Deprem, yoksulluk ve ölüm!..

A+A-
Fatma ÇELİK

Öncelikle hepimizin başı sağ olsun. Geçmiş olsun İzmir. İki gündür hepimizin gözü kulağı İzmir'de. Şiddetli bir deprem, yıkılan binalar, altında kalan yüzlerce canın ardından korku, panik, şaşkınlık ve üzüntü aynı anda hissedilirken, büyük depremin peşi sıra gerçekleşen artçılar ve denizin yükselmesiyle oluşan su baskınları, sonucunda aldığımız her ölüm haberiyle duyduğumuz acı, enkazdan çıkarılan her canlı bedende duyduğumuz sevinç ve umut; neticede ise hepimizin dilinde aynı cümle: "Bu son olsun".

Topraklarımızdaki deprem gerçeği yine kendini hatırlattı. Her depremin ardından uzun uzun konuştuğumuz ancak çözümlendirmediğimiz yapı problemi yine kendini gösterdi. Sapasağlam duran binaların yanındaki binalar çöktü, yüzlerce yurttaşımız göçük altında kaldı.

Peki, o binaların sağlam duran binalardan farkı neydi? Bir ihmal var mıydı? Ya da gerçekten bir ihmal mi buna sebep olan, yoksa sonucu insanın hayatına mal olacağı bilinmesine rağmen yapıldığı için bir cinayet mi? Daha önemlisi, bu soruların cevabı aranacak mı? Yoksa yüzeysel raporlarla hiçbir soru cevaplanmadan bu facia da böyle atlatılacak mı?

Kaç deprem daha yaşanacak binaların depreme dayanıklı olmasının görselinden çok daha önemli olduğunu anlamak için? Kaç can kaybıyla anlaşılacak insan hayatının müteahhitlerin cebine giren paradan daha yüksek değer görmesi gerektiği?

Yoksulluk ve deprem ilişkisi

Prof. Dr. Ahmet Ercan'ın "Deprem yoksul sorunudur. Siz hiç zengin bir iş adamının, sanatçının enkazdan çıkarıldığını gördünüz mü? Göremezsiniz" sözleri çok tartışıldı.

Kimileri "çok haklı" dedi; kimileri "Ecel, kader…" dedi.

Ben iki yorumu harmanlayıp şu gerçekleri dile getirmek, devleti yönetenlerin sorumluluğuna dikkat çekmek istiyorum:

Evet, ölüm Allah'ın emri de… Hani 'tedbir bizden, takdir Allah'tan' ya; o tedbir için de para gerektiğini pandemide dahi görmedik mi?

Uzmanlar 'vitamin alın bağışıklığınızı yüksek tutun' diyor; vitaminler ateş pahası.

Doğal yoldan vitamin alayım dersen; meyve, sebze el yakıyor.

'Aynı maskeyi uzun süre kullanmayın, ıslanınca çıkarın, eliniz değince değiştirin' diyorlar; günde sekiz saat çalışan adam aylık giderinin ne kadarını maskeye ayıracak şaşıyor.

'Birkaç belirtim var acaba korona mıyım' diye endişe duysan, devlet hastanelerinde test yok, hastane hastane gezmek zorundasın.

Eee bir de araban yoksa, otobüsle oradan oraya koronayla geziyorsun, başlangıçta negatifsen bile, oldun mu artık pozitif.

Evet, virüs de deprem de zengin, fakir ayırt etmeden herkesi yakalıyor. Evet, herkesi öldürebilecek güçteler. Ancak sonuca yönelik ihtimaller farklı mı? Farklı.

Mali durumun iyiyse, virüsten kaçınman, virüsün tespit edilmesi ve tedavi sürecin daha kolay mı? Evet, daha kolay.

Mali durumun iyiyse, en iyi malzemelerden yapılmış en sağlam evde oturma ihtimalin daha yüksek mi? Evet, daha yüksek.

Bu, deprem ya da virüs zengini öldürmez demek değil elbet.

Ancak… Yollarda bazı kazalara şahit oluruz hani. Pahalı Alman arabalarından biri ile daha makul fiyatlı sıradan bir araç ile çarpışmıştır. Birinin tamponu dağılmıştır, diğerinde çizik yoktur. Kaza aynı kazadır ama verdiği zarar farklıdır. Tüm afetlerde vaziyet aynı.

Yöneticilerin vazifesi

Hayatlarımız, mallarımız Allah'a emanet bir şekilde yaşarken, almamız gereken tüm tedbirlerin sonucu ekonomik duruma çıkıyor. İşte bu ekonomik farklılaşma gerçeğinin karşısında ise devlete büyük görev düşüyor.

Uzmanlar depremleri az hasarla atlatmak için nelerin yapılması gerektiğini her fırsatta söylüyorlar. Onlara kulak vermeyip, müteahhit dostlarımızın kendi çıkarlarına olan taleplere kulak verdikçe depreme karşı galip gelmemiz mümkün değil.

Devlet yönetiminde, ekonomi politikalarında önceliklerin doğru belirlenmesi gerekiyor. Kimsenin itibarı, insan hayatından kıymetli değil.

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır ©
Yeni Çağ Gazetesi

İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel: (0212) 452 40 40
Faks: (0212) 452 40 58