Cumhur İttifakında Bahçeli krizi diye başlayan söylemler süredursun, iktidar bloku, kendi içinde oynaşıyor. Aslında Bahçeli’nin de belirttiği gibi şimdilik somut anlamda bir “çatlak” yok.
Peki ne var?
Dar alanda güç yoklaması yapıyorlar. Biri diğerine kendisinin önemini hatırlatırken öbürü, “ben ağayım” demeye getiriyor.
İktidar blokunun bu güç yoklaması yahut hatırlatması, elbette bir ihtiyaçtan doğuyor. Bu ihtiyaç, daha çok MHP kanadının sorunu. Çünkü MHP kanadı, kendilerinin de belirttiği gibi “iktidarın doğrudan ortağı” yani parçası değil. Ancak, özellikle parlamentoda iktidarın önemli bir parçası. MHP-AKP ilişkisini salt parlamento üzerinden değerlendirirsek, yürütmede gördüğümüz ilişkinin tersine bir durumla karşılaşırız. Hükümet icraatlarında kendisine bir bakanlık dahi verilmeyen MHP, Yasamada, hükümetin tüm icraatlarını aynı partinin vekilleriymiş gibi onaylıyor. Meselâ
“Yolsuzluklar araştırılsın” diyor muhalefet, onlar hep birlikte ret oyu vererek “araştırılmasın” diyorlar.
Siyasi birliktelik bu kadar güçlü.
Halbuki milliyetçi bir partinin herkesten önce yolsuzlukları araştırması gerekir. Milliyetçi siyaset bunu gerektirir. Milletin ve kamunun çıkarı neyse o.
İktidar MHP ilişkisine bakıldığında son zamanlarda bürokraside sorun yaşanıyor. Özellikle emniyet müdürleri kararnamesinde MHP geri plana itildi. Üst bürokrasisinde MHP bir şekilde tasfiye edildi. Doğrusun isterseniz, bu durum Türkiye’nin temel sorunu.
Devlet, yani bürokrasi, gelişmiş ileri demokrasilerde ve hukuk devletlerinde bizdeki gibi siyasal gruplara paylaştırılmaz. Hak eden kariyer basamaklarını tırmanır ve hak ettiği yere gelir. Esas olan, hukuk sınırları içinde görev ve yetkileri kullanmaktır. Siyasal görüşe bakılmaz. Kişinin başarısına bakılır. Çünkü devlet, herkesin, hepimizin kısaca bütün halkın/milletindir.
Türkiye’de durum bunun tersine işler. Bu sebepledir ki, bir türlü standartları yüksek bir demokrasi inşa edemiyoruz. Bunun böyle olduğunun en somut örneğini mülakat sınavlarıyla hep birlikte görüp yaşıyoruz. Haksızlık, bir diğer anlatımla devlet bürokrasisinin ele geçirilmesi yahut iktidar ortaklarına pay edilmesi burada başlıyor. Devlet, iktidara gelen partinin ortaklarına pay edeceği bir yapı değildir. Milletin kendisine ait bir tüzel kişiliktir.
Yeniden MHP-İktidar ilişkisine gelirsek, çatışma, sözde “barış süreci” üzerinden yürüyor. Süreci en yüksek noktadan başlatan ve sahiplenen MHP, kararlı çizgisinde ilerlerken, AKP, önlerine gelen anketlere bakarak halk desteğinin beklendiği gibi olmadığını görerek, iktidarı kayıp etme endişesi ile hareket ediyor. Halbuki AKP’nin temel amacı, Erdoğan’ın PKK'nın silah bırakma sürecine de söylediği gibi, "AK Parti, MHP ve DEM Parti olarak bu yolu beraber yürümeye karar verdik" söylemini sandığa yansıtmaktı. Ancak komisyon kurulmasından bu tarafa Yenişafak Gazetesi’nin “Komisyon İmralı’ya gitmesin” manşetinde belirttiği gibi, halkın “yüzde 76,7’si desteklemem” cevabını vermişti. Gazete haklıydı. Anket sorusu açıktı: “Terörsüz Türkiye Komisyonunun İmralı Adasına giderek, Abdullah Öcalan’la görüşmesini nasıl değerlendirirsiniz?”. Evirip çevirmeden direkt sorulmuştu. 2-3 Kasım’da sorulmuştu. Daha yeniydi.
Yüzde 76,7’nin “Desteklemem” dediğinden bir gün sonra MHP lideri: “Meclis’te kurulan Komisyon’dan seçilecek milletvekillerinin İmralı’ya giderek ilk ağızdan ve ilk elden ihtiyaç duyulan mesajları alması süreci çok daha güçlendirecektir. Milliyetçi Hareket Partisi böylesi bir heyete katılmaya hazırdır. Korkuya, kaygıya, çekinmeye, çelişkide bocalamaya gerek yoktur. Bugüne kadar İmralı sözünü tutmuş, açıklamalarının arkasında durmuştur” dese de kendisi de halkın ne düşündüğünü biliyordu. Elbette onun da anketlerden haberi vardı. Buna rağmen ısrarlı.
Neden?
Bunun şu nedenleri olabilir:
- Süreci kendisi başlattı ve sonuç almak istiyor olabilir.
- Kendisinin oy kaygısı, iktidar olup, ülkeyi yönetme çabası ve isteği yok. Dolayısı ile çekineceği, korkacağı bir şey de yok.
- İktidara kendini hatırlatıyor olabilir. Özellikle MHP’sizliğin iktidarın devamı üzerinde ne gibi sonuçları olacağını düşündürmek gibi.
- Etkili güç odaklarının beklentisi bu yönde olabilir.
Bu arada MHP, ittifakın bir parçası olsa da ara sıra hükümet ortağı olmadığını hatırlatma gereği duyuyor. Böyle davranmasının sebebi de kendi oy kaybını önlemeye yönelik bir hamledir. Seçmene yönelik bir siyasettir. Tabanı tutma girişimidir. Hiç şüphesiz, “iktidar içindeki muhalefet” görünümü şaşırtmacadır. Çünkü ta en başından Partili Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin kurucu fikir babası kendileridir. Dolayısı ile Türkiye’yi parlamenter sistemden çıkarıp, otoriter, tek partili sisteme geçiren de kendileridir. Geçmişte yapılan grup toplantılarında sisteme bağlılıklarını çok kere açıkladıkları da bilinmektedir.
Öyle ise?
İktidar ortaklarının dar alanda güç gösterisi yapıyor olması kimseyi kandırmasın.