Büyük Hesaplaşma

A+A-
Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Farz-ı mahal…

Algıları, davranışları, yaşam tarzları, çocuk yaştan itibaren "vatan sana canım feda" nidalarıyla yoğrulmuş, kiminin "toprak" saydığı o "vatan"ın bir karışı için, kiminin "bez parçası" saydığı bayrağın dalgalandığı yerde ne korku, ne keder hissetmemesi için, o canı ortaya atmakta da bir gün tereddüt göstermemiş bir grup milliyetperver asker "vatan haini" ilan edilip zulümhanelere hapsediliyorlar…

Haklarında üretilmiş sözde iddialar, sahte belgeler uçuşuyor havada; haysiyet cellatları adlarını, ünvanlarını, ailelerini dünlerini ve yarınlarını lime lime ediyorlarlar…

Birlikte büyüdükleri, yediklerinin içtiklerinin ayrı gitmediği komutanları suskun, taassup altında olmadığı için bu kumpası çökertebilecek nitelikteki son birkaç "hukuk adamı" da kaçak güreşiyor; kumpasçı olmasalar ne çare, her biri "mahrem"leriyle tehdit ediliyorlar..

***

Derken…

Hasdal cezaevinde tutulan terörist yaftalı kahraman askerler, koskoca iktidarın, koskoca istihbarat teşkilatının yapamadığını yapıyor ve akla hayale gelmeyecek bir merkezden, akla hayale gelmeyecek bir yöntemle, bir ihbar alıyorlar:

Ufukta darbe var!

Biliyorlar ki, ihbar edilen darbe gerçekleştiğinde cezaevinde olurlarsa, o dakika infaz edilecekler. Üstelik tek onlar değil topyekün "Türk Silahlı Kuvvetleri" de vermiş olacak son nefesini… Türkiye Cumhuriyeti'nin, Türk Ordusu'nun yerine ikame edilecek binlerce silahlandırılmış müritten oluşan, akıldan, mantıktan, vicdandan yoksun robot bir yapının eline düşmüş olarak düşündükçe… Yok yok düşünmek bile istemiyorlar.

"Ne pahasına olursa olsun" darbeyi engellemeye ant içiyorlar; benim diyen casusluk filmi senaryosuna taş çıkartacak bir kaçış planı yapıyorlar…

***

Hikaye bu ya…

Deşifre olduklarını öğrenen darbeciler planlanandan erken harekete geçiyorlar; Genelkurmay Başkanı'nı, biri hariç Kuvvet Komutanlarını derdest ediyor, elleri kolları bağlı haldeki komutanlara "Başımızda olun" diyorlar. Komutanlar reddediyor; boooommmmmm! Topunu oracıkta öldürüveriyorlar; zaten neden yaşatsınlar, neden geride böyle tanıklıklar bıraksınlar!

Bu sırada firari kahramanlarımız şeytanın aklına gelmeyecek bir yerden, rehin tuttukları Kuvvet Komutanı üzerinden verdikleri emirlerle darbecilerin bütün kalelerini bir bir düşürüyorlar; darbeyi engelliyorlar ve hem karaya, hem özgürlüğe birer "kurtarıcı" olarak adım atıyorlar; alkışlar, takdirler, teşekkürler…

Rehin alıp, darbe planını çökerten emirleri verdirdikleri kuvvet komutanı, iktidarın derin minnetleriyle "Genelkurmay Başkanı" oluyor…

Karşı gözaltılar… Karşı tutuklamalar…

Tam "her şey bitti" dedikleri anda, tam "ülkenin bekasını" kurtarmanın eşsiz gururunu yaşadıkları anda, darbe ihbarıyla birlikte ulaşan liste geliyor kahramanlarımızın aklına. Cezaevinde ancak bir kısmının şifresini kırabildikleri "kripto"ların tam listesini geç de olsa çözüyorlar…

Ve…

Dünya başlarına yıkılıyor…

Darbe içinde darbe!

Türkiye Cumhuriyeti'nin bekası sorunu asıl şimdi başlıyor!

***

Semih Çetin gibi kurmay aklı-zekası hayranlık uyandıran bir Türk askerinin elinden çıkmış, okurken "şeytanın sor dediği" de ne varsa sorgulatan müthiş bir roman olmuş "Büyük Hesaplaşma".

Her satırını,  "tamamen hayal ürünü olması" umuduyla okudum. Aksi bir ihtimali düşünmek bile istemiyorum ama "acaba düşünelim diye mi yazıldı" diye işkillenmeden de duramıyorum.

***

Temenniyle karışık not:

Büyük Hesaplaşma, tam bir Alper Çağrı filmi olmak için yazılmış sanki!

***

Sırları yaşayacak…

--

Yaşar Büyükanıt, bir Türk askerinin "geride bir hoş sada" bırakabilmesine en müsait günlerde komuta etti Türk ordusuna. "Kahraman"a en çok ihtiyaç duyulan günlerde. Dünden beri, özellikle silah arkadaşlarının paylaştığı mesajlara bakıyorum, daha iki gün önceki cenazesinde bir tiyatrocuya, Yıldız Kenter'e atfettiğimiz kadar bile "duruş" affedememiş hiçbiri kendisine…

Hazin…

Keşke sırlarını da beraberinde götürmeseydi; hiç değilse yattığı yerde rahat ederdi belki! Zira, o sırlar gömüldükleri mezarın üzerinde daha çok dallanıp budaklanacaklar belli ki!

***

"Okur-Yazar Buluşması"

-----

Faaliyetlerine, Atatürk'ün, "Eğer bir millet büyükse kendisini tanımakla daha büyük olur" sözünü ilke edinerek devam eden Atayurt Yayınevi'nin gelenekselleşme yolundaki "Okur-Yazar Buluşması" etkinliğine bu yıl ben de davetliyim…

Namık Kemal Zeybek, İskender Öksüz, Cengiz Önal Tarakçıoğlu, Ayşe Işık Pehlivanoğlu, Berdi Sarıyev, Bahaddin Seçgin, İsmail Tezgel, Neslihan Öztoprak, Ümit Berhan Şen, Mustafa Çalık, Emre Yükselen, Hüseyin Çiloğlu, Feyzullah Budak, Mustafa Önsel, Vedat Çınaroğlu, Taner Ünal, Cem Ayaz, Aytaç Bozkuyu, Mevlüt Angın, Karibe Baysal, Nail Topal, Mücahit Gezen, Hakan Hançer, Alper Aksoy gibi isimlerin de katılacağı "buluşma"ya hepiniz davetlisiniz.

Tarih: 23 Kasım 2019 Cumartesi, 24 Kasım 2019 Pazar,

Saat: 13.00-18.00

Yer: Gür Kent Otel (Mithatpaşa Caddesi, No:4, Sıhhıye, Ankara)…

 

  • Yorumlar 3
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları