Cinayet içinde cinayet

A+A-
Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Kamuoyuna yansıdığı ilk andan itibaren bir "kadın cinayeti" olarak ele alındı "Şule Çet Davası"; sadece bu temelde sahip çıkıldı, bu temelde adalet arandı, bu temelde kuruldu toplumdaki -en azından toplumun bir kesimindeki- vicdan ittifakı.

Aklıma takıldı:

Aynı gün, aynı saatte, aynı yerde, aynı kişiler tarafından, belki bir sapkınlığın, belki başka bir adi hesaplaşmanın sonucu olarak katledilen kişi "gariban", "sahipsiz"  bir erkek olsaydı; yargılamanın seyri farklı mı olacaktı?

***

Şule Çet, gencecik bir kadındı. Genç ömrünün son anlarında iğrenç bir cinsel saldırıya maruz kaldı. Derler ya "öldü kurtuldu"; öyle olmadı. Kapağında "kadınlığın bedeli" yazan o salyalı defteri, ölüm de kapattıramadı; kurtulamadı. Mezarında bile cinsiyeti üzerinden tacize, iftiraya, hakarete, alçak bir kara propagandaya maruz kaldı. Dün kararın açıklandığı yargılama, bu manada elbette ki bir "kadın cinayeti" davasıydı.

Bu davadaki maktul genç bir kadın değil de genç bir erkek olsaydı; elbette hiç kimse "o saatte orada ne işi olduğunu" tartışmayacaktı, "alkol alıp almadığı" konu olmayacaktı, babası "sahip çıksaydın" pişkinliğiyle karşı karşıya kalmayacaktı, "ahlak"ı sorgulanmayacaktı, "namus" kavramı bir algı aracı olarak kullanılmayacaktı…

Peki ya, davanın ilk savcısına yönelik baskılar?

Ya, olay yeri incelemesindeki "ihmaller"?

Ya, delillerin kaybolması?

Ya, otopsi raporunun eksik yazılması?

Bunlar da sadece bunun bir "kadın cinayeti davası" olmasıyla mı alakalı, yoksa "cüzdan"ın "adalet dahil her şeyi satın alabileceği" anlayışıyla mı?

***

"Şule Çet" dendiğinde, aklınıza elbette her şeyden önce o dünya güzeli kızın, sembolleşen siyah beyaz fotoğrafındaki buğulu bakışları gelsin; dramatik yaşamı ve trajik katlini elbette hiç unutmayın, unutturmayın.

Ama mutlaka bunları da hatırlayın:

Şule Çet'in öldürülmesinden sonraki süreçte;

 Bir "hukuk devleti"nde, bir "cinayet soruşturması"nın savcısı, maktulün avukatıyla ilgili ses kayıtlarının internete sızdırılmasıyla tehdit edildi.

"Bağımsız Türk mahkemeleri"nde görülen bir ağır ceza davasında, bilirkişi raporuyla ifşa edilene kadar, olay yerindeki kan, sperm ve biyolojik lekeler incelenmedi. Çöpteki atıklar incelenmedi.

En önemli delili sayılan ve adli ölü muayenesinde maktulün üzerinde olduğu görüntüyle/belgeyle sabit çamaşır, Adli Tıp'ta -hokus pokus- yok edildi.

Otopsi raporunda, maktulün bedeninde yer alan ve "cinsel saldırı"yı işaret edecek izlere yer verilmedi.

Bir "kadın cinayeti"ni örtbas edebilmek uğruna hepimizin gözü önünde bir de "hukuk cinayeti" de işlendi; onun faillerinin de peşine düşmek, onları da ifşa etmek ve onlara da "caydırıcı" cezalar vermek gerekli.

Aksi halde, yarın başka bir davada, öbür gün bir başkasında, sonra daha başkasında… "Zenginlik" ve "güç" pervasızca tehdit etmeye devam edecek adaleti.

Kötü hal…

Mahkeme, üniversite öğrencisi Şule Çet'e tecavüz ettikten sonra yirminci kattan atarak öldürdüğüne hükmettiği kişiye "iyi hal indirimi" uyguladı ve "Ağırlaştırılmış Müebbet" olan cezasını "Müebbet"e çevirdi.

En iyi ihtimalle, taş çatlasın, hadi ennn fazla 25-30 yıl sonra dışarıda! Ki, hepimiz biliyoruz, "aramıza hoşgeldin partisi"nin çok daha erken verileceğini!

("En iyi" derken toplumun "1" tecavüzcü ve katilden arınmış olarak yaşayabileceği azami süre manasında diyorum.)

***

Tamam, Türk Ceza Kanunu'nun 62. Maddesi mahkemelere bu hakkı veriyor. Tamam, mahkemeler "fail yararına cezayı hafifletecek takdiri nedenlerin varlığı halinde" cezada indirime gidebiliyor da kime göre, neye göre?

"Takdiri indirim"i sağlayan nedenler "failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri…" olarak sıralanıyor kanunda.

Dava sürecinde failin geçmişine bakılmıştı;

Dolandırıcılık, uyuşturucu…

Fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları da ortada;

İnkar… İftira… Cezaevinde, işbirlikçisiyle "cinayete intihar süsü verme" planları yapmalar… Delil karartmalar...  Mahkemeyi tanıtmak için türlü oyunlar… Öldürdüğü kıza, ailesine, tanıklara dönük ağıza alınmayacak laflar, saldırgan tutumlar… Zerre pişmanlık ifadesi bulunmadığı gibi bir de zeytinyağı gibi üste çıkma denemeleri; utanmazlık…

Bu kadar "kötü hal"deki bir failin "iyi hal" indirimi almasını sağlayan "gelecek tasarımı" neymiş veya "ilişkileri" nelermiş merak etmedim değil doğrusu!

Adalet nazarında "umut vaad eden" fail böyleyse, "toplumsal tehdit" varsayılan nasıl oluyor caba!

 

  • Yorumlar 4
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır ©
Yeni Çağ Gazetesi

İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel: (0212) 452 40 40
Faks: (0212) 452 40 58