HDP'yi temize çıkarma temrinleri!

A+A-
Arslan TEKİN

HDP kapatılırsa yenisi kurulur. Parti kapatmak çözüm değil. Kaç defa kapattılar, yine kuruldu. 6 milyon oy alıyor, diyorlar başka bir şey demiyorlar.
Her şey bir tarafa nasıl oy aldıklarına dair sosyolojik tahlile hiç girildi mi?
Eski Marksistler, bunlara yaranmak isteyen kendilerini pek "kültürlü" pek "saygın" gören bildik isimler HDP'yi cansiperane savunuyorlar.
İnanın bunlar da HDP eşittir PKK olduğunu çok iyi biliyorlar.
PKK Marxist orijinli olmasaydı bu kadar dış itibar görür müydü? Önümüzde Hizbullah var. Bir zamanlar fırtına estiriyordu. Siyasî partisi faaliyette. Ne kadar oy alabildi? Çünkü onların fikrî kaynakları başka; Batı'yla uyuşmaz.
Kendilerini ihanetçilere bile bile kiralayanlar, HDP'yi kurtarmak için bin dereden su getiriyorlar. Böylesine alçaklardır, böylesine aşağılıklardır, böylesine ruhlarını satmışlardır!
Bu hafta HDP milletvekillerinin fezlekeleri komisyonlarda görüşülecek. Meselemiz HDP'de şu şahıs bu şahıs değildir. Suç varsa deliller ortaya konuyorsa, "adalet"e müdahale edilmiyorsa gereği yapılmalıdır. 
Ak Parti'nin HDP milletvekillerinin dokunulmazlıklarını ne maksatla kaldırmak istediği ortada. Derdi HDP değil; diğer muhalefet partileri. Karşı ittifakı parçalamak, zayıflatmak, halk gözünden düşürmek istiyorlar. Tekrar yazıyorum... Tuzağa düşülmemelidir.
Hangi ülke terör örgütüyle iç içe olan bir partiye yol açabilir?
Şunu hiç aklınıza getirmiyor musunuz?
Ak Parti, Abdullah Öcalan'ı yere göğe koyamadığı bir zamanda, 10 maddelik mutabakat metnini "Başım gözüm üzerine!" deyip Dolmabahçe Sarayı'nda, bütün dünyaya ilân ettirdiğinde HDP'lileri muhatap aldı.
HDP'lileri İmralı'ya gönderdi, Kandil'e gönderdi... Çünkü "PKK sizsiniz!" dedi. Onlar da "Bizi niye karıştırıyorsunuz! Devleti siz yönetiyorsunuz, siz görüşün." demediler. 
HDP'lilerin İmralı'da A. Öcalan karşısında nasıl el pençe divan durduklarını biliyor musunuz? Bir örnek vereyim:
"Pervin Buldan: Başkanım, son olarak birkaç kez Necdet Buldan [kayınbiraderi] size özel selam gönderdi. Ama Kandil'deki arkadaşların bilgisi dışında bunu size söylemedim. Son Kandil gidişimizde bu durumu da Heval Cuma'yla (Cemil Bayık) görüştüm. O da bu sefer söyleyebilirsiniz, hatta bizim de selamımızı söyleyin, buraya gelsin görüşelim dediler."
Kandil'dekiler bile Pervin kadar bu derece eğilmemişlerdi!
Milletvekili adaylarının nasıl belirlendiğini de konuşuyorlar:
"Öcalan: Kimdir bu seçim komisyonundakiler? Bunlar Kandil tarafından mı belirlendi, yoksa siz mi belirlediniz?
Sırrı Süreyya Önder: Kandil belirledi.
Öcalan: Tamamıyla mı onlar belirledi? Parti Meclisi'nde belirlenmedi mi bu komisyon?
Buldan: Hayır, parti meclisinde ya da MYK'de belirlenmedi.
Öcalan: Böyle şey olur mu? Siz niye müdahale etmediniz? Devrimci cesaretiniz mi yok? Beni niye uyarmadınız?
Önder: Başkanım yaşanan sıkıntıları size iletmiştik.
Öcalan: Kimdir bu seçim komisyonundakiler? İsim verin bana. Korkmayın, tek bir isim istiyorum. Kim yaptı bu işleri? Sorumlusu kimdir? Bütün sorumlusu Kandil'dir. Ben size benim adıma müdahale edin demiştim. Benim yetkilerimi kullanmalısınız demiştim. Selahattin'e de bunları söylemiştim. Selahattin de buradan gittikten sonra 24 saat bile geçmeden bu dayatılanlara boyun eğiyor."
Biz kanunu işletin diyoruz sadece. Kanunu işletmeyen suçlu olur. HDP'ye dava açılmasın diyenler de aynı derecede mesuldür. 

Yazarın Diğer Yazıları
ÇOK OKUNANLAR
      Tüm Hakları Saklıdır ©
      Yeni Çağ Gazetesi

      İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel: (0212) 452 40 40
      Faks: (0212) 452 40 58