Erdoğan'a gerçeği kim söyleyecek?

A+A-
Arslan BULUT

Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin bir yıllık uygulama sonuçları, eksikleri, aksaklıkları ve geliştirilmesi gereken yönleriyle ilgili kapsamlı bir çalışma başlattıklarını belirterek, "Cumhurbaşkanı Yardımcımız Fuat Oktay'ın başkanlığında bakanlıklarımızın, kurumlarımızın, akademisyenlerimizin, medya mensuplarının ve ilgili tüm kesimlerin katılımıyla bu değerlendirme çalışmasını gerçekleştireceğiz. Sonuçları da inşallah milletimizle paylaşacağız." dedi.

Değerlendirme çalışmasını yapacak bürokratlar, akademisyenler ve medya mensupları, Erdoğan'a gerçeği söyleyebilecekler mi? Zira gerçeği konuşanlar, devlet memuruysa makamından, özel sektörde ise işinden oluyor!

Zaten gerçeği söyleyebilecek kişiler bu tür toplantılara veya çalışmalara davet edilmiyor ki! Bizi davet eden olmadığı gibi...

***

Bu suskunluğun daha da ileri boyutları var. Bir süreden beri AKP'ye ve Erdoğan'a yönelik önemli eleştiriler yapan ve oyunu da Ekrem İmamoğlu'na veren ama aslında yıllarca AKP'yi desteklediği bilinen Ömer Turan, "Bazı dostlar 'hocam kendinize dikkat edin' diye beni uyarıyor. Beni ancak bir kumpasla tutuklayabilirler. Kumpas kuranların sonunu ise siz benden daha iyi biliyorsunuz." diye cevap vermiş.

Koca Türk ordusuna kumpas kurulan bir ülkede, elbette herkese kumpas kurulabilir değil mi?

Daha önce de "Linç edilmek ve bedel ödemek pahasına söylüyorum ki AKP'nin İstanbul'u kaybetmesinin sorumluluğu, Tayyip Erdoğan'a aittir" demişti. İçerden eleştiri yapan kişi, başına ne geleceğini biliyor!

Ve ötekileştirici bakış açısına cevaben diyor ki, "Bunlar akıllanmaz! Hala 'Uhud' diyor, hala 'Okçular Tepesi' diyor. Sizin karşınızda Mekkeli müşrikler yok. Sizin karşınızda en az sizin kadar Müslüman olan bu ülkenin evlatları var. AK Parti'yi bitiren sizin kutuplaştırıcı bu diliniz oldu. Yeter artık, yeter."

Erdoğan'a da "Sayın cumhurbaşkanım, hiçbir kararınız ve söyleminiz sorgulanmıyor, bunu sorgulayanlar anında hain ilan ediliyor. Bu ise hataların yaygınlaşmasına ve derinleşmesine neden oluyor." diye hitap ediyor.

***

Erdoğan ise halâ, "Bizim dünyamızda ayrımcılık, ötekileştirme, insanları küçümseme, ülkeyi bölgelere, kökene, meşrebe göre haritalandırma anlayışına kesinlikle yer yoktur. Lafla kucaklama olmaz, icraatla olur ve bunu biz yaptık. İşte Güneydoğu işte Doğu Anadolu... Buralarda parti olarak kim vardı? Malum partinin dışında hep oralarda da biz olduk. Bugün de varız inşallah yarın da olacağız." diyor.

İyi de mesele parti meselesi değil ki!

Türk Milliyetçiliğini ayaklar altına almak ne demek oluyor? Ötekileştirmeyi bir kenara bırakın, hakaretin en büyüğü bu değil mi? Bir Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanı olduğu milletin milliyetçiliğini ayaklar altına almaktan bahseder mi? Üstelik daha birkaç gün önce, kültür milliyetçiliğini de kaldırdığını söylemişti!

Oysa kurucu Cumhurbaşkanı Atatürk'ün diliyle "Türkiye Cumhuriyeti'nin temeli, Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürüdür."

***

Erdoğan, "Hiçbir ayrımcılık yapmadan her kökenden, her bölgeden, her meşrepten, her görüşten kişiyle gönül köprülerini güçlendirmek için ne gerekiyorsa yapacaklarını" söylüyor ama 17 yıldır, Türk kimliğini, millet kimliği olmaktan çıkarmak için adımlar atmaya çalışıyor.

Ve partizanlık, tarihin hiçbir döneminde görülmemiş derecede, AKP yönetiminin temel felsefesi halindedir. Sadece KPSS'den 90 puan alan gençlerin yerine 50 puan alanların devlet kadrolarına atandığını, üniversite sınav sorularının yıllarca çalındığını ve adaletin devletin temeli olmaktan çıktığını hatırlatmak bile partizanlığın veya ideolojik bağnazlığın ne boyutlara vardığının göstermek için yeter! Ayrıca devlet gücünü silah olarak kullanarak medyayı ele geçirmek, adalet sistemini ele geçirmek, yargıyı kullanıp orduyu ele geçirmek ne demektir?

  • Yorumlar 21
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları