Gündemin dayanılmaz ağırlığı!

A+A-
Özcan YENİÇERİ

Saraya giden CHP'li günlerce tartışıldı. Kimdi? Ne için gitmişti? Ne konuşulmuştu?  En absürt senaryolar günlerce televizyon ve gazetelerin manşetlerini işgal etti. Sonuçta sizlere ömür gündem öldü.

Sıfıra sıfır elde var sıfır, böylece elde edilmiş oldu.

Rand Co'nun ortaya attığı "darbe" iddiaları ise aylarca tartışıldı. Herkes bu tartışma üzerinden öfkeyi rakibinin üzerine boca etti. Bu darbeler ve tartışmaları hep böyledir. ABD'de tezgâhlanır biz de gerçekleştirilir, onların çocukları yapar bizim çocuklar bundan etkilenir. Sonuçta bu kez iddiacılar iddialarıyla baş başa kaldılar. Çünkü iddianın sahibi ABD'deydi.

Bu defa hiç orta yerde hiç bir neden yokken "15 Temmuzun tadı damağımızda kaldı" söylemi gündemin kalbine yerleşti. "Aile olarak 50 kişiyi götürmekten" söz edildi. Ardından silah için "zula"dan, ölüm için "liste"den söz eden bir zatın tehditleri gündemi meşgul etti. Çevir gazı yanmasın türünden gündem ağzına tıkılan sakızı günlerce tükürmeden çiğnedi. Sonu gelmez söylemler, iddialar ve isnatlar edildi.

İşte tam bu sırada gündeme bu defa "İş Bankası" düştü. Atatürk'ün İş Bankası için yaptığı vasiyetinin yok sayılması için yasa değişikliğinden söz edildi. Siyasetçiler konuştu, gazeteciler tartıştı, tarihçiler arzı endam eyledi ve bu konuda edilmedik söz, ortaya atılmadık teklif ve iddia kalmadı. En sonunda konu daha sonra ısıtılmak için şimdilik zaman dondurucusunun içine konulup kaldırıldı.

Bu defa gündemin adı Ayasofya'ydı, tarihti. Birden "Ayasofya" tartışması gündeme düştü. Egemenlik sorunu olan böyle bir konu hiç yoktan Rusya'nın, ABD'nin, Yunanistan'ın aba altından sopa göstermesine neden oldu. Önce açıp sonra duyurulacak bir konu, önce duyurulup sonra açar gibi yapılınca durumdan vazife çıkaran yabancılarla Türkiye'yi karşı karşıya geldi.

Türkiye'nin en üst düzey yetkilisinden bu defa "Ben bilmem Danıştay bilir" türünden bir açıklama geliverdi. Böylece konu muallaka havale edilmiş oldu.

15 Temmuzun tadı, İş Bankası, Ayasofya derken gündemin hiç eskimeyen konusu olan "Kadına şiddet" bir sanatçı üzerinden bu defa arzı endam eyleyiverdi. 'Şiddetin her türlüsüne karşıyım' türünden laflar edenler oldu. Rakiplerini toplumun en hassas hastalığı olan "Kadına şiddet" içi boş tartışmalarla gündemi meşgul etti.

Ankara Barosu, durumdan vazife çıkararak Diyanet İşleri Başkanı'nın konuşmasını eleştirdi. Bu konuşma iki tartışmayı gündeme getirdi: Birincisi İstanbul Sözleşmesi, ikincisi de Baroların yeniden yapılandırılmasıdır.

Gündemdeki yeni tartışma barolardı. İktidar baro sorununu kökten halletmek için akıllara ziyan bir "çoklu baro" teklifini gündeme getirdi. Baro başkanları bu teklife karşı yürüyüş yaptı. İktidar yasa tasarısı hazırladı ve nihayet yasalaşmak üzere TBMM'nin gündemine getirdi. Sonuçta yasa çıkınca Anayasa Mahkemesi süreci başlayacak. Anadolu'da böyle durumlar için "Ağrımaz başa çaput bağlamak" derler.

Baro tartışmaları, Türkiye'de savunmayı bırakın müvekkilini ve kamuyu kendini savunamayacak hale getirdi.

Bu arada kendiliğinden ülkenin gündemine giren ve hiç taviz vermeden halkın yaşamını etkileyen Covid 19 alabildiğince icraatına devam etti ve bundan sonra da edecek gibi görünüyor. İktidar pandemi gündemini maske, mesafe ve temas kavramlarına ihale etti.

Millet pandemiyle can derdindeyken birden ahlak, namus ve şeref kavramından habersiz kişilerin attığı tweetlerle gündem tekrar alt üst oldu. Siyasi parti liderleri ve iktidar konuyla ilgili yasal düzenleme hazırlığına giriştiler.

Bu arada Çanakkale'de orman, Sakarya Hendek'te fabrika yangını henüz sönmüştü. Van gölünde batan kayıkta ölen düzensiz göçmenler gündeme düştü.

Türkiye suni ve doğal gündemin dayanılmaz ağırlığı altında yaşamıyor, nefes alıp veriyor!

  • Yorumlar 4
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları