Çiftçi konuşunca ne yaptığınızı bilmiyoruz sanki!

A+A-
Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Kaç gündür konuşmak durumunda bırakıldıklarımızı gören, duyan da sanır ki, ah şu gidinin askerleri olmasa, haza Norveç demokrasisine sahibiz aslında!
***
Üzerinde hunharca tepindikleri, içinden envai çeşit komplo senaryosu çıkardıkları o bildirinin konusu "Montrö" yahut "TSK'yı hedef alan yeni paralel yapı potansiyeli" olmasaydı da, yüzbinlerce evde kaynamayan tencereler olsaydı sonuç farklı mı olacaktı sanki?
Kapanan iş yerleri olsaydı, farklı mı olacaktı?
İşsizlik olsaydı, farklı mı olacaktı?
Açlık olsaydı; pazar artıklarını toplama yarışı…
Kadına şiddet olsaydı…
Eğitime erişim sorunu olsaydı…
Kaz Dağları'ndaki, Doğu Karadeniz'deki, Trakya'daki "talan" olsaydı…
Zinhar suçlamadan, yaftalamadan, altında "dış güç", "şer odağı", "faiz lobisi" filan aramadan "anlamaya" mı çalışacaktı iktidar halkın kaygı, feryat yahut ikazlarını?
***
Askerler değil de, mesela doktorlar olsaydı "bildiri" yayınlayanlar; iktidar bunu anlayışla mı karşılayacaktı?
Kraldan çok kralcı yandaşlarının manşetlerindeki "darbe" iddialarının yerini "terör" ithamları almayacak mıydı?
Tarlası tezeği hacizli çiftçi olsaydı feryat eden, "Konuş ey vatandaşım, korkmadan konuş, çekinmeden konuş" mu diyecekti muhatapları? "Anasını da alıp gitmeye" zorlanmayacak mıydı?
İntiharın eşiğindeki kahvehane esnafı olsaydı bir araya gelip de bildiri yayınlayan…
Restoran sahipleri olsaydı…
Hoşgörüyle mi karşılanacaklardı?
Muhalefet partilerinin dümen suyunda olmakla, provokasyonla suçlanmayacaklar mıydı?

"Evime ekmek götüremiyorum" diye ağlayan bir baba, "çocuğum aç" diye feryat eden bir anne, "online eğitim imkanım yok" deyip eğitim eşitsizliğine isyan eden bir çocuk olsaydı vicdanları "bağırta bağırta(!)" da, "kanırta kanırta(!)" da "yalancılık"la suçlanmayacaklar mıydı?
***
Atanamayan öğretmenler…
Emeklilikte yaşa takılanlar…
Kıt kanaat üniversite okuttukları çocuklarının "gece oturup gündüz uyumasına" kahrolan gariban aileler…
Aşı önceliklerini eleştirenler…
Baro başkanları…
İktidar politikalarından kısmen yahut tamamen "rahatsız" olan herhangi bir meslek grubu, toplum kesimi, sosyal sınıf ortaya çıkıp da "endişelerini" paylaşmaya kalkışsa, "Helal olsun benim demokratik hakkını kullanan bilinçli vatandaşıma" karşılığını alacaktı sanki…
***

"Üstüne vazife" sayılmayan "sokaktaki vatandaş"ı geçtim, siyasi partilerin siyasi muhalefetinden bile "darbe" çıkarabilen bir iktidarımız varken; sanki sair zamanda memlekette "Norveç demokrasisi" (Batı öykünmeciliğinden değil konuyla ilgili endekslerin kağıt üzerindeki birincisi olduğundan veriyorum Norveç örneğini) işliyormuş, herkes Anayasal hakları çerçevesinde düşüncesini, eleştirisini özgürce ve hiçbir bedel ödemeksizin ifade edebiliyormuş da, bu "darbe infiali"nin tek sebebi, öznenin "asker" olmasıymış gibi bir hava da yaratılmasın lütfen!

Hukukçular hukuku savunmaya kalksa…

Bu süreç bir yargılamaya dönüşürse, bunun en önemli ayaklarından birini oluşturacak olan yüksek yargının, ileride bakması muhtemel bir dosya hakkında peşin hüküm veren açıklamaları yetmezmiş gibi, siyasi iktidar da bütün ilgili bakanlarını ve hukukçu yöneticilerini toplamış, Montrö Bildirisi'nden dolayı haklarında soruşturma başlatılan ve gözaltında tutulan emekli amiraller hakkında, hangi idari tasarruflarda bulunabileceklerini araştırıyorlarmış.
Yağmurlu havada susuz bırakın!
Geri kalan bütün ihtimalleri iktidar ortağı bir teklif olarak sundu zira!
***
İktidara yakın yazarlar, bu siyasi cezalandırma çabasını, demokrasi mücadelesiyle de ilişkilendirerek ve gururla anlatıyorlar.
Galiba hiç "mantık" dersi almadılar.
Hukukçular cevaplandırsınlar:
Haklarında, ima olduğu bile tartışmalı olan bir ifadeye dayandırılan bir "şüphe"den başka hiçbir şey olmayan, bırakın sonuçlanmayı, daha emniyetteki ifadelerinin bile alınmadığını düşününce, fiilen başlamış bir yargı süreci dahi bulunmayan insanları, peşin peşin suçlu ilan etmek ve siyasi hükümler vermekle de yetinmeyip infazına kalkışmak da "hukuk devletine darbe" değil midir acaba?
Nerede masumiyet karinesi?
Kimin suçlu olup olmadığına, kimin nasıl cezalandırılacağına siyaset kurumu karar verecekse, mahkemeler niye var bu ülkede?
İroniye bakın ki, şu garabet manzara üzerine, hukukçular bir araya gelip de yüksek yargıya "ihsas-ı rey" uyarısında bulunmaya, siyasi iktidara da "yargı bağımsızlığını" hatırlatmaya kalksa, "darbe iş birlikçiliği" suçlanmaları işten bile değil bu şartlarda!

Yazarın Diğer Yazıları
ÇOK OKUNANLAR
      Tüm Hakları Saklıdır ©
      Yeni Çağ Gazetesi

      İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel: (0212) 452 40 40
      Faks: (0212) 452 40 58