Erken seçim göründü!

A+A-
Batuhan ÇOLAK

31 Mart seçimleri sonrasında Türkiye'de kritik değişiklikler oldu.

AK Parti'nin 3 büyükşehirde kaybetmesi, İstanbul'da yapılan ikinci seçimde oy kaybının 1 milyona yaklaşması, iktidar partisi adına yeni bir sürecin başlayacağının ön gösterimi gibiydi.

Nitekim öyle de oldu.

AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD ile "Kontrollü kriz"in kendisi için olumlu sonuçları olmayacağını gördüğü için, Rusya ile ilişkileri soğutmaya başladı.

YPG ile birlikte hareket eden ABD ile hiçbir şey olmamış gibi yeni bir ortaklığa girildi.

Türkiye'nin aleyhinde olduğu çok açık bir şekilde görülen, tıpkı Irak'ın kuzeyinin "Kuzey Irak"a dönüştüğü sürecin bir yenisi Suriye sınırımızda başlatıldı.

Birkaç sene içinde, söz konusu bölge için "Kuzey Suriye"den başka bir telaffuz işitmeyeceğiz.

Zaten, Cumhurbaşkanlığı ve iktidara yakın medya organları Suriye'de sanki farklı bir bölgeymiş gibi "Kuzey Suriye" tanımında ısrarcıydılar. Bundan sonra uluslararası medyada ve siyasilerde de bu tanımlamaları görebiliriz.

Irak'ın kuzeyi, Kuzey Irak'a dönüşürken Türkiye'de terör patladı. Örgütün yıllardır güç topladığı ve yönetildiği yönetim kadrosu da yine Irak'ın kuzeyinden Kuzey Irak'a dönüştürülen bölge içinde. İşte bu tablonun neredeyse aynısını Suriye'nin kuzeyinde kendi ellerimizle gerçekleştirme arifesindeyiz!

İdlip'te konvoyumuzun vurulması

Türk Silahlı Kuvvetleri'ne ait konvoyun İdlip'te vurulması önemli bir dönüm noktasıydı. TSK'nın yapmış olduğu açıklama da Türkiye'nin Rusya ile bölgede ortak hareket etmeyeceğini kanıtlıyor.

Milli Savunma Bakanlığı, 3 vatandaşımızın hayatını kaybettiği saldırı sonrası şu açıklamayı yaptı: "İdlib'de 9 Numaralı Gözlem Noktası'na intikal esnasında konvoyumuza bir hava saldırısı düzenlenmiş, 3 sivil ölmüş, 12 sivil yaralanmıştır. Mevcut anlaşmalara ve Rusya ile aramızdaki iş birliği ve diyaloğa aykırı bu saldırıyı şiddetle kınıyoruz."

Bu açıklamanın meali; "Bu saatten sonra bölgede Rusya ile ortak hareket edemeyiz" olarak yorumlanabilir.

Tekrar başa dönelim…

Dış politikada bu keskin dönüşler ve değişiklikler ile yerel seçim sonuçlarının çok yakın bir ilgisi var.

Erdoğan, hiçbir şekilde kaybetmek istemiyor. Çünkü kendisini hem içten hem dıştan sıkışmış hissediyor.

Abdullah Gül, Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu, İstanbul'daki seçim sonuçlarını çok yakından takip ediyorlardı. İmamoğlu kaybetseydi muhtemelen parti çalışmalarını erteleyecek ya da vazgeçeceklerdi. Ancak İmamoğlu'nun ikinci kez kazanması en çok onları sevindirdi.

Artık kararlı bir şekilde AK Parti'den ayrı hareket edecekler.

Bu ayrılma süreci AK Parti'den ne kadar oy götürür bunu zaman gösterecek. Ancak şu anki tahminler yüzde 5 oy kaybı ile Erdoğan'ın tek başına iktidarının önüne geçeceğini gösteriyor.

Dolayısıyla Erdoğan'ın, Devlet Bahçeli ile yapmış olduğu ittifak büyük önem taşıyor. Bahçeli'nin ayrılması veya Erdoğan ile ters düşmesi AK Parti'nin bugün itibariyle iktidardan uzaklaşması anlamına geliyor.

Bu durumu gören Erdoğan, Bahçeli ile diyaloğunu her geçen gün artırmak istiyor.

AK Parti içindeki itirazlara rağmen MHP ile ittifak bir şekilde ayakta tutuluyor.

Bahçeli'nin, İYİ Parti'ye "Dava arkadaşlarım aramıza dönün" açıklaması da aslında temelsiz bir girişim değil. İYİ Parti kurumsal ya da bireysel anlamda Cumhur İttifakı'na çekilmek isteniyor.

Muhtemelen, HDP'li belediyelere kayyum atanması Bahçeli'nin evinde yapılan buluşmada konuşulmuştu. Bu minvalde ilerleyen günlerde çok daha farklı hamleler de gelebilir.

İYİ Parti tüm bu gelişmeler karşısında nasıl bir tavır takınacak merak konusu. Çünkü şu anda Türkiye'nin kararı ve refleksi en merak edilen partilerinden biri haline geldiler.

Tüm siyasi partiler görüşlerini açıklamışken, tek açıklama yapmayan İYİ Parti oldu.

"Destekliyoruz" deseler, muhalefet eleştirecek. "Desteklemiyoruz, yargı karar vermeli" deseler parti içinden eleştiri gelecek.

Son günlerde parti yönetim kademesinin geçmişte yaptıkları konuşmaların ortaya çıkması da bu kapsamda değerlendirilmeli.

İYİ Parti'nin kontrolündeki milliyetçi oylar kaydırılmak isteniyor.

İYİ Parti'nin belirli konularda tam ne yapacağını, nerede duracağını, nasıl tepki vereceğini bilememesi de bu kaydırma sürecine katkı sağlıyor.

Toparlamak gerekirse;

İdlip'te konvoyumuzun vurulup Rusya'nın suçlanması,

ABD ile güvenli bölge çalışmalarının yapılması,

Seçimlerden önce Öcalan'ın mektubunu yayınlayan refleksin HDP'li belediyelere kayyum ataması,

Bahçeli'nin milliyetçi söylem dışında farklı tartışmalara girmemesi,

İYİ Parti ile ilgili yapılan yayınlar ve parti içindeki kararsızlıklar…

Tüm bu gelişmeler ufukta erken seçim olduğunu gösteriyor.

Erdoğan, kendi kontrolünde olan bir erken seçime giderek hem parti içindeki ayrılışların önüne geçmek hem de ABD ile ilişkileri yeniden düzeltmek istiyor.

Bu süreçte muhalefetten bazı isimlerin Demirtaş'ın doğum gününü kutlaması ve bunu basına servis etmeleri ise milliyetçi seçmeni rahatsız ediyor.

Erdoğan, "HDP'yi eleştiren Kürtçüleri, ABD'yi ve milliyetçileri" yanına alarak baskın erken seçim düşüncesini benimsemiş gibi.

  • Yorumlar 21
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları