Borsa, bir ülkenin ekonomisinin aynasıdır. O aynaya yansıyan görüntü ne kadar net ve doğruysa, ülke ekonomisinin sağlığı da o kadar güven verir. Ancak son dönemde Türkiye’de bu aynada bazı bulanıklıklar dikkat çekiyor.

Özellikle halka arz süreçlerinde, kalite standardının giderek geri plana itildiğini görüyoruz.

Son yıllarda borsaya olan ilgi, tarihte eşi benzeri görülmemiş bir seviyeye ulaştı. Milyonlarca küçük yatırımcı piyasaya girdi, yeni şirketler halka arz edildi, sermaye piyasaları gündemin merkezine oturdu.

Bu tablo, yüzeyde son derece olumlu görünüyor. Ancak derinlere indiğimizde, bu hızlı büyümenin ardında kalite yerine nicelik odaklı bir anlayışın yerleşmeye başladığını fark ediyoruz.

Halka arz, bir şirketin büyüme yolculuğunda önemli bir dönüm noktasıdır. Bu adım, sadece sermaye toplamak için değil, aynı zamanda şeffaflık, kurumsallık ve güvenilirlik sınavıdır. Bu yüzden borsaya gelen her şirketin, ülke ekonomisinin derinliğini ve üretim gücünü doğru biçimde yansıtması gerekir.

Oysa bugün borsamız, giderek daha fazla ufak, spekülatif ve manipülasyona açık hisselerle dolmaya başladı.

Bu durum yalnızca piyasanın itibarını değil, aynı zamanda yatırımcı güvenini de tehdit ediyor. Küçük yatırımcı kısa vadeli kazanç umuduyla bu hisselere yöneliyor, fakat çoğu zaman manipülasyonun kurbanı oluyor.

Bu tabloyu değiştirmek elimizde. Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) ve Borsa İstanbul’un, halka arz süreçlerinde kaliteye dayalı bir filtre mekanizması oluşturması gerekiyor. Her başvuru onaylanmamalı; şirketin bilanço yapısı, sürdürülebilir kârlılığı, kurumsal yönetimi ve halka arz sonrası yatırımcı ilişkileri yönetimi titizlikle incelenmeli.

Ayrıca halka arzlar, belli bir rotasyon sistemiyle yürütülmeli. Yani sadece küçük ölçekli değil, aynı zamanda orta ve büyük ölçekli şirketler de dönüşümlü olarak borsaya kazandırılmalı.

Bu denge, hem piyasanın derinliğini artırır hem de yatırımcıların güvenini pekiştirir. Büyük ölçekli ve köklü firmaların borsada yer alması, piyasayı sadece büyütmez, aynı zamanda “kalite çıtasını” da yükseltir.

Son bir–iki yılda bu konuda geri gidiş yaşandığı inkâr edilemez. Bazı şirketlerin halka arzdan kısa süre sonra yatırımcılarını hayal kırıklığına uğratması, bu sürecin daha sıkı denetlenmesi gerektiğini açıkça gösteriyor. Borsa, bir kumarhane değil; ulusal ekonominin güven platformudur. Eğer bu platformu spekülatif hisselerle doldurursak, orta vadede güven bunalımı kaçınılmaz olur.

Türkiye’nin sermaye piyasaları artık nicelik değil, nitelik odaklı bir büyüme vizyonuna geçmek zorunda. Çünkü borsa, sadece para kazanma yeri değil, ülkenin ekonomik geleceğine duyulan güvenin göstergesidir.

Unutmayalım: Güçlü borsa, güçlü ve kaliteli şirketlerle mümkündür.