Gülçin Çandarlıoğlu'na teşekkür

A+A-
Ahmet B. ERCİLASUN

Son haftalarda bir hayli meşgulüm. Geçen hafta Balıkesir Üniversitesi'nde Oğuznameler hakkında bir konferans verdim. Bu haftanın başında da Ordu'da idim. Bir günlük "Eski Türkçe Araştırmaları Çalıştayı"nı izledim ve çalıştay sonunda bir değerlendirme konuşması yaptım. Türklük biliminde Eski Türkçe terimi, Köktürk, Uygur ve Karahanlı dönemleri için kullanılır. Yani yazılı Türkçenin ilk dönemleri. Çalıştayda, özellikle bu dönem üzerinde çalışan meslektaşlarım değerli bildiriler sundular.

Bu yoğun faaliyet içinde genel ağ üzerinden satın aldığım küçük bir kitap da elime düşüverdi: Prof. Dr. Masao Mori'nin Göktürkler Ders Notları.

Bazı kitapçıklar bende, arkeolojik bir kazı sonunda bulunmuş antik bir eser izlenimi uyandırır. Arkeoloji sözünü kullanmam da boşuna değil. Çünkü yine bugünlerde Azerbaycanlı bilgin ve romancı Kemal Abdulla'nın Dede Korkut Poetikasına Giriş adlı eserini okudum ve onun Dede Korkut Kitabı üzerinde âdeta arkeolojik bir kazı yaptığını gördüm. Bu sebeple zihnim arkeoloji mecazıyla dolu.

Zihnimde bu mecaz var ama Masao Mori'nin kitabı gerçekten arkeolojik bir buluntu gibi. Mecaz değil gerçek anlamda bir buluntu. Çünkü Japon bilgini Masao Mori 1976-1977 ders yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü'nde Göktürk Tarihi, Türk Dili ve Edebiyat Bölümü'nde de Göktürk Dili dersleri vermiş. Eski Uygur tarihinin tanınmış uzmanlarından Gülçin Çandarlıoğlu da dersleri izlemiş ve not tutmuş. İşte benim elimdeki küçük eser bu notların kitaplaştırılmış şekli. Yani notlar 1970'lerden beri sanki toprağın altında kalmış ve 2019 yılında toprak altından bulunup ortaya çıkarılmış.

İşte bunun için, Uygur tarihiyle ve genel Türk tarihiyle ilgili çalışmalarını zevkle okuduğum Gülçin Çandarlıoğlu'na teşekkür ediyorum. Tabii eseri yayımlayan Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı'na da.

Köktürk tarihiyle ne kadar ilgilendiğimi meslektaşlarım bilirler. Meraklı okuyucuların da bildiğinden eminim. Köktürk tarihiyle ilgili hemen bütün yayınları izleyip okuduğum hâlde Mori'nin bu kitapçığından yeni şeyler öğrendim. Mori'nin bazı makalelerinden tabii ki haberdardım. Ancak onun ders notlarında, makalelerine de yansımamış bulunan veya benim görmediğim çok ilgi çekici bilgi ve görüşler var.

Mesela Mori Türk kelimesini M.Ö. 3. yüzyıla dek götürüyor. Masao Mori, bu yüzyıldaki olaylardan bahseden Çin kaynaklarında geçen Ding-ling sözünün, Türk / Türük kelimesinin Çin kaynaklarındaki ilk biçimi olduğuna inanıyor. Köktürklerden hemen önce Avrasya bozkırlarının çok geniş bir alanına yayılmış bulunan Tie-le'lerin de Türk / Türük olduğunu, daha doğrusu Tie-le kelimesinin de Türk sözünün Çin kaynaklarındaki bir biçimi olduğunu kabul ediyor. Böylece Türk / Türük - Tie-le - Ding-ling bağlantısı üzerinden M. Ö. 3. yüzyıla dek gidiyor.

Köktürk bengü taşlarındaki milliyetçilik anlayışı üzerinde de Masao Mori'nin son derece dikkat çekici görüşleri var. Bilge Kağan'ın yaptıklarıyla gurur duyduğunu gösteren ifadelerini ve özellikle tutsaklık döneminde dile getirilen "Türük halk tabakası hep şöyle demiş: İlli millet idim, ilim şimdi hani? Kime ili kazanıyorum? der imiş. Kağanlı millet idim, kağanım hani? Ne kağana işi gücü veriyorum? der imiş" sözlerini Mori, "siyasal milliyetçilik" terimiyle ifade ediyor. Hatta Köl Tigin anıtının giriş kısmını "siyasal milliyetçiliği yücelten millî bir marş" olarak nitelendiriyor.

Çinlilerin yumuşak ipeklilerine aldanılmamasını, bunun yerine Ötüken'den yabancı ülkelere kervanlar gönderilmesini işleyen satırları da Masao Mori "iktisadi milliyetçilik" olarak adlandırıyor.

Mori'ye göre bengü taşlarda "dinî milliyetçilik" de vardır. "Yukarıda Türük Tanrısı, öyle demiştir: 'Türük milleti yok olmasın tekrar millet olsun' diye, babam İltiriş Kağanı, annem İlbilge Hatunu, Tanrı (onların) tepesinden tutup yukarı kaldırmıştır." sözlerini, "il veren Tanrı", "Tanrı'nın kut vermesi" gibi ifadeleri inceleyen Mori bunları "dinî milliyetçilik" olarak adlandırır.

Masao Mori şöyle demektedir: "Türk milleti'nin adı ve sanının yok olmasını istemeyen ve Türk Milleti'nin dirilmesini temenni eden Tanrı ve Mukaddes Yer-Su, Türkler için millî Tanrı ve Yer-Su idi."  

Bu hafta Türkçüler Günü'nü de idrak ettik. Çeşitli yerlerdeki konuşma ve törenlerle Türkçüler Günü'nü andık. 1944 olayları üzerinden 75 yıl geçti. Türkçüler elbette o günleri, Türkçüleri ve Türkçülüğün tarihini unutmayacaklar. Fakat iyi bir Türkçü, Türk'ün tarihini de iyi bilen bir Türk olmalı değil midir? Böyle düşündüm ve Masao Mori'nin kitabını 3 Mayıs armağanı gibi kabul edip yutarcasına okudum. 

 

  • Yorumlar 1
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları