Diplomasinin kalemi süngüdür...

A+A-
Tuncay MOLLAVEİSOĞLU

Öncelikle şu sorunun yanıtını düşünelim;

"Doğu Akdeniz ve Ege'de, Yunanistan'ın yayılmacı, şoven, haksız politikalarına, açık işgaline ve kışkırtıcı hamlelerine karşılık, Türkiye gereken ciddi yanıtı verirse, ABD ve Avrupalı ülkeler Ankara'nın mı, Atina'nın mı yanında yer alır?"

Türk yurdunu ortadan kaldırmak için yakın geçmişte emperyalizmin askerliğini yapan Yunanistan'ı yönetenler de, tıpkı sizler gibi sorumun yanıtını biliyor.

Bu nedenle Yunanistan, Kıbrıs adası çevresindeki enerji yataklarında arama yapmak için önce İtalyanları çağırdı.

İtalyan ENİ şirketi arama çalışmalarına hazırlık yaptığı sırada, bu yılın Şubat ve Mart aylarında Türk Donanması'na ait iki savaş gemisinin silüetini görünce tası tarağı toplayıp bölgeyi terk etmişti.

Erdoğan'ın yakın dostlarından İtalya eski Başbakanı Berlusconi'nin de ortak olduğu ENİ adlı enerji şirketi; "bu iş bitmedi, geri döneceğiz" anlamında açıklama yapmıştı.

Çünkü pasta çok büyük!

***

Yunanistan, tarihinin hiçbir döneminde Türklere karşı açıktan bir tavır alamadı. Kurulmuş olduğu 1820'li yıllar da dahil - İngiltere, Fransa ve Rusya'nın Osmanlı İmparatorluğu'na karşı ortak düşmanlığı sayesinde, onların koruması ile bağımsızlığını ilan etmişti -  Ege'de yayılmacı her adımında, arkasına dönemin güçlü emperyalist devletlerini aldı!

Şimdi de, Türkiye ile olası kriz ya da sıcak temas anlarında "yalnız kalmamak" için, yani Avrupalı Devletler ile ABD'yi yanında tutabilmek için kendisine ait olmayan sahalarda, dev şirketlere doğalgaz ve petrol arama davetleri yapmayı sürdürüyor.

En son ABD'li dünya enerji tekeli Exxon Mobil, sondaj için üç kıtanın (Asya-Avrupa-Afrika) arasında yer alan sulara demir attı. Akdeniz'e gelen her ülke, askeri yığınağını yapmaktan da geri durmuyor!

***

Giderek ısınan sularımızda Türkiye'yi neyin beklediğini, Türkiye Barolar Birliği'nin başkan yardımcısı, benim "yürüyen kütüphane" dediğim, av Hüseyin Özbek ile konuştuk. Özbek tehlikeye dikkat çekiyor; "Batı her doların, her avronun hesabını yapar. Neden milyarlarca dolar harcayıp Akdeniz'e donanmalarını yığınak yaptılar? Exxon Mobil'i egemenlik haklarımız gereği durdurmak istediğimizde karşımızda ABD'yi bulacağız..."

Peki ne yapmalıyız? 17 Ekim tarihli "Balyoz ve Doğu Akdeniz'deki Savaş Dalgaları" başlıklı yazımda konuyu irdelemiş ve Türk Donanması'nın çok değerli emekli Amirali Atilla Kezek'in; "Bir an önce Suriye ile normalleşme yaşanmalı, Libya ile deniz yetki alanları anlaşması imzalamalıyız" görüşüne yer vermiştim.

Geçen sürede hükümetin somut bir adımını görmedik.

Önceki gün Binali Yıldırım'ın, bölgede sondaj yapacak şirketleri uyardığı konuşması ise; sorunun nedeni değil sonucuna yönelik bir çıkış olarak kaldı.

Yıldırım'ın "Her türlü oldu- bittiye anında karşılık vereceğiz" demesi ise bana Ege'deki oldu-bittiyi hatırlattı! Hani Yunanistan'ın 18 adamız ve bir kayalığımızı işgal ettiği oldu-bittiyi... MGK Eski Genel Sekreteri Ümit Yalım'ın anlık takip edip kamuoyunu bilgilendirdiği Adalar Denizi'ndeki açık işgali hatırladım.

***

Gerçek bir Türk aydını ve entelektüeli av.Hüseyin Özbek ile, Doğu Akdeniz ve Ege'de Türkiye'nin aleyhine gelişen sürecin arka planını da konuştuk.

Özbek; "Ergenekon, Balyoz kumpasları ile yapılmak istenen tam da buydu" diyor ve ekliyor; " Türk Silahlı Kuvvetleri'nin caydırıcı gücü yok edilmek istendi. 'Vay darbeciler' dediler... ' Bu askerlerin öyle suçları var ki; sokağa çıkamazlar' dediler! Tıpkı Osmanlı Donanması'nın yok edildiği Navarin Baskını gibi, Çeşme Baskını, Sinop Baskını gibi postmodern baskınlardı bu davalar... Siz TSK'yı, Donanma'yı vebalı ilan ettiniz, lanetli ilan ettiniz, Ortaçağ'daki gibi cadı avları başlattınız... Ne oldu; prestij, itibar, caydırıcılık kalır mı? "

Özbek, TSK'ya kurulan kumpası yalnızca "paralel ihanet şebekesine" yüklemenin yeterli olmayacağını, hükümetin de bu süreçte büyük sorumluluğu bulunduğunu vurguladı; "Akdeniz'de egemen olmanızı kim istemiyorsa, generallerin odalarına cd'leri koyduranlar da onlardır" dedi.

***

Öğretmenler gününü kutladık... Büyük önderimiz ve baş öğretmenimiz Mustafa Kemal Atatürk "Ordunun devlete karşı birinci ödevi en yüksek güce ve yeteneğe ulaşmasıdır" demişti.

Yine Atatürk'ün; "Savaş zorunlu olmadıkça cinayettir" sözü vicdanlarımızda kazılıdır...

Türkiye barışı korumak için savaşa hazır olduğunu göstermelidir.

Bu sözüm savaş çığırtkanlığı asla değildir!.. Tersine bölgemizde barışı sürdürmenin temel felsefesidir ve Türkiye'nin büyüklüğüne yakışan caydırıcı gücünün gereğidir.

  • Yorumlar 1
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları