylarında, demiryolu kenarında herhangi bir doğal göl de yoktur, baraj gölü de... O sınırdan SSCB'ye teslim edilen Kırım Türk'ü de yoktur. Teslim edilenlerin tamamı, çoğunluğu Azerbaycanlı olmak üzere Kafkas Türkleridirler. Türkiye'de yaşayan "Kırım Dernekleri" de bu gerçekleri biliyorlar. Kaldı ki Cengiz Dağcı, romanlarında, İkinci Dünya Savaşı sırasında Kırım Türklerinin başına gelenleri tüm aşamalarıyla ayrıntılamaktadır. Ve Kırım Türklerine Hitler Almanyası'nın kurdurduğu "Mavi Alay" yalanı... Yok öyle bir alay... "Türkistan" adıyla bir askerî birlik oluşturulmuştur, o da salt Kırım Türklerinden oluşmuyordu.

Livaneli'nin bu romanı son yıllarda okuduğum en güzel romanlardan biridir. Anlatılan olaylar, romanın kahramanları belleğimden hiç silinmeyecekler. Kurgusu mükemmel, anlatımı akıcı, iletileri çarpıcı... Bu harika romana bu "Kızılçakçak yalanı" hiç yakışmamış. Ha birileri ya da Livaneli "Yahu tarih kitabı mı bu, roman sonuçta, dilediğince kurmaca yapılamaz mı?" diyeceklerdir. Bence yapamazsınız, tarihî olayları romana aktaracaksanız, araştırmalar yapacaksınız ve doğruya en yakın bir anlatımı kurgulayacaksınız. Kaldı ki Sayın Livaneli, bu roman için geniş araştırmalar yapmış, bu olgu açıkça belli oluyor, ayrıca kitabın sonunda kendisine yardımcı olanlara teşekkür de ediyor. Demek ki araştırma gerekli.

Peki ne olacak, niye yazdık bütün bunları? Zülfü Livaneli'nin, bu romanını yeniden yazacak ya da Kızılçakçak'la ilgili bölümlerini değiştirecek hali yoktur... Biz yanlışı söylüyoruz yalnızca, bilinsin, kayda girsin diye....

  • Yorumlar 5
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları