Çok Barolu düzen: Hukuk ve demokrasi mi, Siyaset mi?

A+A-
Sadi SOMUNCUOĞLU

Son zamanlarda yerleşmiş hukuk düzenini, yasaları, kurumları ve teamülleri ihtiyaca göre geliştirme ve iyileştirme varken, ısrarla her şeyi sıfırlayıp yeniden kurma yolunun tercih edildiği görülmektedir. Bu yaygın ve sürekli uygulamalardan anladığımıza göre, 100 yıllık Türkiye Cumhuriyeti ve 600 yıllık Osmanlı Türk Devleti ile aynı medeniyetin ve kimliğin sahibi olduğumuz gerçeği önemsenmiyor. Siz bu tespiti 5 bin yıllık Türk tarihine de teşmil edebilirsiniz. Çünkü dün de Türk Milleti'ydik, bugün de… Milli varlık ve beka hassasiyetlerle korunabilir ve yaşatılabilir. Yaygın uygulamaya bakarak bu hususa dikkat çekmek istiyoruz.

Barolar Birliği'nin başına gelenler de değerlendirmemizin şablonu gibidir.  Ayrıca konu hukuk devleti, insan hakları, demokrasi ve güvenlik açısından çok önemlidir. Unutulmasın ki, hukuk düzenin; Savcılık suçlama, Yargı Türk Milleti adına yargılama, Avukatlık ve örgütü Barolar mukaddes savunma hakkına dayanmaktadır. Yani üç sütundan biridir.

Bu yasa teklifini dikkatlice okuyunca görüyoruz ki, hukuk yerine siyaset belirleyici olmuş. Çok Barolu düzenin "örgütlenme" hakkı olduğundan bahsedilmesi de bunun sonucu olsa gerek. Nitekim, barolar yarı resmi meslek ve kamu kuruluşlarıdır. Her önüne gelen baro kuramaz. Bahsi geçen "örgütlenme"  STK'lar, Vakıflar gibi demokratik örgütlerdir.  

**

Konumuzun esası olan yasa teklifine dönersek: "İkinci ve üçüncü fıkralarda yapılan değişikle, her baro, baro başkanı dâhil en az dört delegeyle ve beşbin üyesi olan barolar bakımından ayrıca her beşbin üye için ilave bir delegeyle Türkiye Barolar Birliği genel kurulunda temsil edilecektir. Düzenlemeyle kurumsal olarak baroların, Birlik genel kurulunda daha etkin bir şekilde temsil edilmesi amaçlanmaktadır." (Madde 17)

Hemen açıklayalım, her barodan gelecek dört delegeye, "beş bin üyesi olan barolar bakımından ayrıca her beş bin üye için ilave bir delegeyle temsil edilecekse, 46 bin 52 üyesi olan İstanbul'un delege sayısı 14, 17 bin 518 üyesi olan Ankara'nın delege sayısı 7 ve  9 bin 612 üyesi olan İzmir'in 5 delegesi olacak demektir. İstanbul, Ankara ve İzmir'in dışında kalan baroların en çok üyesi olanı, Antalya 4757, Bursa 3757 ve  Adana 3059'dur. Diğer barolarımızın üye sayısı, 48, 42, ve 91 gibi sayılarda kalıyor. 

**

Temsilde adalete yer verilmeyen, siyasi hesaplarla hazırlanan yasa teklifinde baroyu temsil edecek dört delegenin seçimini de Barolar Birliği yapabilecektir. Şöyle ki, il barolarını kuracak dört kişi Birliğe müracaat edecek, Birlik uygun gördüğü dört kişiye yetki verecek. Aynı zamanda o baronun da yöneticisi sayılan bu dört kişi Barolar Birliğinin Genel Kurulun da delege olarak oy kullanacaktır. Böylece müracaat eden ve kendisine oy verecek dört kişiyi Birlik belirlemiş olacaktır.  

Barolar Birliğinin Genel Kurulunda her baro üye sayısına göre değil de "Baro" adına kurucu dört avukat tarafından temsil edilecekse, burada ne hukuktan ne de demokrasiden söz edebiliriz. Azlığın çokluğa hükmettiği yapı çıkıyor ki, bunu ne demokrasi, ne de hukuk kabul eder. Bu düzen ancak baskıcılığa davetiye çıkarır. İşte bu zihniyete "siyaset" diyoruz, yani "Ben böyle istiyorum" zihniyeti.

**

Yasa; "Birlik Yönetim Kurulu doğrudan veya en az yirmi beş baronun yönetim kurullarının yazılı istemi üzerine, 117 nci maddede belirtilen görev alanıyla sınırlı olmak kaydıyla, Genel Kurulu olağanüstü toplantıya çağırır." Diyor. (Madde 18)

İstanbul, Ankara ve İzmir'in dışında 77 baro var. Yirmi beş baronun yönetim kurulunun yazılı istemi üzerine Genel Kurulu olağanüstü toplantıya çağırabiliyor. Avukat sayısının toplamı, 127 bin 692, üç ilin avukat sayısı 73 bin 182, 77 baronun tamamının üye sayısı 54 bin 509. 25 Baro yönetim kulununun yazılı çağrısı demek, üyelerinin değil yönetim kurullarının  çağrısı demektir. Burada da hukuk ve demokrasi yerini siyaset bırakmış sayılmaktadır.

**

Önemli bir diğer husus da baroları üyelerin değil de, örgütün (baronun) temsil etmesidir. Bilindiği gibi demokrasilerde temel değer ferttir, vatandaştır. Sistem bu temele oturur. Milletvekili, Belediye Başkanı ve Muhtarlık seçimlerine olduğu gibi. Ülkede demokrasinin ve hukukun kuralları uyum ve ahenk içinde bir bütün halinde işler. Bu bozulursa ülke yönetilemez hale gelir. Keşmekeş, kargaşa, cepheleşme, bölünme ve iç kavgalar milleti huzursuz eder.

Tartışmalarda baroların hatalarından bahsediliyor. Bunların hepsi de doğru olabilir. TBMM'nin  bütün kararlarının, Hükümetin ve Cumhurbaşkanının bütün tasarruflarının, mahkemelerin bütün kararlarının doğru olamayacağı gibi barolar da aynı durumdadır. Büyük ölçüde ülkemizin eğitim, kalkınma ve refahı gibi temel sorunlarını çözme yerine, yıkım yolu seçilirse vay halimize. Hukuk, adalet, insan hakları, demokrasi ve güvenliğimizden vazgeçemeyiz. En hafif tabiriyle bir pire için yorganı yakamayız.

  • Yorumlar 2
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları