Hangi haspa bizimki?

Rektör atamalarıyla ilgili neye kızıyoruz? Atanan rektörün 'bizden' olup olmasına mı? Yoksa liyakatli olup olmamasına mı?

Meselâ Boğaziçi Üniversitesi rektörlüğüne, geçmişte iktidar partisiyle adı pek anılmamış birisi atanmış olsaydı bu tepkiler olacak mıydı? Kariyeri tartışılacak mıydı?

Ya da tam tersini düşünelim: Şimdi Melih Bulu'ya sahip çıkanlar, muhalefette olsaydı ve bir başka iktidar o makama yine kendi düşüncesine yakın birisini atasaydı, o rektöre 'devlet' muamelesi yapıp korumaya alır mıydı?

***

Aslında 'adamına göre muamele' bir anlamda 'çifte standart' millî hastalığımız olmuş ama çoğumuz farkında değil bu berbat marazın…

Dilimiz döndüğünce anlatmaya çalışmıştım: Yoksa 'bizi biz yapan değerlerimiz' arasında çelişkilerimiz de mi var ne?

'Yanlış' bizden olunca derin bir sükûta bürünürken, o 'yanlış' eğer 'karşı'dan gelirse kıyameti koparacağız!.. Hep 'bizim haspa'ya yakışacak her şey!..

'Çifte standart' pek çoğumuzun üzerinde 'partizan üniforması' gibi duruyor… İşin kötü tarafı, bu üniformayı giyen, içine düştüğü çelişkinin ya farkında olmuyor veyahut da ona kutsallık atfediyor…

'Yanlış, kötü, batıl, suç' veya adına ne denirse densin, bu fiil, işleyenin kimliğine göre nitelik değiştirmez… 'Bizden' olunca meşrû hâle gelmez, gelemez… Oysa gerçek çok basit: 'Kötü' bizden gelirse de 'kötü'dür… 'İyi' başkasından sâdır olursa da 'iyi'dir…

***

10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in rektör atamaları felâketti… Seçimde sadece 2 oy alan Mustafa Safran'ı Kastamonu Üniversitesi'ne rektör atamıştı… Muhtemelen o oylar da adayla eşinin oylarıydı… Yoksa Züğürt Ağa'nın seçimine dönecekti!.. Allah'tan ikinci oy da çıkmış, makama yetmişti!..

Cumhuriyet'te, Erciyes'te, Giresun'da, Bozok'ta ve Trakya'da da çok oy alanları değil, onların kat kat altında kalanları atamıştı Sezer…

Hele Gazi Üniversitesi'nde yaşanan tam bir skandaldı… Ahmet Necdet Sezer, 1064 oy alan Rıza Ayhan'ın ismini çizmiş ve yerine 366 oy alan Kadri Yamaç'ı rektörlük makamına oturtmuştu…

Şimdiki rektör atamalarına tepki gösterenler, o günlerde Sezer'in yaptıklarını pek de anti-demokratik bulmuyorlar, alttan alta alkışlıyorlardı…

Çünkü vicdana ve adalete ihtiyaç hissetmiyorlardı!.. İdeolojik gerekçeleri her şeyin üzerindeydi!..

***

Sezergillerin adaletsizliklerine duyulan tepkiyle büyüyüp sonra iktidara gelenler ne yaptılar? Adil mi davrandılar? Onlar partizanlıktan veya ideolojik yandaşlıktan uzak durup liyakati mi tercih ettiler? Öncekilere tepki gösterenler, kendi siyasî önderleri adaletsizlik yaptığında tavır mı koydular?

Gazi Üniversitesi, çifte standardı tanımlamaya yarayan güzel bir örnek… Abdullah Gül Cumhurbaşkanı olunca ne değişti? Seçimlerde ancak 5. olan Süleyman Büyükberber'i Gazi Üniversitesi rektörlüğüne getirdi… Daha sonra FETÖ iddiasıyla üniversiteden kelepçeyle götürülecek birisi tercih sebebiydi!..

İdeolojik gerekçeler farklı olsa da davranış kalıbı aynıydı: Bizden mi, değil mi?

Tabanlar için de durum değişmiyor: Alkışlayacak mıyız, taşlayacak mıyız? Bizimkiler atadıysa yasal bulup, alkışlayacağız!.. 'Karşı taraf'ın adamıysa, anti-demokratik deyip taşlayacağız!.. Seçilme yöntem ve kriterlerinin hiçbir önemi yok!..

***

Mesele biziz aslında, hepimiz… İdeolojik veya başka gerekçeler, vicdanımızı ve adâlet duygumuzu bastırıyor mu? Neden ölçümüz, gittikçe artan biçimde yandaşlık duygusu?

Aynı yere gelelim tekrar: Kuralları kendimize uydurmak, tepkilerimizi 'bizden olan'a göre organize edip adâletten uzaklaşmak ve mutlak galip gelme duygusuyla ölçüleri yok saymak ne kötü bir karakter…

Halbuki 'doğru', karşımızdakinden de gelse 'doğru'dur… 'Yanlış' ise bizim siyasî mahallemizden çıksa da 'yanlış'tır…

Yazarın Diğer Yazıları